Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Kıssadan Hisseler » Atlantisliler
Atlantisliler-Kamino (Yol)

YOL

 
Yüzyıllar boyunca bir çok kişi Santiago de Compostela - Camino adı verilen ve Kuzey İspanya boyunca yapılan şerefli bir hac yolculuğuna çıkmıştır. Kamino’nun Samanyolunun tam altından geçtiği ve Gökyüzündeki bir Yıldız sisteminden gelen enerjiyi yansıtan ley hatlarını izlediği söylenmektedir. Yeryüzünün yaşam gücü özellikle ley hatları denilen enerji hatları üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu enerji çok yüksek bir frekansta yayılmaktadır. Ve İnsan bilinci tarafından deneyimlendiğinde, düşünce, bellek ve ilhâm açısından berraklığa neden olur ve bu hac yolculuğunu yapan insanlarda belli açılımlar meydana gelir.
 
Bilindiği üzere yeryüzünde öyle coğrafik bölgeler vardır ki, bu yerler insanın idrâkini yükseltici tesirleri taşımak bakımından diğer yerlere nazaran daha etkindirler. Kamino gibi Mekke ve Medine, Hira ve Sina Dağları, Kudüs, İstanbul, Konya,Tillo, Tibet, Peru, (özetle, Allah Dostlarının bulunduğu zâhirî mekânlar) bu coğrafyada yer alan merkezlerdir. Bu Merkezlere bağlılık, samimiyetle ve doğrulukla yönelmek ve âlemlerde giderek değişen ibâdet şekillerinin sembolik (görüntüsel) anlamlarının çok üstünde -İÇ (GERÇEK) HACCIN yüksek mânâlarına işâretler taşımaktadır.  
Bugün kutsal topraklar denilen tüm bu yerler kutsallığını, bereketini gerçek İnsan’dan ve gerçek İnsan ile yüce Yaradan arasındaki sonsuz Rahmetten almaktadır.
 
Kamino yolundan binlerce yıldır, azizler, günâhkârlar, generaller, krallar ve kraliçeler geçmiştir. Bu hac yolculuğu, en mütevâzî şekilde (mümkünse yürüyerek ve zor şartlar altında), İNSANOĞLUNUN NEFSİ İLE ÖZÜ ARASINDAKİ ÇATIŞMADA, GİDEREK ÖZÜN GÂLİP GELMESİ İLE GERÇEK İNSANLIK ÂLEMİNE YÜKSELEBİLMENİN, İNSAN’IN YARATILIŞININ GAYESİNİ ANLAYIP -YAŞAYABİLMESİNİN, ÖNCE PEYGAMBERLER KAFİLESİNİN YÜCE BAŞBUĞU HZ. MUHAMMED (S.A.V.) EFENDİMİZDE YOK OLMASI VE O YÜCE’NİN YÜCE VASIFLARI VE GÖREVİYLE O OLARAK, YÜCE ALLAH’TA FÂNİ OLMASIYLA TESLİMİYET MAKÂMINI DA AŞMIŞ OLARAK, İNSANOĞLUNUN EĞİTİMİ İÇİN HALK SÛRETİYLE HAKK İLE KÂİM VE DÂİM OLARAK, HAKKİYET’TEN HALKIYYETE RÜCÛ EDEREK HAKK İLE HALK OL EMRİ GEREĞİ, O YÜCE HAC GÖREVİNİ TAMAMLAYARAK, KUL OLARAK HİZMET, EĞİTİM VE İBÂDETE DEVAM EDİLMESİNİN YÜCE BATINÎ (İÇSEL) ANLAMLARINA İŞÂRET ETMEKTEDİR.
 
Asıl önemli olan, bu yolculuğu yapan tanınan bir Amerikalı sanatçının yolculuk esnasında yaşadığı bazı hâllerdir. Bu hâllerden birinde sözü edilen sanatçı İlâhi Âlem’den olduğunu söyleyen büyük bir Zât’la konuştuğunu görür. Bu Bilgenin “Mu Medeniyeti” ve âkıbeti konusunda anlattıklarının bir özeti, çeşitli kaynaklardan alınarak aşağıda derlenmiştir. Böylesine gelişmiş, inançlı Lemurya Medeniyetinin, benlik-senlik, bizlik-sizlik, benim-senin ayrımına ve bu ayrımın tuzaklarına düşerek önceden yaşadıkları Bir’likten uzaklaşmaları, Allah’dan yüz çevirmeleri sonucu başlarına gelen olaylar son derece ibret vericidir.
 
“Bu Zât’ın anlattıklarına göre; dünyâ yaşamının gayesi, eğitim ve beşerin Bezm-i Elest ahdini hatırlaması ve bu ahde vefâ göstermesidir. Ruhlar belirli bir olgunluğa ulaştıktan sonra fiziksel bedenlerini bırakarak İlâhi Âlem’e geri dönmeyi seçerler. Dünyâ, bu olgunluğa ulaşmak için ruhun yolculuğunda aşılması gereken bir imtihân yeridir. RUHLARIN VAROLUŞ NEDENLERİ; BU DÜNYÂDA OLGUNLAŞMAK VE TAM TESLİMİYETE ULAŞMAK OLMALIDIR. BUNU BAŞARAN RUHLAR DÜNYÂ DENEN ZİNDANI TERK EDERLER. (BEŞERİ TÂBİRİYLE ÖLÜM)
 
İLÂHİ ÂLEM’DE ÜSTÜNLÜĞÜMÜZ, TEMİZLENME NİSBETİNDE HZ. ALLAH’A YAKIN OLMAKTIR. Başlangıçta Lemuryalılar çevrelerindeki tüm yaşamla uyum içinde olmaya çabalayan bir toplum hâlinde idiler. Uyuma da Birlik yoluyla ulaşılacağına kalben inanırlardı. Çünkü Lemuryalılar her şeyin bir diğerini etkilediğini bilirlerdi. BİZE GÖRE EN YÜKSEK BİR’LİK İSE ALLAH İLE BİR OLMAKTIR. Bizler Lemurya’da dinsel âyinlerimizi iki amaç için; Yaradan’a olan kulluğumuzun gereği olmak üzere ve yardımlaşmak-birbirimize destek olmak yüksek gayesi için yaparız. Lemurya’da ibâdet, çember oluşturarak derin tefekkür hâlinde yapılırdı ve Lemuryalılar mümkün olabildiği nisbette bedensel tasarruftan soyutlanmaya gayret ederlerdi. İbâdet toplu hâlde yapıldığı için herkes gruptan daha fazla ruhsal enerji alırdı. ÂLEM-İ MÂNÂ’DA DÜŞÜNCE AYRI DÜŞÜNCELERE BÖLÜNMEZ, ÂDETA TEK BİR VARLIĞIN BİLİNCİNDEDİR.
 
Lemurya’da herkesin yaşamı bir diğerine dayanır. Lemuryalılar da başlangıçta bir bütün olarak tek bir Varlığın bilincinde idiler. Eğer bir birey geride kalırsa tüm topluluk onun gelişmesini destekleyebilmek için yavaşlayarak o bireyin düzeyinde ona yardımcı olurlardı. Tâ ki, o birey toplumun düzeyine yetişsin. Bu sürekli tekrar eder, çünkü; ruhsal açıdan gelişmek kişiye sıkıntı veren bir yük değil, neş’e kaynağıdır. Başlangıçta Lemuryalıların egoları olmadığı için, Hak’ka âit olan olumlu düşünce ve duygu gücü her zerreyi kucaklamıştır! İlâhi Âlemde bu böyledir dâima.
 
Biz Allahû Teâlâ’nın, kâinatı ve kâinattakileri yaratmakla, kendi ilâhi vasıflarını tecelli ettirdiğine inanıyoruz. Bu sayede sayısız nur zerreleri sûretlerle örtülerek sûret âleminde tecelli ettirilmişti. Ve sonsuz tecelliler âyininde olan Hz. Allah’tır, sadece!
 
Ruhlar çifter çifter yaratılmış ve yaratıldığı andan itibâren birbirlerine bağlanmışlardır. Ruhlar kendi âlemlerinde kutuplar teşkil edecek biçimde, pozitif ve negatif kutuplar olarak yaratıldı. Aynı evrenin her yerinde hareket hâlinde olan etkinlikler, yaratılan bütün zerrât kudret sarmasıyla kuşatılmış olup, yüce Allah’ın mutlak irâdesine tâbî olarak faaldirler. Sınanmak için cüz’i irâdeler serbest bırakılabilir.
Bazı Ruhlar kâinata yayılmak yerine, Allah’a hizmet etmeyi seçtiler. Bunlar olgundu, tamdı ve Allah’a tam teslim, yani Kul idiler. Yalnızca kendilerini Yaradan’ın isteklerine hizmet eden saf nurdan varlıklardı. Onlar Peygamberler, Allah Dostları, Evliyâlar, Erenler, Mikâil, Azrâil, Cebrâil ve İsrâfil adındaki Meleklerdir.
 Başka dünyâlarda, başka yerlerde, başka biçimlerde ve teknolojilerde başka varlıklar vardır. Dünyâdakine benzer koşulları deneyimleyen, hatta daha da kötü şeyler yaşayan varlıklar da bulunur. Ama tüm kâinatta asıl olan, âlemlerin gözbebeği olan, Allah’ın sırrı ile sırladığı Kâmil İnsan’dır. Durumları ne olursa olsun her bireyin ruhsal görevi, kendi İlâhi özünü hatırlamak ve temizlenerek O’na geri dönmektir.
 Âdem ırkı dünyâda tecelli ettirildikten sonra, ilkel topluluklar, alışkanlıklar, yasalar ve inançlar geliştirdi. Bizlerle beraber ruhları yaratılan ancak tekâmüllerinin daha ileri bir aşamasında olan kâinattaki bahsettiğim diğer varlıklardan bazılarının, Allah’ın izni ile, insan soyuna yardımları sonunda insanın ilk gösterişli uygarlığının beşiği doğdu. Bu uygarlık Lemurya olarak tanınmaya başladı. Dört Kitapta târifi verilen Cennet Bahçesinin simgesi burasıydı. Şimdiki Atlantik Okyanusu’nda bulunan Atlantis ise, Lemuryalıların ileri düzeye ulaşmış bir kolonisiydi. Burada yaşayanlar kendilerine Atlantisliler denilmesini yeğliyorlardı.
 Giderek Atlantisliler modern teknolojinin esîri olmaya başlamışlardı. İlâhi sıfatlarını kaybediyorlardı. İlâhi Âlemden gelen İlâhi Uyarıcılarla yapılan ikâzları duymak istemiyorlardı. Atlantisliler insanoğlunun yaşamında ihtiyaç duyduğu, üretiminde ve kullanımında riâyete mecbur olduğu kuralları çiğneyerek, her türlü hizmet ve ürünlerin hakça paylaşılmasından giderek uzaklaşıyorlardı. Maddî ilimlere benlik ve senlikle yönelişleri, enerji boyutuyla ilgili teknolojik gelişmeleri egoları doğrultusunda kullanmaları, genlerle ilgili İlâhi düzeni ve gereği dengeyi bozacak biçimde oynamaları, kendi egoları için yanardağları patlatmaları ve bu tür doğal dengeyi değiştirecek her türlü nefsanî eğlencelere yönelişleri Atlantislilerin ibret verici sonlarını hazırlıyordu. Gerçek Âlemin Sâkinleri, bu yeni teknolojik ürünlerin kullanış maksatlarının Atlantislilerin mâneviyatına zarar vermesinden ve Gerçek Âlem ile Atlantis arasında köprülerin atılmasına neden olmasından endişeliydiler.
 
Atlantislilerin sapkın nefsanî görüşleri ortak bilincimizde bölünmeye yol açtı. Bunun da sonunda çoğumuzu dengesiz duruma getiren önemli karışıklıklar oldu. Böylece hepimiz bir yabancılaşma ve yalnızlık durumuna girdik. Bunun sonucunda tüm bireyler birer “ego” ya da “bana âit” ve “bencillik” gibi duyguları geliştirdiler. Tevhid bilincimiz bu yolla yok edildi. Bu bilinç daha önce (iki zıddı, mânâ ile maddeyi, ruh ile bedeni) birlikte dengede tuttuğu için, bu teknolojik gelişmelere rağmen cehâlet batağına batmış olanların madde ve mânâ boyutlarının Hz. Allah’a âit olduğu gerçeğine yüz çevirmeleri nedeniyle, büyük bir felâket ortaya çıktı. Yeryüzü insanoğlunun ortak bilincine doğru orantıyla karşılık veren, yaşayan bir organizma idi. İnsan bilincinin doğanın ekolojik hareketlerini biçimlendirip yönettiğine inanırız. İnsanın ruhsal enerjisi doğadan daha güçlüdür. Yeryüzü hisleri, tepkileri ve duygusal davranış kalıpları ile canlı bir varlıktır. Ruhlar bozulduğunda, uyumu kaybettiğinde, altüst olduğunda, yeryüzünde de aynı şey olur. İnsanoğlunun bozulmuş olan ruhsal enerjisi, medeniyetin doğa ile mevcut dengesinin bozulmasını ve doğadaki uyumlu akışı bozdu. Ve doğa buna uygun olarak tepki gösterdi. İnsanoğlunun bozulmuş ruhsal enerjisi âlemimizin zûlmet perdesi ile örtülmesine neden oldu.
 
BEN MİLYONLARCA RUHUN BAĞRIŞARAK YARDIM İSTEDİKLERİNİ DUYDUM, ÇÜNKÜ ONLAR NE YAPTIKLARINI ANLAMIŞLARDI. Her şey hükmü altında olan yüce Allah’ın uyarmasıyla yaşadıkları karaparçasının yüzeyinin altındaki volkanik etkinlikler kıta yapısının kenarı boyunca aktif hâle geldi. Günün birinde güneş çekilip, ortalığı kara bulutlar kapladı ve yeryüzü bir karmaşa içine girdi. Şimşekler çakıyor, korkunç bir sağanak yağıyor, dehşet içindeki avâmın çığlıkları gök gürültülerine karışıyordu. Çok geçmeden volkanlar lav fışkırtmaya başladılar ve kontrol edilmesi imkânsız yangınlar çıktı. Yeryüzü sallanmaya başlayınca en içerilerdeki gazlar da faaliyete geçip patlamalara neden oldular. Alevler havayı kapladı. Zehirli gazlar çoğaldı ve tüm kıta sular altına gömüldü.
 
GÜN BATIMI RENKLERİNE BENZEYEN TURUNCU KANATLARIYLA ÇOK GÜZEL BİR KELEBEK OLAN CATOPSİLİA, İNGİLİZ GUYANASI’NDA YAŞAR. HER YIL PARLAK RENKLİ BİNLERCE CATOPSİLİA BİR BULUT HÂLİNDE ATLANTİK OKYANUSU’NDA BİR ZAMANLAR ATLANTİS VE LEMURYA’NIN BULUNDUĞU YERE DOĞRU UÇAR. BU ÖLÜMCÜL BİR UÇUŞTUR. ORADA HİÇBİR KARA YOKTUR VE HEPSİ OKYANUS ÜZERİNDE ÖLÜRLER. İBRETLE BAKAN GÖZLERE GEÇMİŞİ HATIRLATMAK VE GELECEĞİ DÜŞÜNDÜRMEK İÇİN...
 
“HÂLÂ ONLAR O SAATTEN VE ONUN KENDİLERİNE ANSIZIN GELECEĞİNDEN BAŞKASINI MI BEKLİYORLAR? İŞTE ONUN ALÂMETLERİ GELMİŞTİR. ÖYLEYSE BU, ONLARA GELDİĞİ VAKİT DÜŞÜNÜP İBRET ALMALARI KENDİLERİNE NE FAYDA VERECEK?”
MUHAMMED SÛRESİ, ÂYET: 18
 
   DERLEYEN
ZEYNEP CAMAT
 
NOT:Kamino sözcüğü İtalyanca yol anlamına gelmektedir. Kamino, Fransa’dan başlar, Pirene Dağları’ndan geçer, İspanya’nın kuzey bölgesinde Santiago de Compestela’da aynı adla anılan ünlü bir katedrale ulaşıncaya kadar gider.
 

 

  Trio Yazılım