Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri » Kâmil İnsanın Değeri
Kâmil İnsanın Değeri

 

KÂMİL İNSANIN DEĞERİ
 
BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİ İLE BİR SOHBET
 
Kardeşlerim, oğullarım, kızlarım, torunlarım, benim sevilenlerim. Şimdi yaşamınızın seyâhatinde, doğudan batıya doğru yol alıyorsunuz. Ormanların, çöllerin içinden, koca bir hayâl deryâsından geçiyorsunuz. Hayât yolculuğudur bu; yolculuk boyunca sayısız zorluk, sevinç, üzüntü, kayıp, cennet ve cehennem deneyimleyeceksiniz. Evlâtlarım, bu yolculuğa girişmenin tek nedeni var. Bir şey arayışındasınız.
 
ALLAH’A GİDEN YOLDA, HAYÂTTA, YALNIZ BİR TEK KONU VAR: İRFÂN. BU YOLCULUKTA İRFÂN ARAYARAK İLERLEMELİ VE RUHUNUZUN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KAZANMALISINIZ. YANILSAMA DENİZİNİ, ARZU DENİZİNİ, HİÇBİR ŞEYİN YETİŞMEDİĞİ KURAK ÇÖLÜ, ZİHNİ VE MEYVASIZ RÜYÂLARI VE HAYVANLARLA DOLU ORMANI AŞMALISINIZ. BÜTÜN BUNLARDA GÖRÜLECEK HİÇBİR ŞEY YOK. BÜTÜN BUNLARIN VARLIĞI SADECE ZİHİNDE; VE SİZ HEPSİNİN ÖTESİNE GİTMELİSİNİZ. 
BUNU YAPABİLMEK İÇİN ÂRİF BİR ÖĞRETİCİYE İHTİYÂCINIZ VAR. ALLAH’A GİDEN YOLU, ÖZEL BİR HARİTA KULLANARAK, SADECE ÂRİF ÖĞRETİCİ GÖSTEREBİLİR.
 
Bu yolda ilerlerken pek çok üzüntü ve zorlukla karşılaşacaksınız. Kan bağları, ırk ve dîn farklılıkları karşınıza çıkacak. Ancak yanılsama ve hayâl denizine dalmış olanlar, bu zorluklarla karşılaştıklarında herhangi bir şeyin yanlış olduğunu fark etmeyeceklerdir. Onlar bütün bunları rahatlık olarak algılayacaklardır. Çölde yaşayan böcekler, solucanlar ve virüsler, o çevreye alışkın oldukları için, rahattırlar. Bunun gibi maymun zihin de ormanın zorluklarını hissetmez; hep orada yaşamıştır ve başka bir şey bilmez. Ama gerçek bir İnsan, bütün bunları anlamalıdır.
 
İnsanoğlu, eğer hayâtın kurtulmuş ruhunun sevincini bulmak istiyorsa, bu yolculuğu sürdürmelidir. Yolda bir çölle karşılaşacaktır: kıraç, otsuz, çimensiz. Güneşin sıcağı yakıcı olacaktır ama, bu kuru çölün ortasında bir ağaç vardır. Gezgin, ağacı görür görmez altına koşacaktır. Gölgenin verdiği rahatı ve huzûru hemen algılayacak, bitkinliği geçecektir. Gölgenin huzûrunu ve konforunu bir kez algıladıktan sonra, aslâ ağacı terk edip, sıcak güneşe dönmeyecektir.
 
O ağacın üzerinde ve altında çok çeşitli hayât biçimleri bulunabilir. Yapraklarda ve gövdenin kabuğunda yaşayan böcekler, virüsler vardır. Bunlar ağacın sağladığı rahatlığı fark ederler mi? Onlar sevinç ve üzüntü arasındaki farkı bilmezler. Gölgenin rahatlığını, sadece, bu yolculuğu yapmış ve güneşin sıcağına mâruz kalmış biri algılayacaktır. O ağacın değerini, sadece o bilecektir. 
 
BİR ÖĞRETİCİ ARAMAK, ALLAH’I ARAMAK, GERÇEĞİ ARAMAK DA BUNA BENZER. HAYÂTINIZIN YOLCULUĞUNDA BU GÖLGEYİ BULUR BULMAZ, ÜZÜNTÜNÜZ, ACILARINIZ VE ZORLUKLAR SİZİ TERK EDER. HUZÛRU VE SÜKÛNETİ YAŞARSINIZ. BÖYLE BİR YER BULURSANIZ, HUZÛRU BULURSUNUZ. FAKAT ARAYIŞ VE KARARLILIK GEREK.
 
EĞER GEREKLİ ÇABAYI GÖSTERİRSENİZ RAHATI VE HUZÛRU O GÖLGEDE BULACAKSINIZ. SONRA, YORGUNLUĞUNUZDAN KURTULUP, YOLUNUZA YİNE DEVAM EDEBİLİRSİNİZ. SICAK AZALIP, GÜNEŞ BATTIĞINDA, ÖĞRETİCİ ŞÖYLE DİYECEKTİR:
“ŞİMDİ DEVAM EDEBİLİRSİN. YOLCULUĞUN ÇOK DAHA KOLAY OLACAK ŞİMDİ. GEL, GİDELİM. ORTALIK SERİNLEDİ ARTIK, ÇÖLÜ GEÇEBİLİRİZ. BU SERÂBIN ARKASINA, ÖTEKİ TARAFA GİTMELİYİZ.” ÖĞRETİCİ SONRA SİZİ ÇÖLDEN GEÇİRİP, SERİN BİR YERE GÖTÜRECEKTİR. 
 
Bu yolculukta bir takım zorluklar yaşamanız zorunludur. Öğreticiyle hep beraber olmuş olanlar gibi, acı çekmeden, bu zorlukları tatmadan kendilerini ağacın gölgesinde buluverenler, yolculuğun yararlarını kavrayamayacaklardır. Onlar, değerini tanımadan ağaçta yaşaya gelen yapraklar, böcekler gibidirler. Yaşamın ağırlığını ve yoruculuğunu idrâk etmeleri gerekir. Sonra, bilgelik ve azîmle ruhlarını saflaştıracak çabayı göstermelidirler. Allah’a ihtiyâcları olduğunu gerçekten bilmeli ve bunu bilerek, acılarına son vermek için çaba göstermelidirler. 
 
Eğer insanoğulları hem yaşamlarında daha önce deneyimledikleri acıları, hem de Öğreticiyi tanıdıktan sonra deneyimledikleri sevinci ve rahatı anlayabilirlerse, Öğreticinin gerçek değerini kavrayacaklardır. Bu bilinç olmadan, bu yolculuğun sevinç ve acılarını hiçbir zaman anlamazlar. Öğreticiyle beraber olmalarına karşın, gölgenin değerini bilmeyen ağustosböceği gibidirler.
 
Çocuklar doğru bakış açısına sâhip olmazlarsa, sevinç ve acıları deneyimlemezlerse, ve imân ve azîmleri olmazsa, Ârif Öğreticiyle uzun süre bile beraber olsalar kesinlikle hiçbir yararı yoktur. Ağustosböcekleri gibi, bu çocuklar da sadece şöylece bir uçup, gerisin geriye aynı dala konarlar, yolculuklarında ilerleyemezler. Dünyadan beslenen böcekler gibidirler. FakatGERÇEK GEZGİN, UZUN GEZİSİNDEN SONRA ÖĞRETİCİNİN GÖLGESİNDE OTURUNCA RAHATLAR. DİNLENİR, HUZÛR BULUR, BU YOLCULUĞA DEVAM EDER. 
 
GERÇEK BİR ÖĞRETİCİ, BU DÜNYANIN ÇÖLÜNÜ GEÇEN GEZGİNLERİ RAHATLATAN, GÖLGESİNİ SUNAN BİRİDİR. BU KISIR HAYÂL ÇÖLÜNDE VAROLAN HER ŞEY BİR SERÂPTIR. SERÂBI GÖRÜRSÜN, SU ARAYIŞI İLE ONA KOŞARSIN, AMA SADECE BİR RÜYÂDIR. AMA, BU SERAPLA ŞAŞIRDIĞIN VE BÜYÜLENDİĞİN TAM O ANDA, HEMEN YANIBAŞINDA GÖLGELENDİREBİLEN BİR AĞAÇ BULACAKSIN. O AĞAÇ İŞTE KÂMİL ÖĞRETİCİDİR. 
 
Yaşam bir çöldür. Halk acı çekiyor ve Öğretici onları teskin etmek ve yardım elini uzatmak için oradadır. Bu yola koyulacak özlem ve kararlılığın varsa, hâlin uygunsa ve ne aradığını biliyorsan, ne kadar dayanılmaz hâle gelirse gelsin, Öğretici, deneyimlediğin zorluklardan, acılardan ve bitkinliklerden kurtulmana yardım edebilir. 
 
Öğreticinin ve yapmaya geldiği işin değerini idrâk etmelisin. Bunu bir kez algıladın mı, huzûra kavuşturulabilir ve yolculuğunu sürdürebilirsin. Eğer bunu idrâk etmezsen, gölgenin değerini bilmeyen böcekler gibi olursun ve hayâtta bir amacın olmaz. Bu gibiler, Öğreticinin işinin ne olduğunu veya verebileceği huzûru bilmezler. Lütfen bunu tartın, düşünün.
 
Şunu anlamalısınız: “Öğretici, o kadar çok acı ve üzüntüden kurtulmam için bana yardım etti ki, Onun yardımı sayesinde o kadar çok sorunum dağıldı ki, bu yaşam yolculuğumda ne kadar engin bir huzûr kazandım ve daha ilerlemem için bana yardım edecek.” Eğer Allah’ı arama azminiz varsa çölün ortasındaki bu gölgenin değerini anlayacaksınız. 
 
BİR BAŞKA NOKTAYI DAHA DÜŞÜNÜN. ÖĞRETİCİNİN YANINA GELİNCE NASIL DAVRANMALISINIZ?
Davranışınıza bağlı olarak Öğretici sizi şu iki nitelikten biriyle anacak: akıllı bir çocuk veya bir aptal. Açıklayalım: bu dünya koca bir pamuk balyası gibidir. Büyük fakat nerdeyse ağırlıksızdır. Çuvallar dolusu bir pamuğu bir gemiye doldurursunuz, fakat değeri azdır. Çok yer işgâl etmesine karşın, hepsini yok etmek için bir kıvılcım yeter. Halbuki bir mücevher çok küçüktür. Yer tutmaz ama değeri büyüktür.
 
Bunun gibi, yaşamınız boyunca ne kadar çok şey biriktirseniz de pamuk yükü kadar kolay yok edilebilecek rüyâlardır onların tamamı. Bu rüyâ, dünya yaşamınızda biriktirdiğiniz şeylerin tümünden oluşur. Küçük bir kıvılcım hepsini yok edecektir. 
 
Öğretici de sâhip olduğu irfân ateşiyle beraberinizde getirdiğiniz her şeyi yakabilir. Ona bu ateşin yok edebileceği şeyleri getirirken dikkatli olmalısınız. Yaşamınız süresince topladığınız bütün paketler, ırk, dîn, kanbağı, düşüncelerinizin tamamı ve bütün bağlarınız bu irfân ateşiyle yakılabilir. 
 
BÜTÜN BU BOHÇALARI TAŞIYORSUNUZ. ONLAR İÇİN EN UYGUN YER ÇÖP KAMYONUDUR. İRFÂN ATEŞİNİN BİR KIVILCIMIYLA YOK EDİLEBİLİRLER. BURAYA GEMİLER DOLUSU GETİRDİĞİNİZ SAYISIZ TÜR PAMUK VAR. SİZİN BÜTÜN İŞİNİZ BU BALYALARI YÜKLEMEK, İNDİRMEK VE TAŞIMAK. BALYALAR HÂLİNDE BAĞLIYOR VE GEMİYE YÜKLÜYORSUNUZ. BÜTÜN ZAMANINIZI BUNUNLA TÜKETİYORSUNUZ. SONRA GEMİDEN İNDİRİP, YENİDEN YÜKLÜYORSUNUZ! FAKAT ÖĞRETİCİ BUNLARI YÜKLEYİP İNDİRMEZ. BİR ATEŞ KIVILCIMIYLA HEPSİNİ KOLAYLIKLA YOK EDEBİLİR.
 
Bütün dünya, bu beden ve yaşam yüktür. Bu dünyayı muazzam bir şey olarak görüyorsunuz ama o sadece bir rüyâdır. Gördüğünüz rüyâlar sizi etkilemiş ama sadece seraptır onlar. Dünya bir yanılsama çölüdür. Lâkin sizler gördüğünüz her şeyi kapmaya çalışıyorsunuz. Susuzluğunuzun bu yolla giderileceğini sanıyorsunuz ama bu seraptan bir şey içemezsiniz. Bedeniniz küçük, dünya çok daha büyük. Ama zihniniz de dünyadan daha büyük; arzunuz zihninizden de büyük; bağlarınız daha büyük. Rüyâlarınızın icmâli bu. Öğreticiye gittiğinizde bütün bunlar yakılıp, yok olma durumunda.
 
İÇİNİZDE ÇOK KÜÇÜK BİR ŞEY VAR. GERÇEK ÇOK AMA ÇOK KÜÇÜK, ANCAK MÜCEVHER GİBİ ÇOK AĞIR VE DEĞERLİ. PAMUK YÜKÜNÜN AKSİNE O GERÇEĞİN AĞIRLIĞI BÜYÜK. ÖĞRETİCİNİN İRFÂNI O GERÇEK GİBİDİR, ÇOK KÜÇÜK VE ÇOK AĞIR. Onun verdiği şeyin muazzam değerini idrâk etmeli ve ağırlığı büyük bu değeri taşıyacak güçte olmalısınız. İçinizde imân, inanç ve kararlılığın gücü gelişmeli. Elinizi azmin o gücüyle uzatmalı ve Öğreticinin verdiğini kabul etmelisiniz. Ağır olacağını bilmeli ve bu ağırlığı kaldıracak gücünüz olmalı. Yoksa taşıyamazsınız. Eğer taşıdığınız bir yük varsa ve bir başka yük daha alırsanız, ikisini de düşürmeniz olasıdır. Veya, bu hediyeyi almak için uzandığınızda güpegündüz düş görüyorsunuz, hediye yere düşebilir; siz de beraber düşebilirsiniz.
 
PEKİ, BU HEDİYEYİ NASIL ALMALISINIZ?
Bütün gücünüzü toplayıp elinizi uzatmalısınız. Buna yetecek gücünüz olmalı. Öğreticinin verdiği şeyin gerçek ağırlığını anlamalısınız. Bu şekilde alırsanız, hediye elinize bırakıldığında ona sıkıca tutunabilirsiniz. Sonra da, onu kalbinize yerleştirdiğinizde büyük değeri olacaktır. 
 
Bu hazîneyi, keskin bir dikkatle, ağırlığının ve değerinin bütün benliğinizle farkında olarak kabul etmelisiniz. Gereken yerde emniyetle saklamalısınız. Bu hediyeyi alır da dikkatle saklarsanız, Öğretici akıllı bir çocuk olduğunuzu, hediyeye doğru davranmanızın bilgeliğinizi gösterdiğini söyleyecektir. Fakat dikkatsizseniz ve hediyeyi oyun oynarcasına alırsanız, düşerseniz, hediye de kırılır. O zaman bir aptal olduğunuzu söyleyecektir. Hazînenin değerini idrâk eder ve uygun biçimde kabul ederseniz, akıllı bir kişi, iyi bir çocuk olduğunuzu söyleyecektir. Ama değerini kavramayıp düşürürseniz, bir şey anlamadığınızı, değerini kavramadığınızı ve bir salak olduğunuzu söyleyecektir. Hareketlerinize bağlı olarak bu iki terimden birini kullanacaktır. Bunu anlamalısınız. 
 
ÖĞRETİCİ SİZE HER NE VERİRSE ÇOK AĞIRDIR. İMÂN VE AZİMLE, BU AĞIRLIĞI ALACAK GÜCÜ TOPLAYIN VE İÇİNİZDE ÖZENLE SAKLAYIN. VERDİĞİNİ ALMALI, KORUMALISINIZ. BU KONUYU TARTMALI, DÜŞÜNMELİSİNİZ.
ŞİMDİ ÖĞRETİCİYLE BERABERSİNİZ. BURAYA BİR ŞEY ARAYARAK GELDİNİZ VE ARADIĞINIZI ALMALISINIZ. ÖĞRETİCİNİN AĞZINDAN ÇIKAN HER SÖZCÜĞÜN SİZİN İÇİN BİR DEĞERİ VAR. DEĞİNDİĞİ HER NOKTA DEĞERLİ; HER HAREKETİNDE, HER BAKIŞINDA DEĞERLİ BAZI ŞEYLER VAR. BİRİNİN ELİNİ AVUCUNA ALMASINDA DEĞERLİ BİR ŞEY VAR. ELİNİ BİRİNİN BAŞINA HER KOYUŞUNDA BİR DEĞER VAR. SİZE BAKIŞ ŞEKLİNDE, DOKUNUŞUNDA MÂNÂ VAR; HER HAREKETİNİN BELİRLİ BİR NEDENİ VAR. KANINIZDA, KEMİKLERİNİZDE VEYA SİNİRLERİNİZDE BİR ŞEYLER YANLIŞ OLABİLİR. KİMSEYE NEDENSİZ DOKUNMAZ. “BUNUN BİR ANLAMI VAR” DİYE DÜŞÜNMELİSİNİZ. BELKİ ZİHNİNİZİN İÇİNDE BOZUKLUKLAR VARDIR. BİRAZ TUTKU, HİDDET, CİMRİLİK, CİNSEL ARZU. BUNLARIN TERK EDİLMESİ İÇİN ELİNİ ÜZERİNİZE KOYACAKTIR. 
ÖĞRETİCİNİN YAPTIĞI HER ŞEYDE BİR DEĞER, GÖZE GÖRÜNENDEN DAHA DERİN BİR MÂNÂ VARDIR. BİR EĞİLİMİ, HAREKETİ VEYA BELKİ DE BİR DÜŞÜNCEYİ KESİP ATIYORDUR. BUNU NİYE YAPTIĞINI SADECE ÖĞRETİCİ BİLİR. HER ZAMAN BİR NEDEN VARDIR. BU BİR SIRDIR. DEĞERİNİ BİLMELİSİNİZ; ANCAK O ZAMAN NE YAPTIĞINI ANLAYACAKSINIZ. KELİMELERİNİN VE HAREKETLERİNİN ÇOK KÖKTEN BİR ANLAMI OLDUĞU İÇİN ONA HER HALDE TESLİM OLMALI VE VERDİĞİ HER NEYSE, ALIRKEN UYANIK OLMALISINIZ.
 
Ama yine de, çocuklarım, Öğreticinin huzûrunda oturduğunuz, aktardığı Âyet ve Hadîsi dinlediğiniz halde, şuraya buraya bakıyorsunuz; dikkatiniz kolayca kayıyor. Bunun gibi, bazı kişiler camîye giderler, zamanlarını başkalarının giydiği elbiselere bakarak harcarlar. Bir amaçla giderler, oraya varınca da başka şeylere bakarlar. “Bugün giydiği gömlek ne renk? Ayakkabıları nasıl? Hangi takıları takmış?” Halk camîye gider bunlara bakar. Akrabâları orada mı diye bakarlar. Bazıları da şöyle düşünür: “Kimler var? Falanca kişinin nesi var? Ondan ne koparabiliriz? Bana ne yardımı dokunabilir?”
 
ALLAH’IN HUZÛRUNDA BÖYLE OTURUYORUZ! BAŞKA TARAFA BAKARAK. KİLİSEDEYKEN, CAMÎDE, MÂBEDDE VEYA ÖĞRETİCİNİN HUZÛRUNDA ALLAH’I ARAMIYORUZ. HALK BURALARA GİDER, DÜNYAYI GÖZLER. DİKKATİ DAĞITACAK NE VARSA ONLARA DİKKATLERİNİ ÇEVİRİRLER. BÖYLE KİŞİLER, ÖĞRETİCİYLE BİN YIL BİLE BERABER KALSALAR YAPACAKLARI HEP BUDUR. BU HALK ÖĞRETİCİNİN SÖYLEDİĞİNİ DİNLEMEZ. OYSAKİ, NAMAZDA DÂİMA TEK NOKTAYA NAZAR ETMEK GEREKİR.
 
Öğretici işte tam burada, önünüzde, konuşuyor, önemli bir noktaya değiniyor. Dosdoğru size bakıyor, ama siz bakılacak başka neresi varsa oralara bakıyorsunuz. Dikkatiniz başka yerde, zihniniz gezintide.
 
Öğretici sözünü bitirdiğinde, “Söylediğimi işittiniz mi?” diye sorabilir. Fakat hiçbir şey sızmamıştır içeri. Herkes teker teker başka bir yöne bakıyordu ve hiç kimse söyleneni almamıştır. Kalplerine bir şey girmemiştir.
Öğretici, “Bu aklınıza yerleşti mi?” diye sorduğunda, herkes sessizdir; kimse dikkat etmemiştir. Biri diğerinin giydiğine bakmıştır. Diğeri dünyayı, evini, hayâtını düşünüyordur. Bir başkası tavana bakıyordur, kirişlerin arasında yürüyen bir fareye, “Evet, kuyruk dışında her şey yerleşti efendim. Kuyruk hâlâ dışarıda sallanıyor. Gerçekten çok dikkatli izledim. Tam şu köşeden belirdi...”
“Ne belirdi?” diye Öğretici şaşkınlıkla soracaktır.
“Fare efendim. Şuradan çıktı, orada durdu, dosdoğru bize baktı ve sonunda oradaki deliğe girdi. Bakın, kuyruğu hâlâ dışarıda, sallanıyor.”
“Demek baktığın oydu. Söylediğim hiçbir şey aklına girmedi!”
Çok mahçup, kabul etmek zorundadır; “Hayır”. Odadaki diğerleri de dikkatlerini Öğreticinin sözlerine vermedikleri için sessiz kalacaklardır. 
Böyle bir halde Öğretici önünde oturmanın ne yararı vardır? Hiçbir zaman bir şey alamazsınız. Ömür boyu otursanız fark etmez, yararı olmaz.
 
YAĞMUR HER ZAMAN YAĞAR MI? HAYIR. ÖYLEYSE YAĞMUR YAĞDIĞI ZAMAN YARARLANMALIYIZ. TOPRAĞI SÜRMELİ, TEMİZLEMELİ VE EKİLMESİ GEREKENİ EKMELİYİZ. ANCAK O ZAMAN YAĞMURDAN YARARLANABİLİRİZ. ÖĞRETİCİ DE SONSUZA KADAR SİZİNLE BERABER Mİ OLACAK? HAYIR. ÖYLEYSE, SİZİNLE OLDUĞU KISA SÜREDE ÜRÜNÜ ALMALISINIZ. 
 
ÖĞRETİCİ HEP BURADA SİZİNLE KONUŞUYOR OLMAYACAKTIR. İÇTENLİKLE BİR GAYRET GÖSTERİP, ŞİMDİ YAĞAN YAĞMURU ÖZÜMSEMELİ VE KALP TOPRAĞINIZI BESLEMELİSİNİZ. HAYÂTINIZDA BU SERVETİ ALACAĞINIZ ZAMAN ŞİMDİDİR. BU FIRSATI KAÇIRIRSANIZ SONRA TELÂFİ EDEMEZSİNİZ. KAYBEDEN SİZ OLURSUNUZ. LÜTUF YAĞMURU YAĞARKEN, TOPRAĞI TEMİZLEMELİ VE EKİME HAZIR OLMALISINIZ. BU RAHMETİ TOPLAMALI VE RUHUNUZU GELİŞTİRMELİSİNİZ. ANCAK O ZAMAN YARARLANIRSINIZ.
 
İşte bu halde Öğreticinin önünde oturmalı, verdiğini gözler olmalı, almalısınız. Öteki türlü, sadece dünyanın çeşitli yanlarını seyredersiniz. Bazıları hayâllere dalar, bazıları ırklara, bazıları giyime, bazıları da ilişkilerine ve bağlarına. Bazıları altın, mal, ev ve eşyâ arar. Bazıları gururla “Eh, her şeyi öğrendim” diye düşünür. Bütün bunların hiç anlamı yoktur. Sadece vaktinizi harcıyorsunuz. ÖĞRETİCİNİN SÖZ ETTİĞİ HER NOKTAYI ANLAMALISINIZ. TAM OLARAK ÖZÜMSEMELİ, HER DAMLASINDAN YARARLANMALISINIZ. KALBİNİZİ AÇMALISINIZ Kİ; LÜTUF SUYU İÇİNE AKSIN. O HÂLİ KORUMALI VE TOPRAĞINIZI ZENGİNLEŞTİRMELİSİNİZ.
 
Bunun yerine bir kısmınız uyuyor, bir kısmınız konuşuyor, dinleniyor, rüyâ görüyor, bir kısmınız da zihinlerinde gezintiye çıkmış. Orada oturuyor ve düşünüyorsunuz: “Alışverişe gitmem gerek. Bankaya gitmem gerek. Ayakkabı almam lâzım. Dükkâna gitmem gerek.” Böyle düşünürseniz zaman boşa gider. Siz burada Öğretici ile olsanız da düşünceleriniz başka yerde.
Bir köpek göle gitse, göl suyla dolu olsa da içebileceği su miktarı belirlidir. Bunun gibi, içinizde bu arzu köpeği oldukça, içinizde bu kadar su akıtan Öğreticiyle beraber olsanız da, ne kadar çok sevgi verse, ne kadar çok irfânla taşsa veya rahmet gösterse de, bütün yapabileceğiniz, şu köpek gibi biraz su yudumlamak. Size okyanus dolusu su veya bitmez bal veren Öğreticiyle olsanız da, bir köpek gibi ancak birkaç yudum yalayabilirsiniz; yine de sağda solda dolaşmak istersiniz. Dışkı köpeğe şeker gibidir; istediğiniz kadar bal sunun yine de dışkı arayacaktır. Öyleyse bu köpeği eğitmeli ve bağlamalısınız. O zaman Öğreticinin irfânını alabilirsiniz.
 
BURADA ÖĞRETİCİ İLE BERABER OLSANIZ DA, İÇİNİZDE BİR SÜRÜ BAŞKA ŞEY VAR. ONDAN GELEN HER DAMLAYI ALMAYA ÇALIŞMALISINIZ. SUNULANLARI, OLANAKLARI EN İYİ ŞEKİLDE DEĞERLENDİRMELİSİNİZ. ÖĞRETİCİ İLE BERABERKEN, O SİZE NEYİN YANLIŞ, NEYİN DOĞRU OLDUĞUNU GÖSTEREBİLİR. ONUN İÇİN HER SOLUĞUNUZDA, HER ANDA ÖĞRETİCİ İLE BERABER OLMALISINIZ. HEP UYANIK KALIRSANIZ, İHTİYÂCINIZ OLANI ALIRSINIZ. O ALDIKLARINIZ SİZİN HAYÂTINIZ, EDEBÎ HAYÂTINIZ OLACAKTIR. O SİZİN İRFÂNINIZ OLACAKTIR.
 
Bunu becermek için samimî bir çaba göstermelisiniz. Bütün niyetiniz o her ne verirse almak ve ağırlığını anlamak olmalı. Her an dolaşmadasınız; bu ürünü yetiştiremeyeceksiniz. Kendinizi düzeltmeli ve her noktayı kapmalısınız. Her nokta önemli. Her kelime önemli. Her düşünce önemli. Özenle hepsini almalı ve kalbinizde saklamalısınız. O zaman onlardan yararlanabileceksiniz. Bunu düşünün. 
 
Gölgenin değerini anlamadan ağaçta yaşayan böcekler gibi olmayın. Öğreticinin sözlerinin, hareketlerinin değerini ve önemini anlayın ve size verdiğini dikkatle kabul edin. Onun önünde oturup dünyaya ve göğe bakmayın. Bunu düşünün. Hangi türden bir hayâtı beslemeniz gerektiğini düşünün... Ruhun hayâtını. Öğreticiden aldığınız irfân ruhun hayâtını koruyabilmeli. Bu irfân hâliyle, hayâtın saflığını bilmeli ve koruyabilmelisiniz. Bunun pek çok derin anlamları var.
 
Kur’ân’ı çeşitli biçimlerde okumayı muayyen bir sürede öğrenebilirsiniz. Ama Öğreticiyle, sıfatları ile sıfatlanıncaya kadar beraber olmak gerekiyor. Bu niye?.. Ne öğrenmemiz gerekiyor? Vereceği her şeyi öğrenmelisiniz. Nedir bu?
O’NUN SIFATLARI, FİİLLERİ, EDEBİ, SABRI, HOŞGÖRÜSÜ, BARIŞI, RAHMETİ, SÜKÛNETİ, AÇLIK HÂLİ VE SEVİNÇLE ÜZÜNTÜ ORTASINDAKİ HUZÛRU. ÂRİF ÖĞRETMENDEN BÜTÜN BUNLARI ÖĞRENMELİSİNİZ. BÜTÜN SIFATLARINI ÖĞRENEBİLİRSENİZ, MEYVA SİZİN İÇİNİZDE OLGUNLAŞACAKTIR. BERABERLİĞİNİZ SÜRESİNCE O’NUN BU SIFATLARINI VE İRFÂNINI ÖĞRENMEK OLMALI. İÇİNİZDEKİNİ ANLAMANIN YOLU BUDUR. DOĞRUYU DOĞRU OLARAK ALMALI VE YANLIŞI YANLIŞ OLARAK TERK ETMELİSİNİZ.
 
BUNU, İRFÂN EDİNMEK İÇİN DEĞİL CEHÂLETTEN KURTULMAK İÇİN YAPACAKSINIZ. VEHİMİN SIFATLARINI ATIP ALLAH’IN SIFATLARINI ALIYOR OLACAKSINIZ. BU SIFATLAR İÇİNİZDE BÜYÜR BÜYÜMEZ, KALBİNİZDE BİR ÇİÇEK AÇACAK. ÇİÇEK AÇINCA, BİR KOKU YAYILACAK HER YAPRAĞINDAN. OLGUNLUĞA ERİŞTİĞİNİZDE, ÇİÇEK TAM BÜYÜMÜŞ OLACAK. O TAMLIK GÖRÜNECEK VE SİZ DE ÇİÇEĞİ TANIYABİLECEKSİNİZ. BU ALLAH’IN ÇİÇEĞİ OLACAK. KOKUSUNDAN SİZİN DE ALLAH’IN GERÇEK BİR KULU OLDUĞUNUZ BİLİNECEK. BU BİLİNDİ Mİ DE, CENNETİN TADINI, ALLAH’IN ÂLEMİNİ BİLECEKSİNİZ.
 
BÜTÜN ANLATILAN SIFATLARI ÖĞRENİP HAZMETMEKLE BU ÇİÇEK AÇAR VE İÇİNİZDEN KOKUSU YAYILIR. ÖĞRENMEK BUDUR, BAŞKASI YOKTUR. 
 
Bunu yapmak için irfân duygusuna ihtiyâcınız var. Öğreticinin size verdiği irfân duygusu, kalbinizin içindeki ormanda yaşayan binlerce hayvanı kesip atacak bir bıçaktır: maymunlar, zehirli hayvanlar, intikam güden hayvanlar, birbirlerini yiyen hayvanlar, kovalayan hayvanlar, birbirlerini ayrı gören hayvanlar. İrfân duygusu bütün bu hayvanları kesip atacak, onları teker teker kovacak, kovalayacaktır.       İrfân duygusu, gururunuzu, yanılsamanızı, vehimlerinizi, şehvetinizi, hiddetinizi, cimriliğinizi, bağnazlığınızı, fanatikliğinizi, kıskançlığınızı, uyuşturucuları, arzuyu, hırsızlığı, cinâyeti, bâtılı; “ben” ve “sen” ayrımını, “benim”, “senin”, mal, akrabâ bağı, felsefe farklılıklarından gelen kayırımları; bencilliği, kendi açlığını başkasından önemli görmeyi; yaşlanma, hastalık, ölümü; sayısız sabırsızlık, acelecilik, tutku, gurur, kuşku sıfatlarını; yanılsama, zihin, arzu ve maymun zihinin parıltılı çekiciliğini.. kesilmesi gereken her şeyi kesip atmak için oradadır. 
 
Cehennem olan her şeyi, içinizdeki şeytanları ve hayâletleri kovalayarak defetmelisiniz. Bütün bu şer şeyleri atmalısınız. Bunu yapmak için Öğreticiden irfân kılıcını almalısınız. O irfânla, her grupla farklı biçimde savaşmalısınız. Her rakip için ayrı bir silâh kullanmalısınız. Hayâletler için bir farklı silâha, periler için başkasına, cinler için bir başkasına, dört unsur için bir diğerine ve yanılsama ve uyuşukluk için bir başkasına ihtiyâcınız var. Bu şeylerin her biri için farklı bir silâha ihtiyâcınız var. Farklı hastalıklarınızın ameliyatını her biri için farklı bir âlet kullanarak yapabilirsiniz. 
 
MUHAMMEDÎ NUR OLAN İNSAN-I KÂMİL, BÜTÜN BUNLARI YAPABİLMENİZ İÇİN SİZE İRFÂN BAHŞEDER; BÜTÜN BU KÖTÜ NİTELİKLERDEN SIYRILABİLMENİZ ONUN VE ALLAH’IN İYİ NİTELİK VE FİİLLERİNİ EDİNİP GİYİNEBİLMENİZ VE BÖYLECE KEMÂLÂTI EDİNEBİLMENİZ İÇİN. SİZE HASTALIKLARINIZDAN KURTULMAYI ÖĞRETMEK; SÂFİYET VE İRFÂNI VEREBİLMEK BAZEN YILLARINIZI ALABİLİR. BÜTÜN İLLETLERİNİZİ SÖNDÜRMEYİ ÖĞRENDİĞİNİZ ZAMAN İRFÂN SÂHİBİ OLURSUNUZ. KALBİNİZ BÜTÜN OLUR, ÇİÇEK AÇAR VE KOKUSU ESİNTİYLE YAYILIR. BU KOKU İRFÂN DUYGUSUDUR. BU OLDUĞUNDA ALLAH İÇİNİZDEDİR VE YOL KOLAYLAŞIR. İRFÂN BUDUR.
FELSEFELERİ, KUR’ÂN’I, ZÂHİREN ÖĞRENMEK BİRKAÇ YILDA KOLAYCA MÜMKÜNDÜR. FAKAT BU HÂLİ İÇİNİZDE YERLEŞTİRMEK, KÖTÜ NİTELİKLERİNİZDEN KURTULMAK VE ÖĞRETİCİNİN SIFATLARINI VE FİLLERİNİ GİYİNMEK ÖMÜR BOYUNCA SÜREBİLİR. BUNUN İÇİN KÂMİL İNSAN’LA, KAL DEDİĞİ SÜRECE KALMAK GEREKİR. BUNU ANLAMALISINIZ. 
 
ONUNLA ŞİMDİ BİRLEŞEBİLİRSENİZ, BU ÖĞRENME SİZİNLE HEP KALIR. SIFAT VE İRFÂNINIZI ÖĞRETİCİNİNKİLERLE KAYNAŞTIRIRSANIZ, GİTTİKTEN SONRA DA SİZİNLE BİRLİKTE OLACAKTIR. O ZAMAN HAYÂTI, EBEDÎ HAYÂTI ALMIŞ OLURSUNUZ. HERKES BUNU DÜŞÜNMELİ VE UYGULAMAYA KOYMALI. BUNDAN YARARLANIN. DENEYİN. ÂMÎN. 
 
Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri, 1900 yılından itibaren, hayâtını, İnsanların kalplerinde Allah’a imânı uyandırmak ve kuvvetlendirmek için harcamış ve 1986 yılı Aralık ayında Birleşik Amerika’da Hak’ka yürümüştür.
 
Şöyle diyordu: “HAK’KIN SIFATLARI İLE AMEL ETMEK; İSLÂM BUDUR. HAKÎKİ SEVGİYLE KUCAKLAMAK. YORGUN KALBLERİ, YARALANMIŞLARI KUCAKLAMAK VE ONLARA SEVGİNİN SÜTÜNÜ VERMEK, ONLARI TEKER TEKER, KALB KALBE KUCAKLAMAK: TEVHİDLE; İSLÂM BUDUR. SÂFİYETİ BULMUŞ OLANLAR İSLÂMIN BU OLDUĞUNU KABUL EDERLER. BUNU ANLARSANIZ İYİ OLUR.
... EĞER BİRİNİN SADECE ELİNİ KESERSENİZ, ÖTEKİ ELİYLE ÇALAR! KESİLMESİ GEREKEN KİŞİNİN KALBİNDEKİ ÇALMA ARZUSUDUR.
İSLÂMIN, GERÇEK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN AMACI, AŞAĞILIK, HAYVANÎ, BETERİ KARANLIK DUYGU VE DÜŞÜNCELERDEN ARINMAK, SAFLAŞMAK, BERRAKLAŞMAK, EMİN KULLAR OLARAK MADDÎ BİLGİLERİ EDİNİP EMÂNETLERİ YÜKLENEREK, İNSANLIĞIN SAADET, HUZÛR VE SELÂMETİ İÇİN ÇALIŞMAK, DURMADAN ÇALIŞMAK... İBÂDETLERİN ESÂSIDIR!”
 
YÜCE ALLAH YARDIMCIMIZ OLSUN !
KALBLERE VEHMEYLEME DE,
VAHY EYLE ALLAHIM !
 
                                      ÂMÎN
 
 
 

 

  Trio Yazılım