Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri » Hakk\'ın Sıfatları İle Amel Etmek
Hakk'ın Sıfatları İle Amel Etmek

 

 
MUHAMMED BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİ,
 
1900 YILINDAN İTİBAREN HAYÂTINI,
İNSANLARIN KALBLERİNDE ALLAH’A İMÂNI UYANDIRMAK VE
KUVVETLENDİRMEK İÇİN HARCAMIŞ VE
1986 YILI ARALIK AYINDA BİRLEŞİK AMERİKA’DA HAKK’A YÜRÜMÜŞTÜR.
 
Şöyle diyordu: “HAKK’IN SIFATLARI İLE AMEL ETMEK; İSLÂM BUDUR. HAKÎKİ SEVGİYLE KUCAKLAMAK. YORGUN KALBLERİ, YARALANMIŞLARI KUCAKLAMAK VE ONLARA SEVGİNİN SÜTÜNÜ VERMEK, ONLARI TEKER TEKER, KALB KALBE KUCAKLAMAK: TEVHİDLE; İSLÂM BUDUR. SÂFİYETİ BULMUŞ OLANLAR İSLÂMIN BU OLDUĞUNU KABUL EDERLER. BUNU ANLARSANIZ İYİ OLUR.
... EĞER BİRİNİN SADECE ELİNİ KESERSENİZ, ÖTEKİ ELİYLE ÇALAR! KESİLMESİ GEREKEN, KİŞİNİN KALBİNDEKİ ÇALMA ARZUSUDUR. İSLÂMIN, GERÇEK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN AMACI, AŞAĞILIK, HAYVANÎ, BETERÎ KARANLIK DUYGU VE DÜŞÜNCELERDEN ARINMAK, SAFLAŞMAK, BERRAKLAŞMAK, EMİN KULLAR OLARAK MADDÎ VE MÂNEVÎ BİLGİLERİ EDİNİP EMÂNETLERİ YÜKLENEREK, İNSANLIĞIN SAADET, HUZUR VE SELÂMETİ İÇİN ÇALIŞMAK, DURMADAN ÇALIŞMAK... İBÂDETLERİN ESASIDIR !
YÜCE ALLAH YARDIMCIMIZ OLSUN!
 
KALBLERE VEHMEYLEME DE, VAHY EYLE ALLAHIM !
ÂMÎN
MUHAMMED BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİ
 
Baba Muhyiddîn Hazretleri, dinleyenlerine Tamil dilinde konuşmaya başladı:
“Çocuklarım, bu yaşamda herhangi bir makamda olabilirsiniz. Çeşitli ünvânlarla birlikte çeşitli meslek sahipleri olabilirsiniz, dilenci olabilirsiniz, zengin biri olabilirsiniz, fakir olabilirsiniz.YÜCE ALLAH’LA BİR OLDUKTAN SONRA BUNLAR HİÇ FARKETMEZ. DIŞSAL OLARAK GÖREVİNİZİ YAPARSINIZ, FAKAT İÇTE KALBİNİZ İLÂHİ BİLGELİKLE BİRLEŞMİŞTİR... HERBİRİMİZ, KALBİMİZİ İÇİNDE İLÂHİ LÛTFUN TECELLİ ETTİĞİ CANLI BİR ÇİÇEĞE DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİRİZ.Bunu yapmak için çiçeğin taç yapraklarını ve özüne kadar mâhiyetini incelemeliyiz - AŞK, İMÂN, KARARLILIK, ZÜHD. BUNLAR BÜYÜMEYE BAŞLAYINCA, YÜCE ALLAH ZUHÛR EDER; SEVENLE SEVİLENİN, ARAYANLA ARANANIN KUCAKLAŞMASI GERÇEKLEŞİR. Böyledir bu.”
Psikolojiyi, gerçek bilgiye giden bir yol olarak görüp görmediği hakkında sorulan soru üzerine, Baba Muhyiddîn Hazretleri:
“Bir zamanlar psikoloji çalıştım ve deli oldum.”  
Baba Muhyiddîn Hazretleri’nin ses tonu şakacıydı. “Bütün güçlerimi yitirdim. Psikologlar başka insanların deliliğini iyileştirmek için kendileri deli oluyorlar. Psikoloji deliliktir öyleyse. Psikologlar düşüncenin kaynağının nerede olduğunu bilmezler. Bazıları beyinde olduğunu düşünür. Diğerleri zan ve vehimlerinde ararlar(!)
Halbuki DÜŞÜNCENİN MERKEZİ KALBTEDİR ve psikologlar bunu bilmiyorlar. Kalb açılmazsa, düşüncenin maymunları kişiyi deliye döndürür.” diye buyururlar.
 
Baba Muhyiddîn Hazretleri  “Egomdan nasıl kurtulurum?”  sorusunun sahibine uzunca ve şefkatle baktı.
“Çok küçülmelisin.” dedi, “BÜYÜKLÜĞÜN VASIFLARI (BEN, BENİM, GURUR, KISKANÇLIK) YOK EDİLMELİ VE ALLAH’IN SIFATLARINI DÜNYADAKİ HERŞEYDE GÖREBİLMEK İÇİN BİR ÖĞRENCİ OLMALISIN.” 
 
“Başlangıçta ego yoktu. Çocuk doğduğunda Yaradan’ ın dilini konuşur. Her sesi dinler, neş’elenir Ağaçlarla, yeşil yapraklarla ve karıncalarla, hayvanlarla iletişim kurar. Sonra ebeveyn bu iletişimi keser, koparır, ağaca tuhaf bir şey aşılar; kendilerinin istediği meyvayı versin diye. Ve çocuk gönlünün çektiği şeyi kapıp almayı, onun için savaşmayı öğrenir. Kişi ilk durumuna dönecek ve kalbindeki Yaradan’ın dilini okumayı öğrenecekse, bu (sonradan aşılanan) sıfatlar kaldırılmalıdır.”
 
“Bunu sağlamak için kişinin güven ve tevâzûya ihtiyacı vardır. Rekabete ve kavgaya ihtiyaç yoktur. İhtiyacınız olan, görevinizi yaptığınızda rızkınızın ve hakîkatin size geleceğinin farkında olmanızdır. Bunları Yüce Allah verecektir. Mütevâzı olun; size bugün verilene râzı olun. Yüce Allah’ın sabır ve tahammül ihsânına ihtiyacımız var. İnsanın görevi kendi içini kazıyıp, saf gıdayı çıkartmaktır; Yüce Allah’ın sıfatlarını. Bu böyledir.”
 
“Mâdem ki her birimiz ilâhi bilinç içinde birleşmişiz, yol göstericiye ne gerek var ? Her kişi kendi şifâcısı değil mi?” sorusu üzerine;
Baba Muhyiddîn Hazretleri:
“Evet ve hayır, şifâcı içte de olsa tedâvîyi yönetecek bir hekime ihtiyacın var. Yoksa, düşüncenin maymunları seni şaşırtır.”
Baba Muhyiddîn Hazretlerine, öğreticinin öğrenciye şifâyı nasıl verdiğini sordum. Cevaben:
“ÖĞRETİCİ, ÖĞRENCİNİN HEM ALLAH’IN YÜZÜNÜ, HEM DE KENDİ YÜZÜNÜ GÖRDÜĞÜ BİR AYNADIR. VEYA, HERBİRİMİZİN İÇİNDEKİ YEDİ BİLİNÇ HÂLİNİ HAREKETE GEÇİREN İLÂHİ BİR GÜÇTÜR; HİS, FARKINDA OLUŞ, AKIL, YARGI, VİCDAN, SEZGİSEL RUHSAL İRFÂN, VE İLÂHİ NURLU İRFÂN. HAKÎKATİ TEŞHİS ETME, ÇÖZÜMLEME VE TANIMADA KULLANDIĞIMIZ GERÇEK ARAÇLAR BU YEDİ BİLİNÇ HÂLİDİR. ALLAH DOSTU’NUN İŞİ DELİL GÖSTERMEK, TEŞVİK ETMEK VE AÇMAKTIR. KENDİNİZİ KENDİNİZLE GÖRMENİZ İÇİN, KENDİNİZİ ANLAMANIZ İÇİN ÖZENDİRİR, AÇAR. VE SONUNDA İÇİNİZDE ERİR.
 
ÖĞRETMEN, ÖĞRENCİDE MEVCUT YANILSAMALARDAN, ZAN VE VEHİMLERDEN KISACA, ÖĞRENCİYİ HAKK’TAN GAYRIDAN TEMİZLEYEREK, ÖZÜNDEKİ CEVHERİ MEYDANA ÇIKARMAK VE ÖZÜ İLE TANIŞTIRMAK İÇİNDİR.”buyurdular.
Eğer öğretmen Allah’la birleşiyorsa (bu birleşmede ikilik olmaksızın) ve yine eğer öğrenci öğretmeninde yok oluyorsa bu durum öğretmeni İlâhi bir varlık durumuna koymuyor muydu? Baba Muhyiddîn Hazretleri bana sabırla bakarak: “ALLAH BİR SIR, BİR GİZEMDİR. İNSAN DA BİR SIRDIR. YALNIZ ALLAH ALLAH’I GÖREBİLİR. EĞER İNSAN ALLAH’I GÖRECEKSE, ALLAH NÛRU İLE DOLMALIDIR.”
 
“Anlamalısın, sadece almış olduklarımı geri veriyorum. Baba Muhyiddîn  olarak adlandırılan âciz bir şey ama çok değerli. Bu dünyada Allah’ın sırlarının içinde her yere gidebilmek için çok küçük olmalıyız. Diğer karıncaları da kaldırıp taşıyabiliriz. Karıncalar arasında tembeli yoktur. Nasıl çalıştıklarını görüyorsun. Yuvalarını yaparken hareketleri hızlı ve birlikte. Karıncanın bilincini ancak çok küçüldüğümüzde anlayabiliriz. Ama böyle bir bilince sahib olabilirsek bu dünyada ruh için bir ev yapabiliriz: Hakîki eylem için âilenin birliğine ihtiyacımız var. Allah her yerde ve her şeydedir! Her yerdedir O, fakat görülemiyor. Öyleyse çok küçülmeliyiz ki; dünyadaki her şey öğretmenimiz olabilsin. Böyledir bu iş, benim kardeşim.” dediler.
Şahsî tarihi hakkında birşeyler anlatması istenince, Baba Muhyiddîn Hazretleri:
“TEK BİR TARİH VARDIR. ALLAH’IN TARİHİ. EĞER İNSANA İRFAN GELİRSE ÇOK KÜÇÜLÜR ÂDETÂ YOK OLUR VE ALLAH’IN HALKETTİĞİ HERŞEYİ İNCELER. VE ALLAH’IN TARİHİNİ İNCELERSE EGONUN, BEN’İN TARİHİNİN OLMADIĞI ANLAŞILIR. DEĞİŞEN VE YOKOLAN ŞEYLERİN TARİHİNİ YAZMANIN NE YARARI VAR? İNCELEMEYE DEĞER TEK TARİH SONSUZA KADAR VAROLAN ŞEYİN TARİHİDİR.”diye buyururlar!..
 
Baba Muhyiddîn Hazretleri’nin yanıtı beni şaşırttı ama sonunda O’nun ve öğrencilerinin dünyayı algılama biçimlerini kavramanın niye bu kadar zor olduğunu görmeye başladım. Onun dünyası, benim bildiğimin tersi. Batı felsefesi geleneği benim iliklerimde. Benim kimliğimin özgeçmişimde. Ben geçmişimin anıları, geleceğimin ümitleri ve şimdiye âit duyularımdan müteşekkilim.
 
FAKAT BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİ ÖZGEÇMİŞİNİN KAZÂLARIYLA KİMLİKLENDİRİLMEYİ REDDEDİYORDU. ONUN İÇİN İNSAN DEĞİŞEN DUYGU VE DÜŞÜNCE GELGİTLERİYLE DEĞİL, BEKÂYI İÇEREN HAKK’A ÂİT İLÂHİ BİLİNÇ DERYÂSIYLA TANIMLANIYORDU.
 
“Efendim, bana veya başkalarına söylemek istediğiniz birşey var mı?” sorusu üzerine,  Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri:
 ALLAH’IN KUDRETİNİN HAKÎKATİ VARDIR. BU HAKÎKAT HİÇBİR ŞEY TARAFINDAN YOKEDİLEMEZ. BU HAKİKAT ALLAH’IN CEMÂLİ, CELÂLİ VE KEMÂLİDİR. O’NUN SIFATLARI, O’NUN ADÂLETİDİR. O, O’NUN EGOSUZ, BEN’SİZ İHSAN ETTİĞİ SEVGİ VE ŞEFKATTİR. O, RAHMETİNİ HERŞEYE, KENDİSİNE HİÇBİR ŞEY AYIRMADAN İHSAN EDER. BU O’NUN BÜTÜN YARATILIŞLARA TOLERANS, SABIR, VE ŞEFKAT OLARAK İHSAN ETTİĞİ KUDRETTİR. CEMÂLİ YÖNÜNDEN GAZAPSIZDIR. RIZKI, YARATTIKLARININ HERBİRİNİN İHTİYACINA GÖRE İHSAN EDER. ALLAH’IN SIFATLARINI İÇİMİZE ALMAK BİZİM GÖREVİMİZ, TEK GÖREVİMİZDİR. ALLAH’IN İLÂHİ KUDRETİ OLAN SIFATLARINI EDİNMELİYİZ.
 
Bir kaplanı eğitebilir, aklını keskin yapabilirseniz, onu; başkalarına saldırıp yaşamlarını almayacak bir noktaya getirebilirsiniz. Eğer yalnızca verileni yiyecek biçimde eğitebilirseniz başkalarının üzerine atlayıp, onları yemeyecek hâle de getirilebilirsiniz. Bu şekilde BİZ DE ALLAH’IN SIFATLARINI ALMAYA BAŞLARSAK ALLAH’IN YARATTIKLARININ HİÇBİRİNE ZARAR VERMEYE GİRİŞMEYİZ. ÖNCE BU SIFATLARI ÖĞRENMELİ VE EDİNMELİYİZ, SONRA ÖĞRETEBİLİRİZ. 
              
YARADAN’IN BİÇİMİ YOKTUR. GÖLGESİ YOKTUR. O’NUNLA KARŞILAŞTIRILABİLECEK HİÇBİR ŞEY YOKTUR. EŞİ VE ÇOCUĞU YOKTUR. O NE KARANLIKTIR, NE AYDINLIK, NE GÜNEŞ, NE AY, NE DE YILDIZLAR GİBİDİR. ALLAH TEK VARLIK VE TEK KUDRETTİR. BÜTÜN DİĞER ENERJİLERİ KONTROL EDEBİLEN BİR KUDRETTİR. BİR ATOMDAN ÂLEMLERİN TÜMÜNE, ÇOK YAKINDAN HER ŞEYLE KAYNAŞMIŞTIR. BAŞI SONU OLMAYAN BİR KUDRETTİR. ONUN İÇİN BİR DİL YOKTUR; DÎNİ DE YOKTUR. IRK SAHİBİ DEĞİLDİR; O’NDA RENK, SİYAH VEYA BEYAZ YOKTUR. O BİR KUDRETTİR, HER YARATTIĞININ İÇİNDE BİR NOKTADIR.
O MUTLAKTIR.
O SÛRETTEN MÜNEZZEHTİR !
ANCAK A’YÂN-I SÂBİTEDE VE KÂİNATTA, DİLEDİĞİNCE TECELLİ EDER,
GÖRÜR, İŞİTİR, DUYAR, DİLEDİĞİNDEN DİLEDİĞİNCE SESLENİR.
DİLEDİĞİNİ, DİLEDİĞİNCE EVİRİR ÇEVİRİR...
O, FÂNİ SÛRETLER GÖSTEREN VÜCÛD-U MUTLAKTIR !
 
ZİHİN BU KUDRETİ GÖREMEZ, tüm bu gerçekleri algılayamaz. Toprak, ateş, su, hava ve boşluk - şeytanın biçimi budur. Beş unsurun özüdür, bir buhar biçiminde. Arzu ve yanılsama biçimine sahiptir. Dolayısı ile, zihin ve arzu Allah’ı idrâk edemez. Allah zihin ve arzuyu aşkındır. Allah zihin ve arzunun ulaşamayacağı hazinedirEĞER O HAZÎNEYİ GÖRMEK VE NE OLDUĞUNUN AYIRDINA VARMAK İSTİYORSAK KENDİMİZİ (ÖZÜMÜZÜ) ANLAMALIYIZ. O HAZİNEYİ SADECE İRFÂN SAHİPLERİ ANLAYABİLİR. EĞER ALLAH’I İDRÂK ETMEK İSTİYORSAK, İÇİMİZDE ALLAH’IN SIFATLARINI EDİNMELİYİZ. O SIFATLAR, AYRI BİR BİÇİM YARATIRLAR, İÇİMİZDE BAŞKA BİR HÂL YARATIRLAR. BU HÂL O’NUN CEMÂLİ, CELÂLİ VE KEMÂLİDİR. ALLAH HİÇBİR ZAMAN GÖRÜLEMEZ. O’NUN CEMÂLİ, CELÂLİ VE KEMÂLİ KENDİSİNİN SIFATLARIDIR. VE O’NUN SIFATLARIYLA YAŞAYAN NÛR, O’NUN KUDRETİDİR.
O SIFATLAR KUL OLARAK TECELLİ EDER. YANİ İNSANDIR!
 
Allah’ın bu tecellisini içimizde geliştirmeye çalışmalıyız. Hiç gibi olmalıyız. “Ben değilim.” BU SIFATLAR HAKK - İNSAN, İNSAN - HAKK’TIR. BU DURUMDA O’NDAN BAŞKA HİÇBİR ŞEY YOKTUR.  
 
ALLAH’IN BU SIFATLARI BÜTÜN EYLEMLERİ EYLER. EĞER BİZ O’NUN SIFATLARINI İÇİMİZDE GELİŞTİRİRSEK, O TECELLİ EDECEKTİR. “BEN” OLMAYACAKTIR. İÇİMİZDEKİ O TECELLİ ALLAH’TIR VE BU ÖZDEN ZUHÛR EDECEK KUDRET ALLAH’A ÂİTTİR.
 
ALLAH’IN HALÎFESİ, O’NUN SIFATLARINI İÇİNE ALMIŞ, CEMÂLİNİ, CELÂL VE KUDRET VASIFLARINI GİYİNMİŞ HER KİMSE HİÇBİR ŞEY OLUR. O HÂLDE “BEN” YOKTUR. TOPRAK, ATEŞ, SU, HAVA VE BOŞLUK ONUN İÇİN ÖLMÜŞTÜR. EĞER HEVESLER ONDAN GİTTİLERSE VE ALLAH’IN SIFATLARI ONUN İÇİN GELDİLERSE, BU HÂL ALLAH’IN CEMÂLİ, CELÂLİ VE KEMÂLİDİR. O ZAMAN O ALLAH’IN HALÎFESİDİR. O KUDRETİN İÇİNDE ALLAH’IN MÜLKÜNE VÂRİS OLAN ALLAH’IN HALÎFESİ VARDIR. BİZİM GÖREVİMİZ ALLAH’IN SIFATLARINI İÇİMİZDE GELİŞTİRMEK VE SONRA ÖĞRETMEKTİR.
 
“Efendim, sizin de bir öğretmeniniz var mıydı?”                         
Baba Muhyiddîn Hazretleri: “Evet. YILLARCA EĞİTİLDİM ANCAK ŞU ANDA REHBERİM BU DÜNYADA BARINMIYOR, AMA HERHANGİ BİR ANDA, İHTİYAÇ DUYULAN HERHANGİ BİR KOŞULDA, NE ZAMAN SORARSAM UYGUN CEVAP VERİLİR. HERKESİN BÖYLESİ BİR REHBERE SAHİP OLMASI ÇOK ZOR OLUR. BÖYLE BİR ÖĞRETMEN KAZANMAK İÇİN ALLAH’IN BÜYÜK RAHMET VE İNÂYETİNE MAZHAR OLMAK GEREKİR.
 
KONUŞMAMA GELİNCE, BEN KONUŞAMAM. KONUŞANIN KONUŞMAYI İSTEYEN OLMASI GEREKİR. ALLAH’DAN KONUŞULMAK İSTENİYORSA KONUŞMASI GEREKEN ALLAH’TIR. PEYGAMBERLERDEN KONUŞULMAK İSTENİYORSA, PEYGAMBERLERİN KENDİLERİDİR KONUŞMASI GEREKEN. EĞER KONUŞULMASI GEREKEN CEBRÂİL(A.S.) İSE, KONUŞMASI GEREKEN CEBRÂİL(A.S.)’DIR. VE ONLAR KONUŞURLARSA BİZDE O’NLARIN SÖYLEDİKLERİNİ ANLAYACAK İRFÂN BULUNMALI.
EĞER ÎSÂ (A.S.)’DAN KONUŞULACAKSA, ÎSÎ(A.S.)’DIR KONUŞMASI GEREKEN. MUSA(A.S.) İSE, MUSA (A.S.)’DIR KONUŞMASI GEREKEN. 
EĞER MUHAMMED (S.A.V.) EFENDİMİZDEN KONUŞULACAKSA KONUŞMASI GEREKEN MUHAMMED (S.A.V) EFENDİMİZİN KENDİSİDİR. ÂDEM (A.S.), NUH (A.S.), DÂVUD (A.S.) OLSUN VEYA İBRAHİM (A.S.) OLSUN DİLENİLDİĞİNDE GELİR VE KONUŞURLAR! HER BİRİ, KİM OLURSA, KENDİSİ GELİR KONUŞUR. SESLERİ TIPKI SESİN MİKROFONDAN GELDİĞİ GİBİ GELİR. BENİM BU KONUDA YAPACAK HİÇBİR ŞEYİM YOK; HİÇBİR ŞEYİM BEN. HER BİRİNİN KONUŞMASI VE ÖYKÜSÜNÜ ANLATMASI BU ŞEKİLDEDİR, ÖVGÜLERİ VEYA ECRİ BEN İSTEMEM. BİZ SADECE YAPMAYA GELDİĞİMİZ GÖREVİ TAMAMLARIZ. YOLU BUDUR. BÖYLE YAPARSAN DOĞRUDUR.
 
BAZEN DÜNYA SANA VURUR. BİR BAŞKA ZAMAN BİR ÜNVAN VERECEKTİR. SONRA BİR BAŞKA SEFER HAKKINDA KÖTÜ KONUŞUR. BİR SEFER DÜNYA TARAFINDAN YÜKSELTİLİRSİN VE HEMEN PEŞİNDEN DÜNYA SENİ AŞAĞI ÇEKER. İMÂNIMIZI DÜNYASAL ÖVGÜ VEYA SUÇLAMAYA BAĞLAMAMALIYIZ. AĞACIN TEPESİNDE MEYVALAR VAR DEYİP, DÜNYA SENİ YUKARI KALDIRACAKTIR. TIRMANAMIYORSAN MERDİVEN VERİP YUKARI İTECEKTİR DE. FAKAT TEPEYE TIRMANDIĞINDA DÜNYA MERDİVENİ ALACAKTIR. BU DURUMDA NASIL BİR KONUMDA OLURSUN? TEPEDESİN, NASIL İNECEĞİNİ BİLMİYORSUN VE MERDİVEN DE ALINMIŞ. ÖYLEYSE, DÜNYA SENİ NE KADAR YÜKSELTTİYSE O KADAR AŞAĞIYA DÜŞMEN GEREKECEK.
 
DÜNYANIN BİZE TAKDİM ETTİĞİ BUDUR. İMÂNIMIZIN TÜMÜNÜ BUNA BAĞLAMAMALIYIZ. BAĞLAMAMALIYIZ DA, DÜNYAYA GÜVENİP, AĞACIN TEPESİNE TIRMANACAĞIMIZA, MÜTEVÂZI SEYRETMEK İYİDİR. O ZAMAN BU TEHLİKEYLE KARŞILAŞMAYIZ.
 
Devirle ilgili bir soru üzerineBaba Muhyiddîn Hazretleri; BİR ARI ATEŞE DÜŞECEK OLURSA NE OLUR? ATEŞİN PARÇASI OLUR VE BİR DAHA DIŞARI ÇIKAMAZ! ATEŞİN KENDİSİ OLMUŞTUR. ATEŞ ARIYI YUTMUŞTUR. FAKAT ARI DOSDOĞRU ATEŞİN İÇİNE GİTMEMİŞSE HÂLÂ BURADA OLACAKTIR. ATEŞİN YANINDA VEYA UZAĞINDA UÇABİLİR AMA YİNE DE BURADA OLACAKTIR. ONUN İÇİN OLACAK BAŞKA NERESİVAR?
 
İNSAN GERÇEKTEN BU DIŞ ŞEKİL, BU BEDEN DEĞİLDİR. İNSANIN İÇSEL ÂLEMİ YARADAN’IN SIFATLARIDIR – DIŞSAL ŞEKİLDEN FARKLI BİR HÂL. BU ÂLEMDE RUH VARDIR, ALLAH’DAN BİR IŞIN OLARAK GELMİŞ GÖLGESİZ RUH. RUH O YÜCE KUDRET’TEN BİR IŞINDIR. ŞEKLİ YOKTUR. BİLİM TARAFINDAN KEŞFEDİLEMEZ. GÖLGESİ YOKTUR. HER ŞEYİN GÖLGESİ VARDIR, RUHUN GÖLGESİ YOKTUR. ALLAH’IN GÖLGESİ YOKTUR, HAKÎKATİN GÖLGESİ YOKTUR, İRFÂNIN GÖLGESİ YOKTUR.
AYIRMAN GEREKEN ALLAH’IN BU HAZİNESİDİR. BU ALLAH’IN HAKÎKATİDİR. BU AYRI BİR ŞEYDİR.
 
BEDEN; TOPRAK, ATEŞ, SU, HAVA VE BOŞLUK GİBİ UNSURLARDAN DÜZENLENMİŞTİR. YANILSAMAYA VE “MAYA”YA ÂİTTİR. TOPRAKSAL DÜNYADANDIR. GECEDİR, KARANLIKTIR. ŞA’ŞAADIR, SAHNELERDİR, BİR OYUNDUR, PERDELERDİR. BU İKİ ÂLEMDEN BEDEN VE RUHTAN, BİRİ GECEDİR, DİĞERİ IŞIK. BİRİ BÂTILDIR, ÖTEKİ HAK. BİRİ CEHÂLETTİR ÖTEKİ; ÂLEMLERİN IŞIMASI.
 
DIŞSAL BEDEN DÜNYANIN KENDİSİNE AKRABÂDIR. BEŞ ORTAKLI BİR ŞİRKETİN DÜKKÂNIDIR. FAKAT HAKİKİ BİR İNSAN BU DÜKKÂNDAN AYRI BİR ÂLEMDİR. ONUN ÂLEMİ, HAK – İNSAN, İNSAN – HAK ÂLEMİDİR. ORADA ALLAH’IN KUDRETİ VARDIR. BU KUDRET, BU İÇSEL YAŞAM, BU DUÂ VE BU TESLİMİYET BÜTÜNÜYLE FARKLI BİR ÂLEMDİR.
 
ALLAH BÜYÜK BİR ÂLİMDİR. O BÜYÜK BİR SANATÇIDIR. O, BÜTÜN GÜZEL DUYGU VE DÜŞÜNCELERİN GERÇEK KAYNAĞIDIR. YAŞAMA VE HER ŞEYE AÇIKLAMA GETİREN O’DUR. NÛRUN BAŞLANGICINI VE BAŞLANGIÇSIZ BAŞLANGICI GÖRMÜŞTÜR. ALLAH O KUDRETTİR Kİ O’NUNLA HİÇBİR YERDE HİÇBİR ŞEY KARŞILAŞTIRILAMAZ. O, İÇİNDE BÖYLESİ ENGİN BİR HAZİNE BARINDIRIR. O İÇİNDE İHSANIN, YARATILIŞIN, BİLİMİN, DÜNYANIN, ZENGİNLİĞİN, ONSEKİZBİN ÂLEMİN, BÜTÜN BİLİMLERİN VE BÜTÜN SAN’ATLARIN ANLAYIŞININ TÜMÜNÜ BARINDIRIR. OLABİLECEK VE OLAN HER ŞEY O’NUN HAZİNESİNDEDİR.
 
ALLAH’IN HAZİNESİNDE TÜRLÜ TÜRLÜ ŞEYLER VARDIR; KEÇİLER, BOĞALAR, KAPLANLAR, LEOPARLAR, ASLANLAR, FARELER, KUŞLAR, YILANLAR. HEPSİNİN KENDİ SIFATLARI, KENDİLERİNE ÖZGÜ SES VE FİİLLERİ VARDIR. HER ŞEYİN TECELLİSİNİN MÂHİYETİ O’NDANDIR. HAZİNESİNİN TAMAMINDAN BÜTÜN BU ŞEYLERİ YARATTIKTAN SONRA, DAMITIP, ARINDIRIP, YENİDEN PEK ÇOK KEZ ARINDIRIP SONUNDA YARATTIĞINA DA GERÇEK İNSAN DENİR. KENDİ SIFATLARINI İÇİNE YERLEŞTİREBİLMEK İÇİN ISLAH ETTİĞİ İNSAN.
KENDİ SIFATLARINI İNSANIN İÇİNE YERLEŞTİRDİKTEN SONRA, ALLAH ŞÖYLE DEDİ:
“BEN İNSANIN SIRRIYIM, İNSAN DA BENİM SIRRIM! O’NUN İÇİNE BEN HAZİNEMİN TAMAMINI KOYDUM. O BENİM SERVETİM, BENİM BANKAMDIR. İNSANIN İÇİNE BEN BÜTÜN GÜÇLERİMİ YERLEŞTİRDİM. O BENİM SERVETİMDİR, BEN O’NUN SERVETİYİM. BENİ İDRÂK EDEBİLECEK BİRİ VARSA O DA İNSANDIR. VE EĞER İNSAN BENİM BİLGİMİ İDRÂK EDEBİLİRSE BEN’DİR. BEN O’YUM VE O DA BEN’DİR. BEN O’NUN BANKASIYIM, O BENİM BANKAMDIR. O’NUN İHTİYACI OLAN SERVET BENİM VE BEN SERVETİMİ O’NUN İÇİNE YERLEŞTİRDİM. BENİM BANKAMDAN HARCAYACAK OLAN İNSANIN KENDİSİDİR. BENİM İHSANIMDAN DAĞITACAK OLAN O’DUR.”  ALLAH BÖYLE BUYURDU!
 
İRFÂN MAKÂMINDA KİŞİ “BİR HİÇ OLDUĞUNU” İDRÂK ETTİĞİNDE, MÂRİFETULLAHIN ŞAFAĞI ONDA SÖKTÜĞÜNDE, ONUN İÇİN ARTIK DOĞUM YOKTUR. “BEN” VE “SEN ” YOKTUR. IRKLAR YOKTUR, AYRIMLAR YOKTUR, RENKLER YOKTUR, ÎTİKATLAR YOKTUR. O HİÇBİR ŞEYE SAHİP DEĞİLDİR. SADECE O’NA HAKÎKİ İNSAN DENEBİLİR, İÇİNDEKİ HAKÎKAT VE İRFÂN OLMADAN KİMSEYE İNSAN DENEMEZ, SADECE YÜZÜNE VE BEDENİNE BAKIP BİRİNE İNSAN DİYEMEZSİNİZ. MAYMUNLAR GİBİ KİŞİLER VARDIR. HAYVANLAR GİBİ. BUNLARIN HİÇBİRİNE HAKÎKİ İNSAN DENEMEZ. EĞER BİRİNDE İNSANA YAKIŞAN O İRFÂN DUYGUSU VARSA, YANİ İNSAN İRFÂNI, O ZAMAN ONA İNSAN DENEBİLİR. EĞER O BU İRFÂNA SAHİP DEĞİLSE, HAYVANLARIN BİLİNÇ VE SIFATLARINA SAHİPSE, İNSAN DEĞİLDİR.
 
BEŞERİN İÇİNDE ONSEKİZBİN ÂLEM VARDIR.DIŞARIDA GÖRDÜĞÜ HERŞEY, İÇİNDE DE ŞEKİLSİZ OLARAK VARDIR. DIŞARIDA BİR DÜNYA VAR, İÇERİDE BİR DÜNYA VAR; DIŞARIDA ŞEYTAN VAR VE İÇERİDE ŞEYTAN VAR; DIŞARIDA YANILSAMALAR VAR, İÇERİDE DE VAR; DIŞARIDA ASLANLAR VAR, İÇERİDE DE ASLANIN SIFATLARI VAR; KARGA, KARTAL VE BÜTÜN KUŞLAR, İÇİNDE. BEŞERİN İÇİNDE BÜYÜK BİR DERYÂ VAR. EĞER O YANILSAMA SIFATINA SAHİPSE, YANILSAMANIN TA KENDİSİDİR. EĞER BİR AT GİBİ TEPERSE O, O HAYVANDIR. EĞER ARZUSU VARSA ONDA YANILSAMA SIFATI VARDIR.
 
ŞU HÂLDE KİMİN GERÇEK İNSAN OLDUĞUNU BULMALIYIZ. BUNLAR ÇOK, ÇOK AZDIRLAR. HAYVANLARSA SAYICA ÇOKTUR. BU DÜNYA ÂLEMİNDE HAKÎKİ İNSAN GERÇEKTEN ENDERDİR. ÇOK AZDIR AMA BU ÇOK AZI BİLE BURADA HOŞ GÖRÜLMEZ. BU DÜNYADA VAR OLMALARINA İZİN VERİLMEZ.
 
BİR KİMSE İNSAN OLURSA O’NUN İÇİN BİR DAHA DOĞUM VE ÖLÜM OLMAZ. FAKAT BİR ÖKÜZ ÇİFT SÜRMELİ, KASABA GİTMELİ, ORADAN DA SOFRAYA GELMELİDİR. GİTMELİ VE GELMELİDİR. HAYVANIN YOLU BUDUR.
AMA HAKÎKİ İNSAN BÖYLE DEĞİLDİR.
HAKÎKİ İNSAN ÇOK NÂDİRDİR.”
 
EY ALLAH’IN KULLARI,
ÇALIŞINIZ, TEMİZLENİNİZ, BÖYLECE, YÜCE ALLAH’IN SIFATLARINA BÜRÜNEREK, GÜZELLEŞEREK
İNSAN OLUP, KURTULUŞA, ÖLÜMSÜZLÜĞE KAVUŞUNUZ!
 
NİYÂZ EDERİZ!..
 
  
(SAM KEEN, “THE MIND IS IN THE HEART”, Psychology Today, Nisan 1976 ve “WHO IS GOD”, The Bawa Muhaiyaddeen Fellowship yayını, Eylül 1973’ten derlenmiştir.)
 
  Trio Yazılım