Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri » Tüm İnsanlığa Mesajı
Tüm İnsanlığa Mesajı

 

MUHAMMED BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİNİN
 BÜTÜN İNSANLIĞA MESAJI

 

 
Allahû Tealâ, ikiyüzmilyon yıldan fazla bir süredir Peygamberleri, Azîzleri, Kutupları, İrfân Sahiplerini, Elçilerini ve sevgili Kullarını insanlığa göndermektedir.
BUNLARI NEDEN GÖNDERMİŞTİR? ALLAH İSTESE DÜNYADAKİ TÜM İNSANLARI YOLA GETİREMEZ Mİ? BUNU YAPAMAZ MI?O, BİR ŞEYİ DİLEDİĞİ ZAMAN OLUR.PEKİ TÜM BU ELÇİLERİ BİZE GÖNDERMESİ NİÇİN GEREKLİ İDİ? BU; ZÂTÎ ZUHURU HÂLİNDEBÜTÜN YARATILMIŞ OLANLARIN KIYÂMETLERİNİN KOPACAĞI İÇİN, YÜZ ÖRTÜSÜ GERİSİNDEN, PEYGAMBERLERİNDEN, VELÎ VE AZÎZ KULLARINDAN HİTAP ETMESİNDENDİR. ONLARI, İNSANLARIN YÜCE YARADAN’LA BİR BAĞLANTI KURMALARINA YARDIM ETMELERİ, BU BÜYÜK GÜCE İMÂN EDİP GÜVENMELERİ VE BUYRUKLARINA UYMALARINI SÖYLEMEK ÜZERE YOLLAMIŞTIR.
 
İnsanoğluna doğruluğun ve ışığın varolduğunu gösterebilmek amacı ile Allah kötülüğü ve karanlığı yaratmıştır. Allah birçok tezatlar yaratmıştır: cennet ve cehennem, doğru ve yanlış, açıklanabilir şeyler ve açıklanamayan şeyler. Doğruluk cennettir. Kötülük cehennemdir. Allah bizlere bir konuyu onun zıddı ile açıklar. Bu nedenle iyi ve kötü vardır. İyinin var olduğunu kanıtlamak için Allah kötüyü gösterir. Aynı zamanda kötülüğe meyletmemize engel olmak amacıyla 124.000 Peygamberini görevlendirmiştir. Bunların arasından yirmibeş tanesini özel olarak seçmiş, bu yirmibeş Peygamberin arasından sekizine ise özel bir pâye verilmiştir. Bunlar; Âdem (A.S.), Nuh (A.S.), İbrahim (A.S.), İsmâil (A.S.), Musa (A.S.), Davut (A.S.), Îsâ (A.S.) ve Muhammed (S.A.V.)’dir. (Allah hepsinden râzı olsun.).
BÜTÜN YARATILMIŞ OLANLAR TEK BİR ÂİLEYE, ALLAH’IN ÂİLESİNE MENSUPTURLAR. PEYGAMBERLERİN GETİRMİŞ OLDUKLARI BÜTÜN EMİRLER, BU, BİR ÂİLEYE ÂİTTİR. SADECE TEK BİR ALLAH, TEK BİR DUÂ, TEK BİR ÂİLE VE TEK GERÇEK VARDIR.
 
EĞER DÜNYAYI YÖNETENLER KALPLERİNDE BU TEK ALLAH’I KABUL ETSELER, BİRBİRİ ARDINCA GELEN BÜTÜN FARKLI PEYGAMBERLERİN AYNI ÂİLEYE MENSUP OLDUKLARINI FARK EDERLERDİ. EĞER LİDERLER BU GERÇEĞİ KABUL EDİP BU BİRLİK KONUMUNDA OLSALAR, DÜNYANIN BÜTÜN EVLÂTLARI DA, AYNI BİLİNÇTE OLURDU. ETRAFTA CİNÂYET VE KAVGA OLMAZDI. TOPLUMLAR SAFLARA, FARKLI BÖLÜMLERE AYRILMAZLARDI. EĞER LİDERLER BU BİLİNÇTE OLSALAR VE ALLAH’IN BUYRUKLARINI İLETEN PEYGAMBERLERİN SÖZLERİNİ KABUL ETSELER, DÜNYADA HER ŞEY DOSDOĞRU OLURDU. ALLAH’A İBÂDET EDEN TEK BİR SOY, TEK BİR KAN VE TEK BİR ÂİLE, TEK BİR NÛR OLURDU. DOĞRU HÂL BUDUR. AMA YÖNETİCİLER BU BİLİNCE SAHİP DEĞİLLERSE, BÜTÜN DÜNYANIN BİR SAVAŞ MEYDANINA DÖNMESİ KAÇINILMAZDIR. FARKLI DÎNLER, AYIRIMCILIK, KAVGA VE CİNÂYET DE SÜRER GİDER.
 
İNSANIN HASTALIKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
 
Hastalıklar bir çok şekilde tedâvi edilebilir, ancak ne kadar değişik tedâvi yöntemi kullanılırsa kullanılsın, bunlar hastaya şifâ vermekte başarısız olabilirler. Bir tedâvinin işe yarayabilmesi için, kendisini tedâvi eden doktora ve onun tavsiyelerine inancının tam olması gerekir. İkinci olarak, tedâvi yapan doktorun Allah’a inancı olmalıdır. Bu doktor, Allah’ın sıfatlarına, sevgisine ve sabrına sahip olmalıdır. Doktor, hastayı tedâvi eden kişinin kendisi olduğunu düşünmek yerine, Allah’a teslim olmayı tercih etmelidir. Bu şartlar gerçekleştiği zaman; hastanın doktora, doktorun da Allah’a inancı olduğu zaman tedâvi kolaylaşır ve hastalık belli bir noktaya kadar şifâ bulur. Bazen hastalık tedâvi edilemez çünkü, hastanın kendisine, doktoruna, kullandığı ilaca ve hattâ Allah’a bile inancı yoktur. Böyle durumlarda şifâ zor gelir hattâ imkânsızlaşır.
 
Temelde bütün insanlar aynıdır ama akılları farklıdır ve bu farklı düşünceler, değişik türde hastalıkları da beraberinde getirir. Her insanın geniş ve birbirinden farklı bir düşünce, sıfat, hareket ve davranış yelpazesi vardır. Bütün bu farklılıklar birer birer değişmelidir.
 
Bir traktörün yaptığı işi düşünün. Yapılmasını istediğiniz her ayrı görev için traktöre değişik bir parça takarsınız. Örneğin yük çekmek için römork ilâve etmeniz gerekir. Çekme işini traktörün yapmasına rağmen, yükü taşımak için hâlen bir römorka ihtiyacınız vardır. Diğer yandan, traktörle otları biçebilmek için, ona bir tırpan ilâve etmeniz gerekir. Toprak kazmak için sabana, sabanlanan toprağı ufalamak için ise çift sürmeye gereksiniminiz olacaktır. Her ayrı iş için ayrı bir parça iliştirmelisiniz. Değişen traktörün kendisi değildir ancak yapılması gereken farklı işlerde ayrı parçalar monte edilmelidir.
 
Bir çiftçinin traktörünü tanıyarak, ona ne zaman hangi parçayı monte edeceğini bilmesi gibi, MÜKEMMEL BİRÖĞRETMEN OLAN VE ALLAH’INI BİLEN İNSAN-I KÂMİL’DE, İNSANIN KALBİNDEKİ FARKLI SIFATLARI VE POTANSİYELİ BİLME VE GEREKLİ OLANI O KALBE MONTE ETME İRFÂNINA SAHİPTİR.İnsandaki değişik sıfatları sabanla sürüp, onları temizleyerek yeniden düzene koyar. Bunun için sürekli parça değiştirmek zorunda kalabilir. BİZLERE BAZEN SABIR, BAZEN DE ŞÜKÜR MONTE EDER. DİĞER ZAMANLARDA BUNLARA ALLAH’A TESLİMİYET VE HAMD DA EKLEYEBİLİR. İNSAN-I KÂMİL TÜM BU İŞLEMLERİ GERÇEKLEŞTİRİRKEN İRFÂNINDAN FAYDALANIR. SEVGİ İLE İYİLEŞTİRİLMESİ GEREKEN BAĞIMLILIĞI SEVGİYLE, İMÂNLA İYİLEŞTİRİLMESİ GEREKENİ İMÂNLA, YA DA BASİT BİR ÖNERİ VEYA DÜŞÜNCE İLE İYİLEŞTİRİR. KİŞİNİN AKLININ SAĞLIKLI ÇALIŞMADIĞI DURUMLARDA, İNSAN-I KÂMİL AKLI TEDÂVİ EDEREK, ONU İYİLEŞTİRİR.
Örneğin kişi negatif enerjilerin (cinlerin, şeytanların) etkisine girmişse onu bu enerjilerden kurtarmak için kendine göre gerekli işlemleri yapabilir. Her farklı durum için ne gerekiyorsa onu yerine getirir. EĞER BİR HASTALIĞA ŞİFÂ BULMANIN TEK YOLU ALLAH’IN MERHAMETİ İSE, O ZAMAN İNSAN-I KÂMİL ALLAH’IN MERHAMETİNİ KULLANARAK ŞİFÂSINI VERİR. BU SIRADA HASTA OLAN KİŞİNİN DE İMÂNI OLMALIDIR. DOKTOR, TEDÂVİ YÖNTEMİNİ DEĞİŞTİRMEYİ İSTEDİĞİNDE, HASTA DA İNANCININ YARDIMIYLA İŞBİRLİĞİ YAPMALIDIR.
 
İnsanoğlunda da böyle bir inanç olmalıdır. “Neden bu kadar farklı donanımlarım var? Niçin tek parça değilim?” diye şikâyet etmemelidir. İhsân olunan değişik yeteneklerin başka amaçlara hizmet ettiğini bilmelidir, umulan budur.
 
AYNI ŞEKİLDE İNSANOĞLUNUN HAYATINI GÜZELLEŞTİRMEK İÇİN, İRFÂNI OLAN BİR DOKTORA, BİR MÂNÂ GÜNEŞİNE YANİ İNSAN-I KÂMİL’E İHTİYACI VARDIR. BU DOKTOR TEDÂVİ ETTİĞİ KİŞİYİ HER YÖNÜYLE BİLECEK VE GEREKTİĞİ ZAMAN FARKLI TEDÂVİ YÖNTEMLERİNİ KULLANACAKTIR. HER KİŞİNİN İÇİNDE BİRER BİRER DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BİRÇOK HASTALIK VARDIR. BAŞTA VERDİĞİM ÇİFTÇİ ÖRNEĞİNDE OLDUĞU GİBİ, DOKTORUNUN GEREKEN DURUMDA GEREKEN TEDÂVİYİ UYGULAYACAĞINA İNANMALIDIR. BURADA HASTANIN GÖREVİ PARÇALARININ SÜREKLİ OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ ESNASINDA İMÂNINI MUHAFAZA ETMESİDİR.
 
ALLAH İLE NASIL BAĞLANTI KURABİLİRİZ?
 
Bizler iletişimin uygun yolunu inşâ ettiğimiz anda mesajımız, telgrafımız Allah’a ulaşır. Fakat insanlar bunu yapmak yerine içlerinde milyonlarca düşünce ve şekil yaratarak onlara tapmışlardır. Bizler refahımıza ve paramıza taparız. Toprağa, kadına, altına, sevip arzu ettiğimiz her şeye taparız. Taptıklarımızın kölesi hâline geliriz. BU SAYDIKLARIMIN HİÇ BİRİ ALLAH’DA YOKTUR; HEPSİ KENDİ KENDİMİZE YARATTIĞIMIZ VE SONUÇTA BİZİ ÖLDÜRECEK OLAN ŞEYLERDİR. ŞEYTANÎ SIFATLARA VE HAREKETLERE TESLİM OLARAK, BUNLARIN BİZİ KONTROL ETMESİNE İZİN VERİRİZ. ALLAH’A KUL OLMAK YERİNE ETRAFIMIZA KÖLE OLURUZ. NİYETİMİZ SADECE ALLAH’A KULLUK ETMEK OLDUĞUNDA, GERÇEK İBÂDET YAPMIŞ OLURUZ. BUNUN DIŞINDA İSTEDİĞİMİZ YA DA NİYETLENDİĞİMİZ HER ŞEY BİZİM YALANCI RABBİMİZ HÂLİNE GELİR VE BİZ ONA TESLİM OLURUZ.
OYSAKİ GERÇEKTE TEK YARATICI YÜCE ALLAH’TIR.
 
İNANCIMI NASIL KUVVETLENDİREBİLİRİM?
 
İnanç adını verdiğimiz şey bu dünyada bir çok farklı şekil alabilir. İnsanoğlu inancını kolayına giden ve her gördüğü şeye odaklayabilir. Paraya, işine, ya da sevdâsına inanır. İyiye ve kötüye inanır. Cinâyete inananlar bile vardır. İnsanoğlu yaptığı her işe inanır. Bütün bu saydıklarım yok edilebilir, beşerin kendisi de yok olur. SONLU OLAN ŞEYLERLE, ASLÂ SONU OLMAYAN TEK BİR VARLIK ARASINDAKİ FARKI ANLAMALISINIZ.Bunların hangisine inanmak daha iyidir? Hangi imânınızı, neye olan inancınızı kuvvetlendirmek istiyorsunuz?
 
Cevabınız Allah’a olan inancınız ise, bu tamamen farklı bir konudur. ALLAHÛ TEÂLÂ’NIN BİR ŞEKLİ YOKTUR, YARATILMAMIŞTIR. DOĞUMU VE ÖLÜMÜ, BAŞLANGICI VE SONU YOKTUR. O BİR GÜNEŞ, AY YA DA YILDIZ DEĞİLDİR. TOPRAKTAN, ATEŞTEN, HAVADAN, SUDAN YA DA ESİRDEN MEYDANA GELMEZ. TEK BİR IRKA, DİLE YA DA DÎNE MÂL EDİLEMEZ. BÜTÜN BU SAYDIKLARIMIN ÖTESİNDEDİR. ALLAH HER ŞEYİN ÇOK ÖTESİNDE BİR GÜÇTÜR. BU GÜÇ BÜTÜN HAYATIN İÇİNDE MEVCUTTUR VE İRFÂN SAHİBİNCE ANLAŞILIR. BU GÜÇ İRFÂNIN İÇİNDEKİ İRFAN, GÖZLERDEKİ IŞIK VE VÜCUTTAKİ HAYAT OLARAK MEVCUTTUR. KALBİMİZİN İÇİNDE TARİFİ İMKÂNSIZ BİR GÜZELLİKTE BULUNUR. BAŞKA HİÇBİR ŞEYLE KIYASLANAMAYACAK BİR NÛRDUR. BU GÜÇ BÜTÜN YAŞAMLARA YARDIM EDER, BÜTÜN YAŞAMLARA ÖNDERLİK EDER VE ONLARI YÖNETİR. VİCDANIMIZI UYARARAK BİZİ HATÂLARA KARŞI TETİKTE TUTAN GÜÇ O’DUR. O’NUN HARİCİNDEKİ HER ŞEY GEÇİCİDİR. ALLAH HİÇBİR ZAMAN DEĞİŞMEYEN TEK VARLIK TEK HAZİNEDİR. Okyanuslar karalara, karalar okyanuslara dönüşebilir, ormanlar şehirlere ya da şehirler ormanlara dönüşebilir, dağlar ovalara, ovalar da dağlara dönüşebilir. Bir zamanlar görkemli sarayların bulunduğu yerlerde şimdi mezarlıklar bulunabilir. Eski mezarların üzerine ihtişamlı saraylar inşâ edilebilir.
 
BÜTÜN HAYAT SÜREKLİ DEĞİŞİM HÂLİNDEDİR. TEK DEĞİŞMEYEN ALLAH’DIR. ALLAH ADINI VERDİĞİMİZ BU KUVVET BÜTÜN YAŞAMLARDA ATOMUN İÇİNDEKİ CEVHER GİBİ MEVCUTTUR; YÜRÜYEN KARINCALARDA, KUŞLARDA, İNSANDA, HER ŞEYDE. ALLAHÛ TEÂLÂ HÜKÜMRANLIĞINI MÜKEMMEL BİR SÜKÛNET VE TAM BİR ADÂLETLE YÖNETİR. AYIRIM GÖZETMEKSİZİN VE BENCİLLİK SERGİLEMEDEN HİZMET EDER. BU YÜCE GÜÇ TEK’DİR, DEĞİŞMEZ VE HİÇBİR ŞEYLE MUKAYESE EDİLEMEZ. BU GÜCÜN ADI ALLAH’DIR.
 
ALLAH’I, HİLELER, MUCİZELER VEYA SİHİR GÖSTERİLERİ SAYESİNDE GÖRMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Böyle basit mucizeleri hayvanlar bile sergileyebilir. Bir yılan zehirini kendine zarar vermeden dişlerinde taşıyabilir, ama kızıp dişlerini düşmanının etine geçirdiğinde o ölümcül zehir ortaya çıkar. Bu, yılanın mucizesidir. Kartal çok yüksekten uçar ve mükemmel dengesini korur ama, yerde avını gördüğü zaman âniden dalışa geçer, avını kapar ve uçmaya devam eder. Gökyüzünde böylesine yüksekten uçarken nasıl bir anda dalışa geçer ve alçalır?  İşte bu da kartalın mucizesidir. Filler ormanda herhangi bir yol takip etmeksizin yürürler. Tüm orman onlar için yoldur. Önlerine gelen bitkileri ve ağaçları devirerek ilerlerler. Bu fillerin mucizesidir. İnsanoğlu bunu yapamaz. Onun doğada yolunu bulabilmesi için bir yola gereksinimi vardır. Turnalar sekiz dokuz saat boyunca bir balık yakalamak amacıyla tek ayakları üzerinde hareketsiz bekleyebilirler. İşte size turnaların mucizesi. Balıklar okyanus tabanından suyun yüzeyine kadar mükemmel dengelerini muhafaza ederek yüzebilirler. Bir dalga geldiğinde dalga ile aynı yönde ilerleyerek bu dengeyi aslâ bozmazlar. Bu balığın mucizesidir. Bir balığın bile dayanabildiği aynı dalga insanoğlunu rahatlıkla tersyüz ederek sahile fırlatabilir. Bir karınca iğne deliği gibi bir çukura girebilir. İnsanoğlu ise, bunu yapamaz. Bal arıları kovanlar inşâ eder ve yapmış oldukları balları orada saklarlar. Arıların da mucizesi budur. Her mahlûkun kendi mucizesi vardır.
Eğer her şeyi yakından incelersek, bütün dünyanın bir mucize olduğu sonucuna varırız. Ama İNSANOĞLU HAYVANLARIN MUCİZELERİNİ SERGİLEMEYE KALKIŞSA, O ZAMAN İNSAN OLAMAZ. YILANIN YAPTIĞINI YAPMAYA ÇALIŞAN İNSAN OLAMAZ.
 
İNSANOĞLU ÇOK DİKKATLİ OLMALIDIR. BU TÜR YANILGILAR HAYATINA GİRİP ONU YANLIŞ YÖNLENDİREBİLİR. İHTİRAS İÇİNE ÇÖREKLENİP ONU YANILTABİLİR. ÖFKE, CİNÂYET SEBEBİ OLABİLİR. BU ENERJİLERİN HER BİRİ KENDİ MUCİZESİNİ SERGİLER. HER YARATIĞIN KENDİ MUCİZESİ VARDIR AMA, BUNLARA GERÇEK MUCİZELER GÖZÜYLE BAKMAMALIYIZ.
AYRICA HAYÂLETLERİN, CİNLERİN, ŞEYTANLARIN GÖSTERİLERİNDEN DE ETKİLENMEMELİYİZ. ÇÜNKÜ O ZAMAN ONLARDAN DAHA DÜŞÜK BİR SEVİYEYE GELEBİLİRİZ. ÇEVREMİZDE GÖRDÜĞÜMÜZ ESRARLI GÜÇLERİN TÜMÜ TOPRAK, ATEŞ, SU VE HAVAYA BAĞIMLIDIR. BUNLAR SÛRET ÂLEMİNİN, AKLIN VE İHTİRASIN OYUNLARIDIR.
 
BÜTÜN HEPSİNİ KONTROL EDEN TEK VARLIK ALLAH’DIR. BİZLER ALLAH’IN MUCİZELERİNİ ANLAMALIYIZ. ALLAH HER ŞEYİ YARATMIŞTIR VE O’NUN GERÇEĞİ YARATILAN HER ŞEYDE MEVCUTTUR.ÇİÇEKLERİN İÇİNE KOKU, MEYVALARIN İÇİNE TAT KOYMUŞTUR. KÜÇÜCÜK BİR TOHUMUN İÇİNE MİLYONLARCA TOHUM VE KOSKOCA BİR AĞACI, BİR DAMLA SUYA KÂİNATI SIĞDIRMIŞTIR. BUNLAR ALLAH’IN MUCİZELERİDİR. NE FARKLI ENERJİLER, NE DE HAYVANLAR BU MUCİZELERİN HİÇ BİRİNİ SERGİLEYEMEZLER. ONLAR ORMANLARIN ŞEHİRLERE DÖNÜŞTÜĞÜ, MEZARLIKLARIN YERLERİNİ SARAYLARA BIRAKTIĞI GİBİ SADECE SÜREKLİ BİR DEĞİŞİM İÇERİSİNDEDİRLER.
 
ALLAH HİÇBİR YARATILMIŞIN YAPAMAYACAĞINI YAPMAYA MUKTEDİRDİR. MUCİZESİ İRFÂNDAKİ İRFÂN, ATOMUN İÇİNDEKİ CEVHER OLARAK KENDİNİ GÖSTERİR. HİÇBİR ŞEY O’NA EŞ KOŞULAMAZ. BİZ ALLAH’A İNANCIMIZI KUVVETLENDİRMELİ VE O’NUN TEK YARATICI OLDUĞUNA KAYITSIZ ŞARTSIZ İNANMALIYIZ. SADECE O’NUN MUCİZELERİNİN GERÇEK MUCİZELER OLDUĞUNU BİLMELİYİZ. BİZİ RAHATLATACAK OLAN BU İNANÇTIR.
 
KÂLPLERİMİZDE TEREDDÜDE YER VERMEMELİYİZ. ALLAH’A TAM BİR İMÂNLA İNANMALI VE O’NUN SAFLIĞINA LÂYIK BİRER KÂLB EDİNMELİYİZ. ALLAH İÇİN ALLAH’A ULAŞABİLECEĞİMİZ GÜZEL BİR KÂLP İNŞÂ ETTİĞİMİZ ZAMAN DA, ALLAH O KÂLB’DE TECELLİ EDER. BU SÖYLEDİKLERİM DIŞINDA KALAN HER ŞEY KALPLERDEN BERTARAF EDİLMELİDİR. HİÇ BİR YARATIKTA OLMAYAN ZÂT-I İLÂHİ’DE KÂMİL İNSAN’DADIR!
 
  Trio Yazılım