Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Kıssadan Hisseler » Yavuz Sultan Selîm Han
Yavuz Sultan Selim Han

 

PÂDİŞAH’I ÂLEM OLMAK BİR KURU KAVGA İMİŞ.
BİR VELÎYE BENDE OLMAK CÜMLEDEN ÂLÂ İMİŞ.
 
      YAVUZ SULTAN SELİM HAN
 
EY YÜCE TÜRK MİLLETİ!
Sancılar çekmekte olduğumuz bu dönemde, yüksek ideâller ve hizmetlerle taçlandırılmış, ezelî ve ebedî diri olan Atalarımızı bırakıp, nerelere ve nelere yönelmişiz? Kimlerden yardım dilenir hâle gelmişiz?
Hiç düşünmez miyiz?
Bize lûtuf olarak sunulan o yüce “TÜRK” isminin anlamını idrâk edebilmiş miyiz!..
Yüce Allah tarafından bahşolunan “TÜRK” kelimesinin yüceliğini İlâhi Âlemden Hz. Mevlânamız ne güzel ifâde etmiştir:   
 
HER İNSANIN ZÂHİRİ SÛRETTEN İBÂRETTİR.
ONDAN SONRA CAN GELİR Kİ;
CAN, MÂNEVİ GÜZELLİK, AHLÂK GÜZELLİĞİDİR.
HER MEYVENİN ZÂHİRİ SÛRETTEN BAŞKA NEDİR Kİ?
ONDAN SONRA LEZZET GELİR Kİ;
LEZZET, MEYVENİN MÂNÂSIDIR.
ÖNCE ÇADIR KURARLAR DA,
SONRA TÜRK’Ü KONUK ÇAĞIRIRLAR.
BİL Kİ; SÛRETİN ÇADIRINDIR,
MÂNÂN (CEVHERİN) YANİ ASLIN İSE; TÜRK.
BİR BAŞKA DEYİŞLE
MÂNÂN BİL Kİ, KAPTANDIR, SÛRETİN GEMİ!”
 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemâl Atatürk:
“BU MEMLEKET TARİHTE TÜRK’TÜ, HÂLDE TÜRK’TÜR VE EBEDİYYEN TÜRK OLARAK YAŞAYACAKTIR.”(Atatürk yolu, Atatürk Araş. Merkezi yayını:1995 sahife:159) diyerek bizleri uyarmış ve uyarmaktadır. Hâlâ uyanmayacak mısınız?
 
Yüce Allah tarafından her yaratılan kulu için dîn olarak seçilen İslâm Dîni ve Kitâb-ı Kerim’i anılınca, akıllarımıza Âdem (A.S)’dan başlayarak, tüm Peygamberler, Kâmil Kullar ve bu Yüce Dînin kendisiyle kemâle erdirilip tamamlandığı, âlemlerin rahmeti Fahr’i Kâinat Efendimiz, Ashâb-ı, Kendi nurundan yaratılan, Hoca Ahmet Yeseviler, Mevlânalar, Abdülkadir Geylâniler, Ahmet Rufailer, Hacı Bektaş-ı Velîler, Yunus Emreler, Hacı Bayram-ı Velîler, Fatih Sultan Mehmetler, Yavuz Sultan Selimler, Mustafa Kemâl Atatürkler, daha niceleri ile birlikte, aynı yolda ve hizmette yücelmiş olan Atalarımızın, bu yüce millete ihsânı YÜCE ALLAH KATINDANDIR! VE O’NUN YÜCE VASIFLARININ TECELLİLERİNDEN İBÂRETTİR. ZÎRÂ VARLIK TEK’DİR.
 
Onun içindir ki Mevlânamız bu gerçeği “HEPİMİZ OLGUN BİR KİŞİYİZ diye gayet veciz bir ifâde ile tüm beşeriyete, gelecek nesillere duyurmaya çalışmıştır.
 
Söz Tevhid hâlinden açılınca gönül, âlemlere rahmet deryâsının Yavuz Sultan Selim’i ile uyandı da; terennüme başladı:
 
“MİLLETİM BİRLİK İÇİNDE OLMAZSA, GÖNLÜMÜ YARALAR.
HATTA BENİ KABRİMDE BİLE HUZÛRSUZ EYLER.”
Yavuz Sultan Selim
 
Âlemlere rahmet deryâsından kopup gelen Yavuz Sultan Selim ve benzeri Yüceliklerin azîm tecellilerinin sırlarını bir türlü anlayamayarak, yaşamımızın düsturu hâline getiremiyoruz.
Neden mi?
Öncelikle aramaya ve anlamaya çalışacağımız husus; sevgili Yavuzumuzun yevm’i kıyâmete kadar tüm insanlığın kurtuluşunun, huzûrunun, tekâmülünün değişmez reçetesini nasıl elde etmiş ve sunmuş olduğudur.
 
Şüphesiz ki, O, âlemlerin ve âlemdekilerin gerçek yasası Kur’ân’ı Kerim’le âlemlere rahmet olan yüce Allah Habîbi’nin sonsuz aşk deryâsından nasiplenen dedesi Fatih Sultan Mehmet Han ve Hocalarının tâlim, terbiye ve teveccühlerinin tecellisi idi.
 
Kendi âlemimize âit duygu ve düşüncelerle, çene oynatmakla O yüceleri görmek ve tanımak aslâ mümkün olmaz. Bunu içindir ki, aşağıda anlatılan kıssaları dikkatle dinleyerek Yavuz Sultan Selim’in hakikatini inşaallah milletçe anlayıp, idrâk edip, sâhip çıkar oluruz!
 
Yavuz Sultan Selim’in devamlı yanında ve hizmetinde bulunan Hasan Can, Mısır seferine çıkmadan önce Pâdişah’ın durumunu ve Kapuağası Hasan Ağa’nın gördüğü rüyâyı şöyle anlatır:
Mekânı cennet olsun, merhum Pâdişah çok geceler kitap okur, uyumazlardı. Bazen bu bendelerine okutup kendileri dinler, bazen de dünyâ ahvâline dâir konuşurlardı. Bir gece, yatağımda uyuya kalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine koştum.
-Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular. Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete düşüp, hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyân ettim.
-Şimdi, ne rüyâ göndünse beyân eyle, buyurdular.
-Arz etmeye değer bir rüyâ görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki:
-Bu ne sözdür? Geceyi tamamen uyku ile geçiresin de, bir vâkıa görmeyesin. Herhâlde görülmüştür...
 
Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey hatırıma gelmedi. İşe yarar bir şey görmediğime yemin ettim. Sultan, mübârek başlarını sallayıp hayret gösterdiler. Ben de, “Sebebi ne olabilir?” diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası’nın dâiresine bir iş için beni gönderdiler. Kapuağası Hasan Ağa’nın yanına vardığımda, kendisini düşünceli ve şaşkın bir vaziyette, başını öne eğmiş, gözleri yaşlı olarak oturur buldum.
-Ağa hazretleri kalbiniz gamlı, gözünüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola? dediğimde,
-Hayır, bir şey yok diye gizlemesi üzerine, Hazînedarbaşı:
-Kardeş, Ağa’ya bu gece bir vâkıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır, dedi.
Bunun üzerine:
-Allah için haber verin, Devletlû Pâdişah’ımız elbette bir vâkıa görmüşsündür, söyle diye bu bendelerini âciz ettiler. Herhalde zorlamaları asılsız değildir. İyi armağandır, anlatınız, dedim. Rüyâyı nakletmesi için bayağı sıkıştırdık.
 
Israrlarımız üzerine Kapuağası Hasan Ağa rüyâyı anlatmaya başladı:
-Bu gece rüyâmda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. “Ne haber var” diye ileri baktım, vardım; kapı, dışarısı görünecek fakat bir adam sığmayacak kadar az açılmış. Ucu sarkıtılmış sarıklı nûrâni kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı, mükemmel şahıslar, kapının dibinde ise elleri sancaklı dört nûrâni kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Pâdişah’ın Aksancağı var, bana dedi ki:
-Bilir misin neye gelmişiz? Ben de:
-Buyurun, dedim. Dedi ki:
-“BU GÖRDÜĞÜN KİMSELER RESÛLULAH (S.A.V.)’IN ASHÂBIDIR. BİZİ HAZRET-İ RESÛLULLAH GÖNDERİP, SELİM HÂN’A SELÂM ETTİ VE BUYURDU Kİ: KALKIP GELSİN Kİ, HAREMEYN’İN HİZMETİ ONA BUYRULDU. GÖRDÜĞÜN DÖRT KİŞİDEN, BU EBÛ BEKİR SIDDIKY, BU ÖMER’ÜL FÂRUK, BU OSMAN-I Zİ’N-NÛREYN’DİR. SENİNLE KONUŞAN BEN İSE, ALİ BİN EBÛ TÂLİB’İM. VAR, SELİM HÂN’A SÖYLE” dedi. Ve gözden kayboldu.
 
Ağa bunları anlatırken ağlıyordu. Pâdişah’ın buyurduğu hizmeti kendilerine nakledip derhal oradan ayrılıp, Pâdişah’ın huzûruna geldim. O, hizmeti suâl etmeyip tekrar yine rüyâdan bahis açarak:
-Şu senin bu gece sabaha dek uyuyup bir vâkıa görmediğin bana tuhaf gelir!..
-Pâdişah’ım, vâkıayı bu Hasan kulunuz görmediyse, bir Hasan kulunuz (Kapuağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arzedeyim. Buyurdular ki:
-Söyle görelim...
Ben de hâdisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübârek çehreleri kızarmağa başladı ve mübârek gözlerine yaş geldi. Bitirince buyurdular ki:
-BİZ SANA DEMEZ MİYİZ Kİ, BİZ BİR TARAFA MEMUR OLMADAN (EMİR VERİLMEDEN) HAREKET ETMEMİŞİZDİR.
 
BU KONUDA YAVUZ SULTAN SELİM İLE HAKİKATLERİ AYNI NUR OLAN HZ. ALİMİZ:
“BEN HAKİKATTE BEN DEĞİLİM, NEFSİNİ ALLAH YOLUNDA YOK ETME MERTEBESİNE ERİŞMİŞLERDENİM. BEN DE, ALLAH’DAN GAYRI, KENDİM DE DÂHİL HİÇBİR VARLIK VEHMİ KALMAMIŞTIR.”
“KILICIMIN YENİLMEZLİĞİ VE HÜNERLERİ BEN’DEN DEĞİLDİR. O KILIÇ O’NUN ELİNDE VE KULLANAN O’DUR.”buyurmalarıyla hakikatte Fail-i Mutlak, Dost ve Yardımcının kim olduğuna işâret etmişlerdir.
 
Yukarıda anlatılan rüyâ, Devlet erkânının önünde Mısır seferi sırasında tecelli etmiştir. Yavuz Sultan Selim Mısır seferinde korkunç çöller ve sahralar aşarken, zaman zaman atından inerek yaya yürür. Devlet erkânı, ata binmesi için ricâ ederler, âdetâ yalvarırlar. O ise yine yaya yürümeye devam eder. Erkânın ısrarlı yalvarmaları karşısında onlara der ki:
-HZ. PEYGAMBER VE BÜTÜN SAHÂBİLER ÖNÜMDE YAYA OLARAK YÜRÜR İKEN, BEN NASIL ATIMA BİNEBİLİRİM?
 
*
Yavuz Sultan Selim İran seferine çıkacakları dönemde Hasan Can’ın babası Hâfız Mehmet, Tebrîz’de Molla Kemâleddin Erdebilli’yi ziyâret ederler. Hâfız Mehmet, Allah Dostu’na şöyle der:
-Osmanlı Sultânı İran üzerine gelmek üzeredir. Bu savaşın sonu ne olur?
Molla Kemâl Erdebilli der ki:
-SELİM, KENDİLİĞİNDEN BU TARAFA GELMEZ. ALLAH TARAFINDAN BU BEDBAHT ŞAH ÎSMÂİL’İ TERBİYE İÇİN GÖNDERİLMEKTEDİR. MÂNEVİYAT BÜYÜKLERİ ONUNLADIR. KENDİSİ DE RÜTBE VE MAKÂM SÂHİBİDİR.
 
Bu olaydan sonra Yavuz Sultan Selim’in İran seferi dönüşünde, bir sohbet esnasında söylemiş olduğu söz, yaptığı savaşların hakikatini apaçık gözler önüne sermektedir:
-BİZ HİÇBİR YANA SEFER ETMEDİK Kİ, SIRF KENDİ GÖRÜŞ VE KARARIMIZ İLE OLA. MÂNEVİYAT ÂLEMİNDEN GÖREVLENDİRİLMEDEN, BİR SEFERE YÖNELMİŞ DEĞİLİZ!..
 
Nitekim, münkir ve müşriklerle savaşta, Fahr’i Kâinat Efendimiz yerden bir avuç toprak alıp yüzlerine serpince; şu Âyet-i Kerime nâzil oldu;
“ONLARI SİZ ÖLDÜRMEDİNİZ, ALLAH ÖLDÜRDÜ. ATTIĞIN ZAMAN DA SEN ATMAMIŞTIN, ALLAH ATMIŞTI. BUNU, İNANANLARA GÜZEL BİR LÛTUFTA BULUNMAK İÇİN YAPMIŞTI.” (Enfal Sûresi, Âyet:17)
 
Allah’ın Velî Kullarından Muhiddîn İbnü’l-Arâbî Hazretleri Şam’da bir gün, halkın anlayışsızlığından ve maddeye düşkünlüğünden yakınarak,
-SİZİN TAPTIĞINIZ BENİM AYAKLARIMIN ALTINDADIR, diye ayağı ile defalarca toprağa vurur. Bunun neticesinde, halkın inancına hakâret ediyor diye idâmına karar verirler. Ona bu sözünün sırrını sorarlar. O da açıklamaz, fakat der ki:
SİN ŞIN’A GİRDİĞİNDE (GELDİĞİNDE), MUHİDDÎN’İN SIRRI ZÂHİR OLUR, ÇÖZÜLÜR AYDINLIĞA KAVUŞUR.”
 
Mısır seferinde Selim, Şam’da halkın ileri gelenlerini toplayıp Muhiddîn Arâbî Hazretleri’nin, yukarıdaki sözü tam olarak nerede söylendiğini ve ayağını tam olarak nereye vurduğunu sorar. Onlar da yaklaşık olarak gösterirler. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim, o yeri kazdırır ve orada gömülmüş bir hazîne bulunur.
 
Muhiddîn Arâbî Hazretleri: “SİZİN TAPTIĞINIZ BENİM AYAKLARIMIN ALTINDADIR” DER İKEN, “SİZ TAM OLARAK ALLAH’A DEĞİL, MADDEYE, PARAYA TAPIYORSUNUZ, ONU DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ”demek istemiştir. Yine Muhiddîn Arâbî Hazretleri “SİN ŞIN’A GİRDİĞİNDE (GELDİĞİNDE), MUHİDDÎN’İN SIRRI ZÂHİR OLUR, ÇÖZÜLÜR AYDINLIĞA KAVUŞUR”sözü ile şu kasdedilmektedir:“SELİM, ŞÂM’A GELDİĞİNDE BENİM NE KASTDETTİĞİM AÇIĞA ÇIKACAKTIR” SÎN’DEN MAKSAT SELİM, ŞIN’DAN MAKSAT İSE ŞÂM’DIR.
 
Evet tarihimizin büyük Sultanlarından Yavuz Sultan Selim Han 21 Eylül 1520 Cuma günü akşamı, ebedîyete intikâl edeceği son anlarında, Hasan Can:
-Sultanım, Cenâb-ı Hakk’a yönelip Allah’la olacak zamandır, deyince, Yavuz Sultan Selim Hazretleri gül gibi açan bir tebessümle:
-YA BİZİ BUNCA ZAMANDIR KİMİNLE BİLİRDİN? CENÂB-I HAKK’A KULLUKDA KUSUR MU ETTİK? diyerek Hasan Can’dan Yâsin Sûresini okumasını buyurdu. Sultan hafif bir sesle bu okuyuşa katıldı. Yâsin Sûresinin “SELÂM” Âyeti denilen “ÇOK ESİRGEYİCİ RABBİNDEN BİR SELÂM VAR” anlamındaki 58. Âyet’i okununca cihan Sultânı okuyuşu takip eden dudaklarını kapayıp, aradaki o son incecik latif perdeyi de atarak Sevgilisine kavuştu.
 
CENÂB-I HAK DÜNYÂDA HİMMETLERİNE, ÂHİRETTE ŞEFAATLERİNE MAZHAR EYLESİN... ÂMÎN
 
 YÜCE ATALARIMIZ; ALLAH’IN KURTARICI, KORUYUCU, KOLLAYICI, YÜCELİKLERİN, YÜCE HİKMETLERİN SUNULDUĞU, KUDRET ELLERİDİR. ONLAR, HER AN BİZİMLE BERABER, BİZİM HER TÜRLÜ HAREKETLERİMİZDEN, MAKSATLARIMIZDAN HABERDARDIRLAR. GEREKTİĞİNDE YARDIM ELLERİNİ UZATIRLAR.
 
YAKIN TARİHİMİZDEN ÖRNEKLER: KURTULUŞ SAVAŞI, KORE SAVAŞI, KIBRIS ÇIKARTMASINDA OLDUĞU GİBİ. ANCAK BU YARDIMLAR, BİZLER BAHŞOLUNAN OLANAKLARLA VAR GÜCÜMÜZLE İLÂHİ RIZÂYA UYGUN OLARAK MADDİ VE MÂNEVİ YÖNLERDEN SEFERBER OLUR ÇALIŞIRSAK; AŞAMAYACAĞIMIZ ENGELLER KARŞISINDA VE HAYIRLI OLAN HER NİYET VE ÇABALARIMIZDA BİZLERE ULAŞIR.
 
Ama bizler hayâllere av olmuş görüşsüzlüklerimizle onları toprağa gömüyor, toprak altlarında arıyoruz.(!..)
OYSA Kİ; ZÂHİRİ, GÖN GÖZÜ, NURU İSE NUR GÖZÜ GÖRÜR! Nefs’i arzularının çöplüğü hâline gelmiş hâlinle, bakışlarınla O’nları görmek ne mümkün, görüyorum iddian ise, sadece vehminden ibârettir.
 
Hz. Mevlânamızın:
“ELBİSELER GÖRDÜM İÇİNDE İNSANLAR YOK,
İNSANLAR GÖRDÜM ÜSTLERİNDE ELBİSELER YOK.” veciz sözleri ile kastedilen pek derin mânâyı idrâk ettiğimiz nisbette,
Ümit edilir ki; özlemini çektiğimiz maddî ve mânevî yönlerden yücelmenin yolları açılır!
 
EY HER ZAMAN DİLEKLERİMİZİN SIĞINAĞI OLAN YÜCE ALLAH’IMIZ;
BİZ YİNE YOLUMUZU ŞAŞIRDIK, KAZA YÜZÜNÜ GÖSTERDİ, FELEKLER ENDİŞE İLE SARSILMADA...EDEPSİZLİK CİHÂNI KAPLADI.
DİKKAT ETMEK GEREKİR; ZİRÂ, EDEPSİZLER SADECE KENDİLERİNE KÖTÜLÜK ETMEKLE KALMAZLAR, BAKARSIN ŞU CİHÂNI ATEŞE VERİRLER!
ŞİMDİ, YALVARIP YAKARMANIN, TÖVBELER EDİP AF DİLEMENİN, GÖZ YAŞI DÖKMENİN TAM ZAMANI!
 
EY AFFETMEYİ ÇOK SEVEN YÜCELER YÜCESİ RABBİMİZ; ESİRGEYİCİ, BAĞIŞLAYICI, TEMİZLEYİCİ RAHMETLERİNİ ÜZERİMİZE İNDİREREK CÜMLEMİZE; EŞİ, BENZERİ, DENGİ OLMAYAN ULULAR ULUSU ZÂT-I ŞÂNINA LÂYIK KULLUK TEMİZLİĞİ, EDEBİ, TESLÎMİYETİ VE HİZMETKÂRLIĞI NASİP ET.
 
ÂMÎN 
 
 
 
 
  Trio Yazılım