Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Mesnevîden » Cevap Vermemek de Cevaptır
Cevap Vermemek de Cevaptır Sözü

 

CEVAP VERMEMEK DE CEVAPTIR SÖZÜ,
AHMAĞA VERİLECEK CEVAP 'SUSMAKTIR' SÖZÜNÜ DOĞRULAR..
HER İKİSİ DE BU HİKÂYE İLE ANLATILMAKTADIR.
 
Bir Pâdişahın aklı ölmüş, şehveti diri bir kölesi vardı. Pâdişahın ince hizmetlerini bırakır, kötü düşüncelere dalar, fakat yaptığını iyi sanırdı! Pâdişah; “Nafakasını azaltın, söylenir dırlanırsa adını kullar arasından silin” dedi. Kölenin aklı azdı, hırsı çok! Nafakasını az görünce kızdı, serkeşleşti. Aklı olsaydı kendi kendinin etrafında döner dolaşır, düşünür taşınır, suçunu görür, kendisini affettirirdi.
Eşekliği yüzünden bir ayağı bağlanmış eşek, serkeşliğe kalkıştı mı iki ayağı da boynuna bağlanır! Eşek, bana bir bağ kâfidir derse aldırış etme! Çünkü bu iki bağ, o bayağı hayvanın hareketi yüzünden bağlanmıştır!
 
MUSTAFA ALEYHİSSELÂM; “ULU ALLAH MELEKLERİ YARATTI, ONLARA AKIL VERDİ.. HAYVANLARI YARATTI, ONLARA ŞEHVET VERDİ.. İNSANOĞULLARINI YARATTI, ONLARA HEM AKIL VERDİ, HEM ŞEHVET. KİMİN AKLI, ŞEHVETİNDEN ÜSTÜN OLURSA MELEKLERDEN DAHA YÜCEDİR.. KİMİN ŞEHVETİ, AKLINDAN ÜSTÜNSE HAYVANLARDAN AŞAĞIDIR.” BUYURURLAR; BU HADÎSİN TEFSİRİ:
Hadîste buyrulmuştur; “Ulu Allah, halkı üç çeşit yarattı.
Bir bölüğü; Tamamıyla akıldan, bilgiden ve cömertlikten ibâret, bunlar meleklerdir, secdeden başka bir şey bilmezler! Yaradılışlarında hırs ve hevâ yoktur. Mutlak nurdur onlar, Allah aşkıyla dirilmişlerdir.
Diğer bölüğü; Bilgisizdir, hayvanlar gibi ot otlamakla semirirler. Onlar, ahırdan, ottan başka bir şey görmezler. Kötülükten de gafildirler, yücelikten, iyilikten de!
Başka bir bölüğü ise;Âdemoğullarıdır. Bunlar, yarı yaradılışları bakımından melektirler, yarı yaradılışları bakımından eşek! Eşek olan yarıları, aşağılığa meyleder, öbür yarıları da akla meyleder!
 
İlk iki bölük savaştan, çekişten anlamaz, melekler huzur içinde görev icra ederler. Hayvanlar ise huzurluyum zannederler.  Fakat bu bölük, yani insanoğulları çoğunlukla azap içindedir. Bu bölükte sınanma yüzünden kısımlara ayrılmıştır. Hepsi zâhiren insan şeklindedir ama üç kısımdır:
Bir kısmı; Mutlak varlık olan Allah’a dalmış, kendini kaybetmiş olanlardır. Bunlar Îsâ (A.S) gibi meleklere katılmışlardır. Sûrette insandır bunlar, fakat hakikatte Cebrâil. Kızgınlıktan, hevâ ve hevesten, dedikodudan kurtulmuşlardır. Riyâzâttan da kurtulmuşlardır, zâhitlikten ve savaştan da. Sanki onlar, insanoğlundan doğmamışlardır!
İkinci kısım; Eşeklere katılmış olanlardır. Bunlar, kızgınlığın ta kendisi olmuşlar, tepeden tırnağa kadar şehvet kesilmişlerdir. Bunlardaki Cebrâil’lik, meleklik sıfatı gitmiştir. Çünkü o ev dardı, o sıfat da büyük, sığamadı, geçip gitti! Canı olamayan adam ölür. Canında bu sıfat bulunmayan kişi de eşek olur. Çünkü bu sıfatta olamayan can, bayağıdır, aşağıdır. Bu söz, doğrudur! Âlemde ince işlere girişir! Örüp dokudukları hile ve şeytanlık, başka bir hayvandan zuhur edemez! Altın sırmalı elbiseler dokurlar. Hendese bilgisinin en ince noktalarını bilirler, yahut astronomi, tıp ve felsefe bilgilerini elde ederler! Çünkü bu kısmın, ancak bu dünya ile alâkası vardır. Yedinci kat göğe çıkmaya yolu yoktur.
Bütün bu bilgiler, ahır yapısına yarar. Ahır da öküzle devenin varlığına destektir! Hayvanların birkaç gün yaşamalarına yarayan bu bilgilerin adını, şu ahmaklar işâretler, ince şeyler kodular.
 
ALLAH YOLUNUN, ALLAH DURAĞININ BİLGİSİNİ ANCAK GÖNÜL SAHİBİ, YAHUT DA GÖNÜL SAHİBİNİN GÖNLÜ BİLİR! İŞTE ALLAH BU TERTİPLE LÂTİF BİR HAYVAN OLAN İNSANOĞLUNU YARATTI, ONU BİLGİLERE EŞ ETTİ. O BÖLÜĞE “HAYVANLAR GİBİ” DEDİ. ÇÜNKÜ UYANIKLIĞIN UYKUYLA NE MÜNASEBETİ VAR? HAYVANÎ RUHTA ANCAK UYKU BULUNUR. BUNLARDA AKSİNE DUYGULAR VARDIR. FAKAT UYANIKLIK GELDİ DE HAYVANÎ UYKU KALMADI MI ÖLEN DUYGUSUNUN HAYVANÎ, BETERİ, AŞAĞILIK VE AYKIRI OLDUĞUNU LEVHTEN OKUR, ANLAR! UYKUYA DALAN KİŞİNİN UYANDIĞI ZAMAN, RÜYÂDA GÖRDÜKLERİNİN AKSİNİ GÖRMESİ GİBİ! ÖZETLE, AŞAĞILIK KİŞİ, AŞAĞILIK ÂLEMDENDİR. ONU BIRAK, “BEN BATANLARI SEVMEM” DE!
 
KÂLBLERİNDE HASTALIK OLANLARA GELİNCE; “KUR’ÂN, ONLARIN GÖNÜLLERİNDEKİ PİSLİĞİ ARTIRIR” VE
“ALLAH, KUR’ÂN’DAKİ MİSÂLLERLE ÇOĞUNU AZDIRIR, ÇOĞUNU DA DOĞRU YOLA GÖTÜRÜR.” ÂYETLERİNİN TEFSİRİ
 
Çünkü hayvanî ruha sahip olan kişinin, huylarını değiştirmeye, nefsiyle savaşa girişmeye, aşağılıktan kurtulmaya istidadı vardı, ama o istidadı kaybetti! Halbuki hayvanlarda istidat yoktur. Hayvanlıktaki özrü apaçıktır!
İnsanlardan, yol gösteren bu istidat gitti mi ne yerse yesin eşek beynidir! Aklı artıran bir ilaç olan belâdûr (ilaç olarak kullanılan Hindistan’da yetişen bir meyve…) yese afyon kesilir. Kâlb illeti ve akılsızlığı artar!
İnsanoğlunun bir kısmı ise;savaştadır. Yarı hayvan, doğru yolu bulma bakımından yarı insandır! Gece gündüz savaşta, çekiştedir bunlar. Sonu, yani insanlığı, önüyle, yani hayvanlığıyla savaşır durur.
 
AKLIN NEFİSLE SAVAŞI, MECNUN’UN DEVESİYLE SAVAŞINA BENZER. MECNUN’UN SEVDÂSI LEYLÂ’DIR, DEVENİN SEVDÂSI YAVRUSUNA… NİTEKİM MECNUN’DA “DEVENİN SEVDÂSI ARDINDAKİNEDİR, BENİM SEVDÂM ÖNÜMDEKİNE. İKİMİZ DE SEVDÂLIYIZ AMA SEVDÂLARIMIZ AYKIRI!” DEMİŞTİR.
Bu, Mecnun’la devesine benzer. Mecnun ileriye gitmeye savaşır, devesi geriye gitmeye! Mecnun’un sevdâsı, önde bulunan Leylâ’ya kavuşmak, devenin sevdâsı ardına dönüp yavrusuna ulaşmak! Mecnun, bir an bile kendisinden geçti mi deve, hemencecik geri döner, geriye giderdi. Mecnun, tamamıyla aşkla, sevdâ ile dolu olduğundan kendisinden geçmemesine imkân yoktu. Kendisini gözetleyen akıldı. Fakat aklını, Leylâ’nın sevdâsı kapmıştı!
Deveye gelince o, çevikti, fırsat gözetleyip durmaktaydı. Yularını gevşek hissetti mi, anlardı ki Mecnun daldı gitti. Hemen geriye yüz tutar, yavrusunun bulunduğu tarafa doğru gitmeye başlardı. Mecnun kendisine gelir, evvelce bulundukları yerden fersahlarca geriye gittiğini anlardı. Üç gün böyle yol aldılar. Mecnun âdeta yıllarca tereddüt içinde kaldı. Nihayet dedi ki; A deve, ikimiz de âşıkız ama birbirimize aykırıyız. Arkadaşlığa lâyık değiliz! Senin sevgin de bana uygun değil, yuların da. Senden ayrılmak gerek! Bu iki arkadaş da, birbirinin yolunu vurmada. Tenden aşağı inip ayrılmayan can, yol azıtır gider!
Senin canın da arşın ayrılığıyla yoksulluğa düşmüş, teninse diken sevdâsıyla deveye dönmüş! Can, yücelere kanatlar açmada. Ten, tırnaklarıyla yere sarılmada!
Ey dünya sevdâsıyla ölmüş deve, sen benimle oldukça canım, Leylâ’dan uzak kaldı gitti! Âdeta Musa kavminin yıllarca çölde kalışı gibi, ben de seninle bu hallere düştüm, ömrüm gelip geçti. Bu yol, vûslata erişmek için iki adımdan ibâret. Halbuki ben, senin hilenle tam altmış yıldır, bu iki adımlık yolda kalakaldım! Yol yakın. Fakat ben pek geç kaldım. Bu binicilikten adamakıllı usandım artık!
 
Bu sözleri söyleyip kendisini deveden fırlattı attı, niceye bir dertten yanıp yakılacağım, yandım artık, dedi! Ona, o geniş ova daracık bir hâle geldi. Kendisini bir taşlığa atıverdi! Hem de öyle bir attı ki o yiğidin bendi ezildi. Kendisini yere öyle bir fırlattı ki kazâra ayağı da kırıldı! Ayağını bağladı, top olurum da dedi, onun çevgânının önüne düşer, yuvarlanarak giderim! İşte güzel sözlü hâkim, tenden inmeyen atlıya bu yüzden lânet etmiştir. Allah aşkı, hiç Leylâ’nın sevdâsından az, değersiz olur mu? Ona top olmak elbette daha doğru, daha yerinde!
 
Top ol da doğruluk yanına yat, aşk çevgâniyle yuvarlanarak git!Çünkü bu yolculuk, binekten indikten sonra Allah çekişiyle olur. Halbuki önceki gidişimiz, deveyleydi! Bu çeşit gidiş, gidişlerden apayrıdır. Bu gidiş, cinlerin çalışmasıyla da olmaz, insanların çalışmasıyla da! BU ÇEKİLİP GİTME, ALELÂDE ÇEKİLİP GİTME DEĞİLDİR. BUNU HZ. AHMED’İN LÛTFU MEYDANA GETİRDİ VESSELÂM!
 
KÖLENİN, ÜCRET AZLIĞINDAN ŞİKÂYET EDEREK PÂDİŞAHA YAZMASI
 
Sözü kısa kes de Pâdişaha mektup yazıp gönderen köleyi anlat! O köle, nâzenin Pâdişaha savaşla, varlıkla, kinle dolu bir mektup yazıp gönderir.
KALIBIN, CESEDİN MEKTUPTUR, ONA DİKKAT ET, PÂDİŞAHA LÂYIK MI DEĞİL Mİ? Bir anla da, sonra gönder! Bir bucağa git, mektubu aç, oku. Bak bakalım, içindeki sözler, Pâdişahlara lâyık olan sözler mi? Lâyık değilse o mektubu yırt, çaresine bak, başka bir mektup yaz! FAKAT TEN MEKTUBUNU AÇMAYI KOLAY SANMA. YOKSA HERKES GÖNÜL SIRRINI APAÇIK GÖRÜRDÜ! BU MEKTUBU AÇMAK NE GÜÇTÜR, NE SARPTIR! ERLERİN İŞİDİR BU, ÇOCUK İŞİ DEĞİL! HEPİMİZ FİHRİSTE KANİ OLMUŞ KALMIŞIZ. ÇÜNKÜ HEVÂ VE HEVESE, HIRSA BULAŞMIŞIZ! HALBUKİ O FİHRİST, ONA BAKSINLAR DA METNİ DE ÖYLE SANSINLAR DİYE HALKA BİR TUZAKTIR.
Mektubu aç, bu sözden baş çevirme! Allah, doğruyu daha iyi bilir! Mektubun fihristi, dille ikrar etmeye benzer. Halbuki sen gönül mektubunun metnini sına! Bak bakalım, ikrârınla muvâfık (uygun) mı? Buna bak da işin, münafıkların işine dönmesin!.
Ağır bir çuval yüklenip götürmeye koyulsan onun dışına bakmakla yükü hafiflemez ki! Asıl içine bak. Çuvalda acı, tatlı ne var, bir gör de taşımaya değerse taşı! Yoksa çuvalındaki taşları boşalt. Kendini bu saçma işten, bu âr olan yükten kurtar gitsin! Çuvala, aklı erer Pâdişahlara, Sultanlara götürebilecek şeyleri doldur!
 
 
HIRSIZIN KOCA SARIKLI BİR FAKÎHİN SARIĞINI ÇALMASI, FAKÎHİN SARIĞI AÇ, BAK DA NE GÖTÜRDÜĞÜNÜ ANLA. SONRA GÖTÜR DİYE BAĞIRMASI
 
Bir fakîh, bez parçaları toplamış, sarığın içine ezip büzerek yerleştirmişti. Bu sûretle kavuğunun büyük ve iri görünmesini, halkın kendisine ehemmiyet vermesini ve mescide gelince baş köşeye geçirilmesini istiyordu. Elbiselerden parçalar almış, onlarla sarığını büyütmüştü. Sarığın dışı, cennet elbiselerine benzemekteydi. Fakat içi, münafık gönlü gibi rezil, çirkin bir şeydi. Parça parça bezler, yünler, deriler. Hep o sarığın içine gömülmüştü. Bir sabah çağı, bu şatafatla bir şeyler elde etmek üzere medreseye giderken, hırsızın biri de dar bir yolda, her türlü hilelere başvurup bir şeyler yapmak üzere bekliyordu.
Fakîh, o yola sapınca hemen başından kavuğunu kaptı, işini başarmak için koşup gitmeye başladı. Fakîh, arkasından bağırdı: “Oğul, sarığı çöz de öyle götür! Böyle dört kanatla uçar gibi gidiyorsun ama götürdüğün hediyeyi bir aç da gör! Onu elceğizinle bir aç, ovala da sonra götür. Sana helâl ettim!
Hırsız kaçarken sarığı çözer çözmez içinden yola yüzbinlerce bez parçası dökülüverdi! O bir şeye yaramaz, o olmayasıca sarığından kala kala hırsızın elinde ancak bir arşın doğru düzen bezceğiz kaldı!
Hırsız, elindekini yere vurup “A aşağılık adam bu hile ile beni işimden gücümden ettin.” dedi.
 
DÜNYANIN, DÜNYA EHLİNE HÂL DİLİYLE, DÜNYADAN VEFÂ UMANLAR VE BU TAMAHTA BULUNANLARA VEFÂSIZLIĞINI SÖYLEYEREK NASİHAT VERMESİ
 
Fakîh dedi ki: “HİLE İLE SENİ YOLUNDAN ALIKOYDUM AMA NASİHAT YOLLU İŞİ DE ANLATTIM!” DÜNYA DA BÖYLEDİR İŞTE. BİR HOŞÇA AÇILIR SAÇILIR AMA VEFÂSIZLIĞINI DA BAĞIRA BAĞIRA SÖYLER! BU OLUŞ VE BOZULUŞ ÂLEMİNDE O HİLE, OLUŞTUR; NASİHATTA BOZULUŞ, ÜSTADIM!”
Oluş der ki: “İzin kutludur. Ardımdan gel!”
Bozuluş da; “Git” der, “Ben hiçbir şey değilim!”
Ey baharın güzelliğine şaşırarak dudağını dişleyip duran, gözün sapsarı benzine ve mevsimin soğukluğuna bak!
Gündüzün güneşin yüzünü güzel görmektesin ama onun bir de batma zamanında saklandığını düşün! Dolunayı şu güzelim çardakta bir hoşça seyredersin ama, ay sonunda bir de hasretine bak onun! Bir oğlan güzellikle halkın efendisi olur, olur ama yarın bunar, halka rezil rüsvây olur! Gümüş bedenli güzellerin vücudu, seni avladıysa ihtiyârlıktan sonra bir de pamuk tarlasına dönen bedene bak!
 
Ey yağlı, ballı yemekleri gören, yiyen, onların fazlasını git de helâda seyret!
Pisliğe; nerde senin o güzelliğin. Nerde senin tabaklarda o hoş görünüşün, yerken senden duyulan o zevk, o lezzet, de! O sana der ki: o taneydi. Ben de onun tuzağıydım. Sen avlanınca o tane gizlendi! Nice parmaklar vardır ki üstatlar bile onları kıskanır ama sonunda iş işlerken tir tir titrer! Can gibi güzel ve baygın gözler nihayet görmez olur, onlardan su damlamaya başlar! Aslanların safında giden aslan gibi yiğit er, sonunda bir fareye mağlup olur! Sanat sahibi ve çevik istidatlı kişiye sonunda bak! İhtiyar eşeğe döner, bunar gider! Akıllar alan siyah ve miskler saçan kıvırcık saçlar, nihayet boz eşeğin çirkin kuyruğuna döner! Önce açıla saçıla oluşunu güzelce bir gör, sonunda da bozuluşunu, rüsvây oluşunu seyret!
Önce sana tuzağını apaçık gösteren şey, sonunda ona kapılan hamların bıyığını, sakalını yoldu! Artık dünya beni hileleriyle aldattı. Yoksa aklım, onun tuzağından kaçardı elbet deme!
Böylece bütün âlem cüzlerini say dök. Hepsini önünden ve sonundan bir gör! KİM DAHA ZİYADE SONU GÖRÜRSE O, DAHA KUTLUDUR. Fakat kim ahırı görürse o daha fazla kovulmuş, sürülmüştür!
Her şeyin yüzünü güzel ve parlak ay gibi gör. Fakat evvelini gördükten sonra sonunu da seyret! Seyret de, kör iblis’e dönme. İblis, noksan olduğundan noksan görür, bir yanı görür de bir yanı görmez!
Âdem’in toprağını gördü de, Dînini görmedi. Bu âlemi gördü de, o âlemi gören Mânevîyatını görmedi. 
Âlemden iki zıt ses gelmektedir. Bakalım sen hangisine istidatlısın? Bir tanesi, iyi kişilere hayattır. Öbürü kötü kişilere hile!
Bir ses; “Ey güzel ve bana düşkün olan kişi, ben diken çiçeğiyim. Çiçek dökülür ben kalırım; diken dalından ibaretim ben” der.
Çiçeği; “Ey gül satan, gel bu yana” der.
Dikenin sesi ise; “Bizim yanımıza gelmeye kalkışma” der!
Bu seslerden birini kabul ettin mi öbürünü duymazsın bile. SEVEN KİŞİ SEVGİLİYE AYKIRI OLAN KİŞİLERİN SÖZLERİNE SAĞIR OLUR!
O seslerin biri; “Ben buracıktayım, hazırım” der.
Öbür ses de; “Sen benim sonuma bak” der.
Cihânın bozuluşu; “Benim şimdi ki hâlim hiledir, pusudur. Sonumu, bir aynaya benzeyen önüme bak da gör!” der.
Bu iki çuvaldan birine girdin mi öbürüne zıt olur, artık ona lâyık olmazsın!
Ne mutlu ona ki Erler akıllarının duyduğu bu sesi, önceden işitti!
Gönül evini hangi ses boş bulursa o gelir, tutar. Artık sahibine ondan başkası ya eğri görünür, yahut acayip! Yeni testi sidiği emerse artık su, ondan o pisliği gideremez!Âlemde her şey, bir şeyi çekmektedir.Küfür kâfiri, doğruluk doğru yola götüreni! Kehribar da vardır, mıknatıs da. Sen demir de olsan, saman çöpü de olsan elbette bir tuzağa düşersin! Demirsen seni bir mıknatıs kapar. Yok, saman çöpüysen kehribara tutulur, ona gidersin!  İyi kişilerle dost olmayan, elbette kötülerin yanında yer alır, onlara komşu olur!
KARANLIK YÜZÜNDEN BİRİSİNİ TANIYAMADIN MI, KENDİSİNE KİMİ İMAM EDİNMİŞ, KİME UYMUŞ. BAK NE OLDUĞUNU ANLARSIN!   
 
  Trio Yazılım