Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri » Kalbin Haccı
Kalbin Haccı

 

İNŞAALLAH, KUR’ÂN’I DERİNLEMESİNE OKUYARAK
İRFAN DUYGUSU İLE HACCI İDRÂK EDİP, KÂLPLERİNİZ O EŞSİZ SEVGİLİYE MABED OLARAK YURTLARINIZA DÖNERSİNİZ.
 
VELÎ KULLARINDAN DUYDUKLARIMIZ, ÖĞRENDİKLERİMİZ
TÜM İNSANLIĞIN ORTAK MALIDIR, TÜM BEŞERİYETİN ORTAK YARARINADIR.
 
KALBİN HACCI
 
ÖNSÖZ
 
Diğer dînlerde olduğu gibi İslâm’da da her ibâdetin, her hareketin bir iç, bir de dış yönü vardır. Bu durum özellikle yılda bir kere Müslümanların Mekke’ye giderek yaptıkları o büyük Hac ibâdeti için de geçerlidir. İnsanlardan sadece zâhirî haccı yapmaları istenmemiştir. Bilhassa İç Hac çok önemlidir.
 
Yaklaşık bin yıl önce ünlü İranlı düşünür Nasrı Hüsrev, hacdan yeni dönen bir arkadaşına orada yaptığı her hareketin iç anlamlarını sorar. Adam anlatamaz. Bunun üzerine Hüsrev ona haccını yapmamış olduğunu söyler.
 
ZÂHİRİ KÂBE, İNSAN KALBİNE BİR İŞÂRETTİR. EĞER GEREKTİĞİ GİBİ TEMİZLENİRSE İNSÂN KALBİ ALLAH’IN EVİ OLARAK GÖRÜLÜR, TÜM HAYATIMIZ, O HAYÂT’IN MERKEZİNE YAPILAN HAC GİBİDİR. Bu sebeple Attar Hazretleri ve büyük Velîlerin; hayâtın sırlarını açıklarken yolculukta uyulması gereken şart ve kuralların içteki yolculuğun gereklerine, iç anlamlarına işâret olduğunu buyurmaları boşuna değildir.
 
Bugünlerde - eskisinden daha çok - haccın ve diğer ibâdetlerin iç, rûhânî yönüne değinmek daha da önem kazanmıştır. BABA MUHYÎDDÎN HAZRETLERİNİN BU KİTABININ, KALBLERİN KALBİNE RÛHÂNÎ YOLCULUK YAPMAYI ARZULAYANLARA İYİ BİR REHBER OLACAĞINA İNANIYORUM. İNŞALLAH VÛSLATA ERİŞİLİR.
ANNEMARİE SCHİMMEL
GİRİŞ
 
Muhammed Rahim Baba Muhyîddîn Hazretleri Sri Lanka ada ülkesinden bir tasavvuf öğretmenidir. 1971 yılı ile bu dünyadan ayrıldığı yıl olan 1986’ya kadar Amerika’da aralıklarla oturmuştur. Baba Muhyîddîn Hazretleri tasavvuf yolunu öğreterek, göstererek dünyanın gerçek diye gösterdiği şeyin doğru olmadığını açıklamıştır. Bir vehim, hayâl dünyasında yaşıyoruz. Zâhirî yaşamın bir zaman süreci vardır ve bu süre geçtiğinde fiziksel örtü dağılıp gider ve bir avuç toprak olur. YARATILMIŞLARIN FÂNİ ÖRTÜLERİ GERİLERİNDE ALLAH’IN EBEDÎ HAKÎKATİ BULUNUR. ALLAH EZELÎ VE EBEDÎDİR. O, ZAMAN VE MEKÂNDAN MÜNEZZEHTİR. O, EBEDÎ HAKİKAT VE EBEDÎ HAKK’TIR. NE BİR İNSAN, NE DE BİLİM ALLAH’I GÖRMÜŞTÜR. ALLAH; İMÂN VE NEFSİN GERÇEĞİNİN İDRÂKİYLE BİLİNİR. İNSANOĞLUNUN VAROLDUĞU TÜM DEVİRLER BOYUNCA İMÂNI TAZELEMEK VE İNSANIN NE OLDUĞUNU, İNSAN İLE ALLAH ARASINDAKİ İLİŞKİYİ AÇIKLAMAK İÇİN ELÇİLER GÖNDERİLMİŞTİR. BABA MUHYÎDDÎN HAZRETLERİ BÖYLE BİR MÜJDELEYİCİDİR. İMÂN TAZELEYİCİ, ÖĞRETMEN VE İNSÂN-I KÂMİL’E BİR ÖRNEKTİR.
 
Baba Muhyîddîn Hazretlerinin söylediklerinin çoğu İslâm’ın iç (bâtınî) anlamlarının açıklamasıdır. Bu kitap Baba Muhyîddîn Hazretlerinin hac üzerine yaptığı sohbetlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Hac İslâm’ın beş şartından biridir ve Kur’ân öğütleri ve emri gereği Mekke’de bulunan Kâbe’nin işâret ettiği (içsel) mânâya doğru yönelmektir. Bu beş şart şunlardır: KELİME-İ ŞEHÂDET, BEŞ VAKİT NAMAZ, ZEKÂT VERMEK, RAMAZAN AYINDA ORUÇ TUTMAK VE HAC.
 
Hacda yapılan çeşitli ibâdetleri ve bunların gerçeğini anlamak için Kâbe’nin yapılması ve Âdem (A.S.) ile İbrâhim (A.S.)’ın hayatları hakkında bir takım bilgileri bilmemiz gerekir. Âdem (A.S.) ile Havva Anamız cennetten çıkarıldıklarında birbirlerinden ayrı yerlerde bulunuyorlardı. Uzun bir arayıştan sonra Arafat Ovasında yeniden birbirlerine kavuştular. Arafat Ovası Mekke’nin yaklaşık 15 km dışındadır. Cebrâil (A.S.), Âdem (A.S.)’a gönderildi ve O’na Allah’a ibâdet edeceği bir ev yapmasını söyledi. Cebrâil (A.S.)’ın rehberliğinde Âdem (A.S.), Kâbe’nin bugün bulunduğu yere bu evi, Beytullah’ı inşâ etti. Allah cennetten bir taş gönderdi. İlk geldiği zaman bu taş beyaz idi. Bu beyaz taş Kâbe’nin bir köşesine yerleştirildi. Bu taş ona dokunan yaratılmışların günahları sebebiyle siyahlaştı ve bugün Hacer-ül Esved (Siyah Taş) olarak bilinir. Tavaf olarak bilinen Kâbe’nin etrafında dolaşma, Âdem (A.S.)’a Cebrâil (A.S.) tarafından öğretildi. Bu tavaf, güneşin etrafında dönen dünyadan, bir atomun çekirdeği etrafında dönen elektronlara kadar, tüm varlıkların doğasında mevcuttur.
 
İbrâhim (A.S.)’ın hanımının, câriyesi Hacer (A.S.) ve çocuğu İsmâil (A.S.)’ı götürmesini istemesi üzerine, İbrahim (A.S.) ikisini yanına alarak Kâbe’nin ilk yapıldığı yere geldi. Ancak Kâbe Nuh Tûfânı’nda yıkılmıştı. İbrahim (A.S.), Hacer (A.S.) ile İsmâil (A.S.)’ı burada bıraktı. Su aramak için Hacer (A.S.), Merve ve Safa tepeleri olarak bilinen iki tepe arasında gidip gelirken çocuğu İsmâil (A.S.)’ı bıraktığı yerden bir suyun fışkırdığını gördü. Bereketiyle bugün de hâlâ su vermeye devam eden bu kuyuya Hacer (A.S.), ZEMZEMismini verdi.
 
İsmâil (A.S.) büyürken İbrâhim (A.S.) sık sık onları ziyâret ediyordu. Bu ziyâretlerinin birinde Allah, İbrâhim (A.S.)’a oğlu İsmâil (A.S.)’i kurban etmesini emretti. İbrâhim (A.S.) bu emirle ilgili hazırlıklarını yaparken şeytan yanına geldi ve bunun Allah’ın bir emri olmadığını, kendi vehminin bir ürünü olduğunu söyledi. İbrâhim (A.S.) şeytanı kovdu. Tam kurban edecekken Allah melekleriyle bir koç gönderdi ve İsmail (A.S.) yerine bu koçu kurban etmesini söyledi. Allah İbrahim (A.S.)’ın imânını imtihân ettiğini bildirdi. Daha sonra İbrahim (A.S.)’a Kâbe’yi yeniden inşâ etmesi emredildi. Burasının tüm insanoğlunun hac için geleceği bir yer olacağı söylendi. İbrâhim (A.S.) ile İsmâil (A.S.), ilk olarak Âdem (A.S.)’ın yaptığı Kâbe’yi aynı yerde yeniden yaptılar. Bugün Kâbe, Mekke’deki Zemzem ile Safa-Merve tepelerinin bulunduğu câminin içindedir. İbrâhim (A.S.)’ın şeytanın üç vesvesesini def ettiği yer Mina olarak bilinir. Bütün bu yerler ve olayların, hac ibâdetinde gerçek anlamları belirir.
HAC’LA İLGİLİ AÇIKLAMALARI OKUYARAK, ZEVKİYÂB OLURSUNUZ İNŞALLAH!;
Şöyleki;
EHRAMA BÜRÜNMEK: KENDİNİN SANDIĞIN, YEDİ SIFAT-I SÜBÛTÎNİN (HAYÂT, İLİM, İRÂDE, GÜÇ, KELÂM, GÖRÜŞ, İŞİTİŞ...) ZÂHİR VE BÂTINDA HAKK’IN OLDUĞUNU İDRÂK EDİP ZEVKİNE VARMAKTIR.
 
MERVE VE SAFA ARASINDA SA’Y ETMEK: MERVE OLAN KENDİ BENLİĞİNDEN SOYUNARAK, SAFA OLAN HAKK’IN VARLIĞINA DÖNÜŞTÜR.
 
ARAFAT’A ÇIKMAK: TEVHİDLE NEFSİNİN GERÇEĞİNE, GERÇEK HÜVİYETİNE ÂRİF OLMANDIR. “MEN AREFE NEFSE HÛ, FEKAD AREFE RABBE HÛ” SIRRINA EREREK, NEFİSLERİNİN GERÇEĞİ OLAN RABLARININ ÂRİFİ OLURLAR.
ARAFATA ÇIKAN BİR KULUN TEMİZLENİP TESLİM OLARAK, MUHAMMEDÎ NÛRUN TECELLÎSİNE LÂYIK VE HAZIR HÂLE GELMESİ ŞARTTIR.
ÇÜNKÜ ANCAK MUHAMMEDÎ NÛR İLE İRFÂNİYYETİN SIRRINA ERİŞİLİR.
 
MİNA’DA ŞEYTAN TAŞLAMAK: CEHÂLETTEN, ŞEYTANÎ SIFATLARDAN ARINMANIN GAYRETİDİR (İÇ CİHAT); ÇÜNKÜ ŞEYTAN BİR KİMSENİN CEHÂLETİDİR.
 
YİNE MİNA’DA KURBAN KESMEK: SEVGİLİYE LÂYIK OLARAK TEMİZLENEN CANI, SEVGİLİYE HEDİYE ETMEKTİR. YANİ SEVGİLİYE ÂİT OLANI, EMÂNET OLARAK SUNULDUĞU ANDAKİ TEMİZLİĞİ VE SAFFETİ İLE SEVGİLİYE ARZETMEKTİR.
ÇÜNKÜ HER DOĞAN, TERTEMİZ VE MÜSLÜMAN OLARAK DOĞAR.
 
CENÂB-I HAKK CÜMLEMİZE
GERÇEK MÂNÂDA HACCETMEYİ VE HACCIN ŞÜKRÜNÜ EDÂ ETMEYİ
NASİB-İ MÜYESSER EYLESİN.
ÂMÎN.
 
 
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz Medine’deki onuncu yılında inananlarla birlikte Mekke’ye giderek Allah’ın İbrâhim (A.S.)’a öğrettiği şekilde Kâbe’de Hac yaptı. Böylece bizlere haccın nasıl yapılacağını öğretti.
HACCA HAZIRLIK YAPAN KİMSE VÛSLAT İÇİN HAZIRLIK YAPIYORMUŞ GİBİ HAZIRLANIR. HAC İÇİN EVİNDEN AYRILMADAN ÖNCE DÜNYA MEŞGALELERİNDEN ARINMAK, BORÇLARINI ÖDEMEK ÂDETTİR. HAC, NEFSİNİ HER ŞEYDEN ARINDIRMIŞ OLARAK İHRAMA GİRMEKLE BAŞLAR. Haccın en önemli ilk ibâdeti Kâbe’nin etrafını duâ ederek yedi defa dolaşmaktan oluşan tavafla başlar.
 
Bundan sonra hacılar iki rekât namaz kılar ve Zemzem suyunu içmek için Zemzem kuyusuna giderler. Ardından Say ibâdeti başlar. Say, Hacer (A.S.)’ın çocuğu İsmâil (A.S.)’a su ararken yaptığı gibi Safa ile Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelmekten oluşur. Say’ın tamamlanmasından sonra geceyi geçirmek için hacılar Mina’ya giderler. Ertesi gün hacılar, duâ ve tefekkür için Arafat Ovasına giderler. Akşam olunca bitişik olan Muzdelife’ye geçerler. Burada bir gece kaldıktan sonra, ertesi sabah şeytan taşlamak için tekrar Mina’ya dönerler. Şeytan taşlama Allah’ın İbrâhim (A.S.)’a oğlu İsmâil(A.S.)’ı kurban etmesini söylediğinde, İbrâhim (A.S.)’ı bu işten uzaklaştırmaya çalışan şeytanı kovmasını temsil eder. Bundan sonra hacılar tekrar Kâbe’ye giderler ve tavaflarını yapıp şeytan taşlamak için Mina’ya geri dönerler. En sonunda hacılar, Kâbe’ye gelerek haccın tamamlandığını ifâde eden tavaflarını yeniden yaparlar.
 
Baba Muhyîddîn Hazretleri, sohbetlerinde, şerîatı dış, zâhiri hayâtımız olarak târif eder. Her şeyden önce dış hayatımızda neyin serbest, neyin yasak olduğunu bilmeliyiz. Dünyaya âit şeyler bu şekilde belirtilir. Bundan sonra, imânımızı geliştirdikten ve Allah’a güvenden sonra tasavvuf yolunda ilerleyebiliriz.
 
BUNDAN SONRA NEFS-İ SAFİYE’YE KADAR HURUÇ DEDİĞİMİZ TEMİZLENME VE YÜKSELME DÖNEMİ BAŞLAR. BU HÂLDE BİZE VERİLEN HER ŞEYE, KARŞILAŞTIĞIMIZ HER DURUMA “ŞÜKÜRLER OLSUN” DİYEREK ALLAH’A ŞÜKREDERİZ. ÜÇÜNCÜ DURAK HAKİKAT DURAĞI OLARAK BİLİNİR. HAKÎKAT MUTLAK GÜZEL OLAN VE TEK OLANI BİLMEKLE BAŞLAR. İBÂDETE LÂYIK SADECE YÜCE ALLAH’TIR. KUL, HAKİKAT DURAĞINDA BAZI İLÂHİ İŞLERİ FARK EDER VE HAKK İLE KONUŞMAYA BAŞLAR. BUNDAN SONRAKİ DURAK MÂRİFETTİR. MÂRİFET, NE GÜNDÜZÜ NE GECESİ OLMAYAN BİR NURDUR. BU NURLA TEVHİD HÂLİ MÂRİFETTİR. SONU İSE VÛSLAT HÂLİDİR. AYNEN ATEŞTE YANAN ODUNDAN GERİYE SADECE ATEŞİN KALMASI GİBİ BURADA DA İNSAN ALLAH’TA YOK OLUR.
 
Bir sûret hâlinde bedenlerimizde yaşıyoruz ama; bu bedende bir ruh vardır ki, sırlı bir şekilde hem bedene bağlıdır, hem değildir. Dünya bir vehimdir. Beden hayatımız sürdüğü müddetçe dış, zâhiri kurallara (şerîat) bağlı kalırız. İslâm’daki zâhiri emirler, hac da dâhil olmak üzere, bedene âit emirlerdir. İÇ YOL İSE, BEDENİN ÖTESİNDE NE OLDUĞUNUN ANLAŞILMASI VE BEDENİ NURA ÇEVİRMEKTİR. ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK TASAVVUF YOLUDUR. Bu kitaptaki sohbetler insanda gerçekleşmesi gereken iç değişimlerin açıklamasıdır. Böylece insan Allah’a giden yolu izleyebilsin. Bedene âit emirler iç değişime âit birer örnektir. Bedene âit emirlere uyarak iç değişime yardımcı olunur.
Tavaf ibâdeti Kâbe’ye âittir, başka bir yerde eşi benzeri yoktur. Sadece haccın önemli bir ibâdeti olmayıp, beş vakit namaz saatleri dışında Kâbe’de tavaf gece ve gündüz her an devam eder. Aşağıdaki şiir tavaf esnasında olan görünüşleri, sesleri ve tecrübeleri aktarmaya çalışır:
 
TAVAF
 
       MÜBÂREK, PÂK EV ZAMANIN DIŞINDA.
SİYAHLAR İÇİNDE İNSANOĞULLARI.
GÖNÜLDEN YAKARIŞLAR
BEYAZLAR İÇİNDE.
ALTIN İŞLEMELİ KAPI
BEYAZ MERMER DÖŞEME
CENNETİN KENDİSİ.
BEYAZ-SİYAH TAŞ
BEMBEYAZ KEFENLER HER YER
DÖNÜYORLAR, DÖNÜYORLAR
DUÂLAR OKUYUP.
CENNET DANSI BU
DUÂLAR ARTIYOR
YÜKSELİP, YÜKSELİP
BAKIŞLAR SÂBİT VECD İÇİNDE
SÖYLENİR ŞÜKÜRLER.
GÖZYAŞLARI İLE
RAHMET İÇİNDE RAHMET.
RABBİM GÖRÜR VE İŞİTİRSİN
SAKLADIĞIMIZ HER ŞEYİ,
KABUL ET DUÂLARIMIZI,
AFFET SUÇLARIMIZI.
KORU ATEŞTEN BİZİ.
KAYBOLDU BAĞLAR
SİLİNDİ VEHİM.
SÜBHANALLAH! HAYRET!
HAMDOLSUN O’NA
DOĞMAMIŞ, DOĞURULMAMIŞ
EŞİ BENZERİ OLMAYAN TEK OLANA.
YA RAHMAN, YA RAHİM,
YA RAHMAN, YA RAHİM,
İHDİNAS SIRATEL MÜSTAKÎYM.

 


Hacda yapılacak ibâdetler öncesinde o ibâdetler hakkında niyet etmek ve tefekkür etmek âdettir. Bu âdete uygun olarak biz de bu kitabı okumaya niyet edenlere yardımcı olacak şu mısraları yazdık:
 

 

OKU
 
OKU SANA SÖYLENENİ
OKU HAYRET VE YÜREKLE
OKU ŞÜKÜR SÖZLERİNİ
OKU KARANLIĞI KALDIRABİLESİN
OKU NEFSİ BASTIRAN SÖZLERİ
OKU ATEŞİ SÖNDÜREN SÖZLERİ
OKU SESSİZCE
OKU MELEKLER DOLAŞSIN ETRAFINDA
OKU RABBİN İSİMLERİNİN YANKILARINI
OKU SONSUZ AKORDUN SESİNİ
OKU İTİRAZIN KALMASIN
OKU İKİLİKTE KALMAYASIN
OKU OKUDUĞUN SÖZLER SEN OLASIN
OKU NUR’LA BİR OLASIN.
 
Şimdi bu niyetle rehberiniz olarak Baba Muhyîddîn Hazretleri ile birlikte iç haccımıza başlayalım. O’nun sözleri kalbinizde yankılansın, değişmede yolunuzu temizlesin.
                                                                               Musa Muhyîddîn
(Emanuel L.Levin Efendi)
 
HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’İN SON HACCI
 
Sevgili çocuklarım, kızlarım, torunlarım, kardeşlerim ve bacılarım. Hicrî Takvime göre dün gece hacılar Mekke’de haclarını tamamladılar. Bugün bunu kutlama günüdür, bayramdır.
 
Ömrünün sonlarına doğru Resûlullah (S.A.V.) Medine’den Mekke’ye giderek son haccını yaptı. Resûlullah (S.A.V.) ve arkadaşları Mekke’den hicret etmek zorunda kalmışlardı. Topraklarına ve evlerine el konulmuş, yıllarca Mekke halkı tarafından sayısız eziyetlerle mağdur edilmişlerdi. Dövülmüşler, yurtlarından ve evlerinden kovulmuşlardı. Hattâ bazıları bu yolda öldürülmüştü.
 
O zamanlarda Kâbe’yi[1] ve etrafındaki alanı üçyüzaltmış put ile kırksekizbin heykel dolduruyordu. Üçyüzotuzmilyon ilâh heykeli, kırksekizbin sihirbaz ve büyücü putları ve üçyüzatmış büyük put bulunuyordu. Avâm, Allah’ın varlığını inkâr edip köpeklere, tilkilere, hava, ateş ve su gibi yeryüzünün güçlerine tapıyordu. Kuş, köpek, tilki, at, eşek, yılan, akrep, kartal ve akbaba gibi hayvan güçlerine tapıyorlardı. Tüm bu yaratılmışları Allah’ın karşısına ilâh olarak çıkartıp, onlara tapıyorlardı. Hayr (iyilik) ile şer (kötülük) arasındaki farkı bilmiyorlardı. Kibir ve nefsi emmârenin isteklerine, karma ve mayaya[2] tapıyorlardı.
 
TAPTIKLARI BU ŞEYLERİN, BU SAHTE İLÂHLARIN KENDİLERİNİ KORUDUĞUNU, BESLEDİĞİNİ, DOĞUM VE ÖLÜMLERİNE NEDEN OLDUĞUNU İDDİÂ EDEREK BUNLARI KENDİLERİNİN KORUYUCUSU, YARATICISI VE BESLEYİCİSİ YAPTILAR. BU PUTLARIN KENDİLERİNİ CENNETE SOKACAĞINA İNANIYORLARDI. AYRICA BUNA BENZER BİR ŞEKİLDE BİR ÇOK ŞEYLERİ İLÂH YAPIP, TAPIYORLARDI.
 
DUYMAZ, ANLAMAK İSTEMEZ, UYANMAZ MISINIZ?
 
O günlerde sayısız cinâyetler vardı. İnek, keçi, tavuk gibi hayvanları ve hattâ diğer beşerî mahlûkları putlara kurban ediyorlardı. Bu kurban törenleri çok kanlı oluyordu. Bu kurbanları putlara adıyorlar, kanlarını putların üzerine sürüyorlardı, törenler yapıyorlardı. Devir cehâlet devriydi. Merhametin olmadığı bir devirdi. Kız çocukları yaygın olarak diri diri toprağa gömülürken; erkek çocuklar şer (zulmet) yolunun savaşçıları olarak eğitiliyorlardı. Onlara nasıl dövüşüleceği ve savaşılacağı öğretiliyordu. Böylelikle bu savaşçılar, daha fazla hırsızlık ve kötülük yaparak daha fazla cinâyetler işliyorlardı.
 
Hz. İbrâhim (A.S.) zamanında bu yer temizlendi ve buraya bir mescit yapıldı. Cebrâil (A.S.)’ın zemzem suyunu getirdiği ve İsmâil (A.S.) ile Hacer (A.S.)’a verdiği yer burasıdır. Hacer (A.S.) çölde tek başınaydı ve büyük endişeler içinde su arıyordu. Çocuğu ağlıyordu ve etrafta hiç su yoktu. Allah Cebrâil (A.S.)’a oraya gitmesini söyledi. Cebrâil (A.S.) beyaz bir atın üzerinde geldi ve atın nalları toprağa değer değmez topraktan su akmaya başladı. Allah, Cebrâil (A.S.)’a bu suyu bir bereket olarak İsmâil (A.S.)’a vermesini söyledi. Bu kuyu hâlâ oradadır.
 
Hacer (A.S.), su aramaktan koşa koşa dönerken uzaktan çocuğun yanında birisini gördü ve ÇOCUĞUMU KİM ALIYOR!” diye bağırdı.
 
Cebrâil (A.S.) çocuğun hemen yanı başında duruyordu. EY İSMÂİL, ALLAH BUNUN ZEMZEM KUYUSU OLDUĞUNU SÖYLEDİ. BUNUN TATLI KOKULU SUYU, KALBİN KARANLIKLARINI YIKAR VE YOK EDER. ALLAH’IN KUDRETİYLE YARATILMIŞ, ALLAH’IN RAHMETİNE ÂİT BİR SUDUR. ALLAH BUNU SENİN İÇİN YARATMIŞTIR. DOĞRU YOL İÇİN YARATILMIŞTIR. BU SU BEREKETİYLE AKMAYA DEVAM EDECEK, ASLÂ KURUMAYACAKTIR”dedi.
 
Cebrâil (A.S.) bunları söyledikten sonra mutlulukla gökyüzüne bakan İsmâil (A.S.)’ın yanından kayboldu. Hacer (A.S.) yanına geldiğinde İsmâil (A.S.)’ı gülümseyerek gökyüzüne ve akan suya bakıyor buldu. Kâbe mescidi bu yerin etrafına inşâ edilmiştir.
 
KÂBE DÖRT YÖNE HÂİZ, MERKEZÎ BİR YERE İNŞÂ EDİLMİŞTİR. TOPRAK, HAVA, ATEŞ VE SU YÖNLERİNİN MERKEZİDİR. İNSANIN SÛRETİNİN; TOPRAK, HAVA, ATEŞ VE SUDAN YARATILMIŞ OLMASI GİBİ, KÂBE’DE YERYÜZÜNÜN DÖRT YÖNÜNÜN MERKEZİ OLARAK KURULMUŞTUR.
 
Allah, İbrâhim (A.S.)’a burayı inşâ etmesini söyleyip, nasıl yapacağını öğretmiştir. İbrâhim (A.S.)’ın zamanından sonra burası harâb edilmiş, ama diğer Peygamberler Allah’ın emirleri doğrultusunda yeniden inşâ etmişlerdir. Sonra Hz. Muhammed (S.A.V.) geldi, Hacer-ül Esved taşını yerine yerleştirerek Kâbe’yi bir kere daha yeniden inşâ etti.
 
BUGÜNDE AYNI YER KÂBE OLARAK ADLANDIRILIR. TAŞTAN YAPILMIŞTIR AMA MERKEZDİR. KÂBE, DOĞRU YOLDAKİ İNSANLARA REHBER OLARAK, ALLAH’A İMÂNI VE GÜVENİ İLHÂM EDEN GERÇEK KÂBE’NİN BİR SİMGESİDİR.
İbrâhim (A.S.) zamanında putlar Kâbe’den atılmıştı ama daha sonra yeniden biriktirildi ve ilâhları zannı ile tekrar eski yerlerini aldılar. Cehâlet ehli, tabîat güçlerinin ve cehâletlerinin putlarının kendilerini koruyacağına inanıyorlardı.
 
BUNLARIN İNSANOĞLUNDAN DAHA AZ KUDRETİ VARDI, AMA BEŞER KENDİ AKIL, İRFÂN VE İMÂNLARININ, KENDİLERİNE BAHŞEDİLMİŞ İLÂHİ SIFATLARIN ÇOK ALTINDA BULUNAN VE HİÇBİR DEĞERİ OLMAYAN BU GÜÇLERİ, İLÂHLARI YAPIP KENDİLERİNİ KORUMALARI İÇİN TAPMIŞLARDI(!) ÇÜNKÜ KENDİ GERÇEKLERİNİ BİLMİYOR, TANIMIYORLARDI.
 
ALLAH AYNI TOPRAKLARDA O PEYGAMBERİ KENDİSİNE NEBÎ VE ÂLEMLERE RESÛL, KALBLERE NUR, İMÂNLARA KUVVET VE SARSILMAZ BİR İMÂN OLARAK YARATTI.
 
ALLAH O (S.A.V.)’NU, İNSANLARIN ALLAH İLE BAĞ KURABİLMELERİNDE YARDIMCI OLSUN DİYE PEYGAMBER OLARAK BÜYÜK BİR KUVVET VE KUDRETLE YARATMIŞTIR. O (S.A.V.) KALBLERİN KARANLIĞINI DAĞITMAK, CEHÂLETİ VE KİBRİ YOK ETMEK, AYRILIK VE GAYRILIĞI KALDIRMAK, BİRLİK, HUZÛR VE BARIŞI GETİRMEK İÇİN GELDİ. ALLAH HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’İ BU SIFATLARLA SÜSLEYEREK İNSANLARI RESÛLULLAH’A AŞKLA BAĞLADI. ORADAKİ MESCİT DE BU GAYEYLE İNŞÂ EDİLMİŞTİR.
 
KÂBE, DÜNYADAKİ DÖRT YÖN İÇİN BİR MERKEZDİR. KALBTE TIPKI KÂBE GİBİ DÖRT YÖNLÜ SÛRETİN MERKEZİDİR. İNSANDA ONSEKİZBİN ÂLEM BULUNUR, ÖYLE DEĞİL Mİ? KALB BU ÂLEMLER İÇİN MERKEZDİR. BÜTÜN DUÂLARIN, İBÂDETLERİN, ZEMZEMİN KAYNAĞI KALBTİR. KÂBE, ORADAKİ MESCİT DE DUÂLARIN, İBÂDETLERİN KAYNAĞIDIR. BUNU ANLAYANIN KALBİ KÂBE OLUR. ANLAMAYANLAR İÇİN ORADAKİ KÂBE BİR DELİL OLARAK YARATILMIŞTIR, BÖYLECE BU HUSUSU ANLAYABİLSİNLER!
 
Resûlullah (S.A.V.) bu hakikati açıkladığında O’nu ve arkadaşlarını KOVALADILAR, DÖVDÜLER, EZİYET ETTİLER. HATTÂ BAZILARINI ÖLDÜRDÜLER. ÖZGÜRLÜKLERİNE VE SAHİP OLDUKLARI MALLARINA EL KONULDU. SÜRGÜN EDİLDİLER, HİCRET ETTİKLERİ YERDE TAKÎP EDİLDİLER. TÜM BUNLAR OLURKEN, ONLAR KÂBE’Yİ KALBLERİNDE BİLDİLER. ALLAH DA O KÂBE’NİN İÇİNDEYDİ. HAKK’I HAKK İLE BİLDİLER VE BU HAKİKAT İLE DUÂ VE İBÂDET ETTİLER. BU DUÂLARI VE İBÂDETLERİ, ONLARA İMÂN KUVVETİNİ VE KESİNLİĞİNİ VERDİ. BÖYLECE HAKK’IN SIFATLARINA VE İRFÂNINA SAHİP OLDULAR. BUNLARI ELDE ETTİKTEN SONRA KÂBE’Yİ, YANİ HAKÎKATİ KENDİ İÇLERİNDE, KENDİLERİYLE BİRLİKTE TAŞIYARAK MEKKE TOPRAKLARINDAN AYRILDILAR.
 
Sayısız zulümlere ve zorluklara mâruz kaldılar. Tahammül edemeyecekleri kadar çok fazla cinâyetler, adam öldürmeler ve korkunç şeyler oluyordu. İki taraf arasındaki husumeti, düşmanlığı arttırmak amacıyla iki taraf arasında gidip gelen ve laf taşıyan kişiler vardı. Bazıları savaş çıkarmak düşüncesiyle Medine’ye gelip dedikodu yayıyorlardı. Bunlar daha sonra Mekke’ye geri dönüp burada daha çok dedikodu yayıyor, kavgaya, dövüşe ve yıkıma neden oluyorlardı.
 
HÂLEN DE, DURMADAN KOŞUP TÜRLÜ YOLLARLA VE VÂSITALARLA DEDİKODULAR YAYAN NİFÂK EHLİ MEVCUTTUR, DUYMAZ MISINIZ?
 
Resûlullah’a inananlardan bazıları çok zeki, cesur ve güçlü kimselerdi. Mekke’de eskiden beri çok saygı gösterilen kimselerdi. Hicret edip Medine’ye yerleştikten sonra bu dedikodular ve söylentilerden rahatsız oldular. Kendilerini lekelenmiş, rezil edilmiş, aşağılanmış hissederek utanç duydular. “Doğup büyüdüğümüz şehrimizi, mallarımızı ve toprağımızı bırakıp geldik. Şimdi bize böyle hakir bir şekilde davranıyorlar. Eşlerimizi ve çocuklarımızı öldürüyorlar, her şeyimizi yakıp yıkıyorlar. Bu durumda nasıl yaşayabiliriz ki?!” dediler.
 
Resûlullah (S.A.V.) Efendimize geldiler ve ağlayarak şunları söylediler:
“YÂ RESÛLULLAH, SEN ALLAH’IN RESÛLÜSÜN, SEN PEYGAMBERSİN. DÜNYALIK BİR İŞİN YOK. KAVGA ETMEK, DÖVÜŞMEK VE BÖLÜCÜLÜK GİBİ BİR DÜŞÜNCEN HİÇ YOK. SENİN HER MALIN VE ÖZGÜRLÜĞÜN ALLAH’A ÂİT. AMA BİZ BU HÂLE DAHA ULAŞAMADIK. UTANÇ DUYMAMAK VE REZİL OLMAMAK İÇİN KENDİ ŞEREF VE NAMUSUMUZU KORUMAMIZ GEREKİR. MEKKELİLER TARAFINDAN TEKRAR TEKRAR SALDIRIYA UĞRARKEN HEP KAÇMAMIZ BİZE UTANÇ VERİYOR. BUNU KABUL EDEMEYİZ. BİZLER İNSANIZ. SENİN GİBİ DEĞİLİZ. ALLAH BİZLERİ HENÜZ SENİN HÂLİNE GETİRMEDİ. ŞEREFLİ OLMAK YERİNE AŞAĞILANMIŞLIK DUYGUSUYLA BAŞ BAŞA KALDIK. BİZLERE SALDIRANLARA KARŞILIK VERMEMİZ GEREKİYOR. BİZE SALDIRANLARA MİSLİYLE KARŞILIK VERMEMİZ İÇİN İZİN VERİLMESİ GEREKİR. KAÇIP SAKLANDIĞIMIZ SÜRECE ONLAR BİZİ KOVALAMAYA VE ÖLDÜRMEYE DEVAM EDECEKLER. BU UTANÇLA NASIL YAŞAYABİLİRİZ? BU AŞAĞILANMAYA DAHA NASIL DAYANABİLİRİZ? KADINLARIMIZA VE ÇOCUKLARIMIZA EZİYET EDİLİYOR, TECÂVÜZ EDİLİYOR VE ÖLDÜRÜLÜYOR. BU HAKSIZLIK. KALBLERİMİZ BUNA DAHA NASIL DAYANABİLİR? YÂ RESÛLULLAH, ALLAH SANA BU HÂLİ VERMİŞ, BİZ DAHA DÜNYAYI TERK EDEMEDİK. ŞEREFİMİZİ KORUMALIYIZ. BUNUN İÇİN BİZE İZİN VER. YA ŞEREFİMİZLE YAŞAMALI, YA DA ŞEREFİMİZLE ÖLMELİYİZ.”
Hz. Muhammed (S.A.V.)’in bazı yakın arkadaşları ve inananlar buna benzer şeyler söylediler. Ama Resûlullah (S.A.V.) onlara cevap vermedi. Sessiz kaldı. Aylar geçti. Çok defa bu bahâneyle gene geldiler. Yıllar geçti onlar hâlâ “Buna dayanamayız” diyerek geliyorlardı.
 
En sonunda Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri açıkladı:
“BU ALLAH’IN EMRİDİR. BEN KAVGA ETMEYİ YA DA SAVAŞMAYI SEVMEM. BİZİM VAZİFEMİZ ALLAH’IN TEK OLDUĞU HAKİKATİNİ VE İNSANI KORUMAKTIR. İMÂNINI, AKLINI VE ALLAH’IN SIFATLARINI KORUMAK İNSANIN GÖREVİDİR. DOĞRU YOL BUDUR. KENDİ NEFİSLERİMİZDE ALLAH’A OLAN İMÂNI VE ALLAH’I İSTEME ARZUSUNU KAYBETMEMELİYİZ. O’NUN BİZDEKİ YÜCE SIFATLARINI KORUMAMIZ GEREKİR. O’NUN BİZDEKİ İRFÂNINI, SÜKÛNUNU VE ADÂLETİNİ KORUMALIYIZ. ALLAH’IN FİİLLERİNİ KORUMALIYIZ - ONLAR YOK EDİLMEMELİDİR! İSLÂM ADIYLA BİLİNEN İMÂNIN GAYESİ; KENDİMİZİ, ŞEYTANLAR VE KAN EMİCİ VARLIKLAR, İKİ YÜZLÜLÜK, İHÂNET, KISKANÇLIK, KİN, ÖFKE, KİBİR GİBİ TÜM KÖTÜ SIFATLAR TARAFINDAN YOK EDİLMEKTEN KORUMAKTIR. BİRLİĞİN (TEVHİD) VE ALLAH’IN SIFATLARININ GAYESİ BUDUR. SİZLER BENİM KARDEŞLERİMSİNİZ. KORUNMASI GEREKEN TEK HAZÎNE BUDUR, BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL. TEK HAZÎNENİZ BUDUR. ALLAH’IN BU SIFATLARINI KORUYARAK KENDİ ŞEREFİNİZİ KORUMUŞ OLURSUNUZ. KENDİ İYİLİĞİNİZİ KORUMALISINIZ. ALLAH’IN HAZÎNESİNİ, O’NUN RAHMETİNİ KORUMALISINIZ. ŞEREFİNİZ BÖYLE KORUNUR. EĞER DİLİNİZİ VE GÖZLERİNİZİ KÖTÜLÜKTEN KORURSANIZ, BU ALLAH’IN RAHMETİNİN MAHZENİ OLUR. KULAKLARINIZI, BURNUNUZU, KALBİNİZİ VE ALLAH’IN HAZÎNELERİNİ KORURSANIZ, ALLAH AŞKININ NİMETLERİNİ, ÂHİRETİ KORUMUŞ OLURSUNUZ.
 
HAKÎKAT ÂHİRETTİR. İYİLİK O’NUN SALTANATIDIR, ADÂLET O’NUN ARŞIDIR, SABIR İSE ÂHİRETE YÖNELTEN BİR HÂLDİR. MERHAMET O’NUN HÂLİDİR. BURASI HAKK’IN ÜZERİNDE YÜRÜDÜĞÜ ARZDIR. EĞER BUNU KORUMAZSANIZ, BU HÂLİ KAYBEDERSİNİZ. NEFSİ EMMÂREYE VE ŞEYTANA ÂİT TÜM KÖTÜ ŞEYLER BEŞERİYETTEDİR. BAZILARI BUNLARI İÇERDEN, BAZILARI DA DIŞARDAN AZDIRIR. BAZISI KÖTÜLÜĞÜ İÇERİDEN, BAZISI DA DIŞARIDAN BESLER. NE OLUR PEKİ? İÇİNDEN BESLEDİĞİ ZAMAN KENDİNİ DÜŞÜNCELERİYLE GÜNDEN GÜNE KEMİREREK ÖLDÜRÜR. DİĞERİ İSE KENDİNİ ANBEAN DIŞARIDAN GELEN KAPKARANLIK ALGILARLA ÖLDÜRÜR. HER İKİSİ DE CİNÂYET İŞLER.
 
İYİ KİM? İYİ, ALLAH’IN HAZÎNELERİNİ KORUYAN KİMSEDİR. ASIL ŞEREFLİ OLAN DA BU KİMSEDİR. ALLAH’IN RAHMETİNİN ZENGİNLİĞİ ONDADIR. O RAHMETİ VE ALLAH’IN SIFATLARINI KORUR. ZATEN BUNLARI KORUYAN MÜ’MİN VE MÜSLÜMANDIR. BU KİMSE ALLAH’A VE PEYGAMBERİNE İTAAT EDER. BUNLAR ALLAH’IN SÖZLERİDİR. OLANLARA SAKIN ÜZÜLMEYİN. BİZİ KORUYAN ALLAH’TIR. BİZE DÜŞEN O’NUN HAZÎNELERİNİ KORUMAKTIR. ALLAH KORUNULMASI GEREKEN ŞEYİ KORUR. EĞER BU HAZÎNELERİN ELİMİZDEN KAYBOLMASINA İZİN VERİRSEK, O ZAMAN ALLAH DA ÜZERİMİZDEN KORUMASINI KALDIRIR.
 
EMİNLİK, EMİN OLARAK YOLCULUK, ANCAK VE ANCAK MUHAMMED-ÜL EMİN GEMİSİYLE MÜMKÜNDÜR!”
 
Resûlullah (S.A.V.) inananlara imân ve hakikatin kesin gücünü ve mertliğini anlattı. Bunu işittiler ama hâlâ gençtiler, çocuktular. Âlemin yönlerinden olan toprak, hava, ateş, su, akıl ve istekleri hâlâ onlarda bulunuyordu. Her iki şehirde neler olduğuna dâir dedikodular ve arkadan çekiştirmeler devam ediyordu. Kanları kaynadığı için Resûlullah (S.A.V.)’a inananlar hâlâ savaşmak için izin istemeye geliyor; eşlerine tecâvüz edildiğini, çocuklarının katledildiğini, kız ve erkek kardeşlerine eziyet edildiğini anlatıyorlardı.
 
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri ise hep şöyle diyordu:
“KALBİM SİZİN İSTEDİĞİNİZ ŞEYİ İSTEMİYOR. SADECE ALLAH İZİN VERDİĞİ ZAMAN SAVAŞABİLİRSİNİZ. ALLAH BENİ İNSANIN MÂNEVİYÂTINI KORUMAK YANİ, İNSANI ÖLDÜREN, YOK EDEN ŞEYİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN GÖNDERDİ. MÂNEVİYÂTI ÖLDÜREN ŞEY NEDİR? SİZİN KIZ VE ERKEK KARDEŞLERİNİZ DEĞİL! RUHU, HAYATIN HAKİKATİNİ ÖLDÜREN ŞEY NEDİR? MERHAMETİ, HAKİKATİ, İRFÂNINIZI VE İBÂDETLERİNİZİ ÖLDÜREN ŞEYLERİ YOK ETMELİSİNİZ. ALLAH AŞKINI, ALLAH’IN ADÂLETİNİ VE SIFATLARINI ARAMANIZA MÂNİ OLAN ŞEYLERİ YOK ETMELİSİNİZ. EN BÜYÜK HAZÎNEMİZ OLAN ALLAH’I ARAYIŞIMIZI BİZDEN ALMAYA ÇALIŞAN VE BİRLİĞİ, BERABERLİĞİ, SEVGİYİ, ANLAYIŞLI OLMAYI, SABRI VE BARIŞI YOK ETMEYE ÇALIŞAN KİM OLURSA OLSUN, ONUN YOK EDİLMESİ GEREKİR. İŞTE BU HAZÎNELERİMİZİ YAĞMAYA GELENLERLE SAVAŞABİLİRSİNİZ. ONLARI YOK ETMEK İÇİN İRFÂN VE ALLAH AŞKININ CESÂRETİYLE KESKİNLEŞTİRİLMİŞ İMÂN KILICINIZI KULLANIN. BÖYLE OLURSA SAVAŞABİLİRSİNİZ. BUNUN DIŞINDAKİ BAŞKA SEBEPLERLE SAVAŞAMAZSINIZ. HAZÎNENİZİ ELİNİZDEN ALMAYA ÇALIŞAN KİMSEYLE SAVAŞABİLİRSİNİZ DENDİĞİNDE, BURADAKİ HAZÎNE SİZİN ALLAH’A OLAN AŞKINIZ VE O’NUN SIFATLARININ GÜZELLİĞİDİR. ALLAH BU ŞEYLERİ YOK ETMEYE GELENİN ÖLDÜRÜLMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLER. KIZ VE ERKEK KARDEŞLERİMİZİ ÖLDÜRMEMİZİ SÖYLEMEZ.
 
BU İÇ HAZÎNELER SİZİN GERÇEK ZENGİNLİĞİNİZDİR. İÇ HAZÎNELERİNİZE EL KOYMAYA GELENLERİ YOK EDEBİLİRSİNİZ. AMA TOPRAĞIN, HAVANIN, ATEŞİN, SUYUN, AKLIN VE ARZULARINIZIN ZENGİNLİĞİNE EL KOYMAYA GELENLERİ ÖLDÜREMEZSİNİZ. ZATEN ONLARIN EL KOYMAYA GELDİĞİ ŞEYLER SİZİ YOK EDEN ŞEYLERİN TA KENDİSİDİR! ALLAH BU ŞEYLER İÇİN SAVAŞMANIZ GEREKTİĞİNİ ASLÂ SÖYLEMEDİ. SİZDEKİ İYİLİĞİ YOK ETMEYE GELEN ŞEYLERLE SAVAŞMALISINIZ. SİZİN DÜŞMANINIZ ONLARDIR. ONLARLA SAVAŞIN! TOPRAĞINIZ VE ALTINLARINIZIN YAĞMA EDİLMESİ, KAN BAĞLARINIZ, ATALARINIZDAN KALAN MÎRÂS VE DİĞER MADDÎ ŞEYLERİN SİZİN ŞEREFİNİZLE BİR İLGİSİ YOKTUR. SİZİN NAMUS VE ŞEREFİNİZ ALLAH’IN HAZÎNELERİDİR. SAYGI VE AŞKLA KORUMANIZ GEREKEN ŞEYLER BU İÇ HAZÎNELERDİR. ASIL BU HAZÎNELERİ KAYBETMEK, ŞEREFİNİZİ KAYBETMEK, REZİL OLMAK DEMEKTİR! BUNU DÜŞÜNMELİSİNİZ. ALLAH’IN SÖYLEDİĞİ ŞEY BUDUR. DÜŞÜNMELİSİNİZ.
 
ALLAH KIZ VE ERKEK KARDEŞLERİNİZİ YARALAMANIZI VEYA ÖLDÜRMENİZİ ASLÂ SÖYLEMEDİ. EĞER ONLAR GİBİ DAVRANIRSANIZ, ONLARLA SİZİN ARANIZDA BİR FARK KALIR MI? ONLAR ÇOCUĞUNUZU, KIZ VEYA ERKEK KARDEŞİNİZİ ÖLDÜRDÜYSE, MALLARINIZA EL KOYDUYSA, SİZİN DE AYNI ŞEKİLDE KARŞILIK VERMENİZ SİZİN İÇİN DOĞRU OLMAZ. ŞEREF VE NAMUS BU MUDUR? ALLAH HİÇ KİMSEYE BÖYLE DAVRANMASINI SÖYLEMEDİ. BUNU DÜŞÜNÜN.”
 
Resûlullah (S.A.V.)  Efendimiz inananlara bunları söyledi. Ama yine de bazı münâfıklar ve hâinler laf taşımaya, dedikoduya devam ettiler. Bu dedikoduları işittikten sonra inananların kâlpleri yeniden acı ve ızdırapla doldu. Yeniden sadece eşlerini, çocuklarını, hayvanlarını ve mallarını düşünmeye başladılar. Hâlâ bazıları bu durumu bir küçük düşme, rezillik olarak gördü. Ama onlara yeniden, “BU DÜNYADA GERÇEKTEN SİZİN OLAN ŞEYİN NE OLDUĞUNU ANLAMALISINIZ. SADECE BU (İÇ) HAZÎNENİZİ ALMAYA ÇALIŞIRLARSA, ONLARLA SAVAŞMALISINIZ”denildi.
 
En sonunda Allah’tan savaş için izin geldi. Savaşta nasıl hareket edeceklerine dâir tam yüzondört (Savaş Hukuku Kuralları) şart konuldu.
“SADECE SİZE KILICINI ÇEKEN BİRİYLE DÖVÜŞMELİSİNİZ. EĞER KILICI KIRILIRSA O KİMSEYLE SAVAŞMAYA DEVAM ETMEYECEKSİNİZ. SAVAŞTIĞINIZ KİMSE YERE DÜŞERSE, ARTIK ONA SALDIRMAYACAKSINIZ. EĞER MALLARINIZA EL KOYDUYSA ONA KARŞI GELİN. YALNIZ ONUN EŞİNE, ÇOCUKLARINA, AĞAÇLARINA, HAYVANLARINA VEYA ÇİFTLİĞİNE DOKUNMAYACAKSINIZ. BUNLAR SİZE ZARAR VEREMEZ.”
 
SAVAŞTAN ÖNCE BUNA BENZER YÜZONDÖRT KURAL KONDU. BU KURALLARDAN HERHANGİ BİRİNE UYMAYAN KATİL OLARAK KABUL EDİLECEK VE ALLAH’A HESAP VERECEKTİR.
 
ALLAH İÇİN YAPILAN SAVAŞ SADECE İÇ HAZÎNENİN KORUNMASI SAVAŞIDIR. BU İSE İÇERİDEN SENİ ÖLDÜRMEYE GELEN KÖTÜLÜKLERİ ÖLDÜRMEK DEMEKTİR. AMA DIŞARIDAKİ ŞEYLER İÇİN SAVAŞIRSAN, CEHENNEME ÂİT İŞLER YAPMIŞ OLURSUN VE CİNÂYET İŞLEYENLERDEN OLURSUN. BUNUN İÇİN ALLAH’A HESAP VERİRSİN. EĞER SAVAŞI İÇİNDE YAPARSAN, SENDEKİ HAYVANLARA KARŞI YAPARSAN, HAYÂLETLERE VE NEFSİ EMMÂREYE KARŞI YAPARSAN O ZAMAN BU GERÇEK CİHAT OLUR. EĞER İÇİNDEKİ DÜNYAYI ÖLDÜRÜRSEN, O ZAMAN ÂHİRETTE SONSUZ HAYATI KAZANIRSIN. EĞER DÜNYALIK ŞEYLER UĞRUNA DİĞERLERİNE ACI ÇEKTİRİR, EZİYET EDERSEN O ZAMAN KIYÂMET GÜNÜNDE SORGUYA ÇEKİLİRSİN VE CEHENNEMİN ELEMLERİNİ TADARSIN. BU ŞEYLER ALLAH’IN ZENGİNLİĞİ DEĞİLDİR. ALLAH’IN GÖZÜNDE BUNLARIN HİÇBİR DEĞERİ YOKTUR. BUNU ANLAMALISINIZ, O’NUN HAZÎNESİNE ULAŞMANIZ GEREKİR.
 
Resûlullah (S.A.V.) buyururlar ki: “BU KURALLARI ALLAH İSTEDİ.”
Böylece Allah’ın sözlerine uygun olarak savaşa başladılar. Ama Resûlullah (S.A.V.) kimseyi incitmedi.
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) İÇİN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM, ALLAH TARAFINDAN VERİLMİŞ, İMÂNIN YÜCE GÖNÜLLÜ BİR ADÂLET KILICIYDI. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM, DEMİR ÖRSTE DÖVÜLMÜŞ ÇELİK BİR BIÇAK YA DA KILIÇ DEĞİLDİ. ALLAH AŞKIYLA, RAHMET VE ALLAH’IN ADÂLETİYLE DÖVÜLMÜŞTÜ. BU KILICI SALLAYABİLECEK TEK KİŞİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.) İDİ. DİĞERLERİ BU KILICI GÖREMİYORDU BİLE. ÇÜNKÜ ÇELİKTEN YAPILMAMIŞTI. ALLAH’IN HAKİKATİ, İRFÂN, KUDRET VE İMÂNDAN YAPILMIŞTI.
 
Mekkeliler savaşa deve ve at üzerinde, içkiden sarhoş bir şekilde, bütün azıkları ve putlarıyla gelmişlerdi. İnananlar “ALLAH’IM!” diyerek Kur’ân’ı Kerîm’den, “ELİF. LAM. MİM. ALLAHU LA İLAHE İLLA HÛVEL HAYYUL KAYYUM...”[3] Âyetini okuyarak Allah’a duâ ediyorlardı. Herkes aynı Sûreyi ezberinden okuyordu. Herkes “ALLAH’IM, BİZİ BAĞIŞLA, BİZİ BUNDAN KURTAR” DİYORDU. ŞU DUÂYI YAPIYORLARDI: “ALLAH’IM, ONLARI DEĞİŞTİR, ONLARI DOĞRU YOLA İLET. ALLAH’IM DUÂLARIMIZI KABUL ET, BU SAVAŞI DURDUR. ONLARI DOĞRU YOLA GETİR.” Onların tek bir gönül olarak, bu duâları okumalarını, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz önceden onlara söylemişti.
 
Savaş bittiğinde Mekkeliler hakikati gördüler. ALLAH’IN SALAT VE SELÂMININ SAVAŞ ALANINDA ÇINLAMASIYLA ÇARPIŞMA DURDU. ALLAH AŞKI, SALAT VE SELÂM O ALANDA YANKILANDI DURDU. Sabır hâli yayıldı, imân güçlendi, irfân arttı, imân, kesinlik, kararlılık ve barış yükseldi. İnsanlar mutluydu. BU SESİN YANKISIYLA KÂBE’YE YAKLAŞTILAR. İNANANLAR BU ULVÎ HÂLDE YAKLAŞTIKLARINDA MEKKELİLER ONLARI YENİLGİYE UĞRATAMADILAR. ALLAH’IN SİLAHLARIYLA SİLAHLANIP, YANİ ALLAH AŞKI, İMÂN, İRFAN, ALLAH’IN SALAT VE SELÂMI İLE GELDİKLERİNDE MEKKELİLER ONLARI YENİLGİYE UĞRATAMADILAR. MEKKELİLER, SALAT VE SELÂMI DİNLEDİLER, SABIR VE TEVEKKÜLE (ALLAH’A GÜVENE), AŞKA VE MERHAMETE ŞÂHİT OLDULAR. İlâhlarının, putlarının, mallarının, kılıçlarının, atlarının ve ordularının kazanamayacağını gördüler. ALLAH’A TESLİM OLUP, İMÂNI SEÇTİLER.
 
HAC NEDİR?
GAYRILIĞI KALDIRIR, CEHÂLETİ YOK EDER, BARIŞI, SÜKÛNETİ, HUZÛRU, BİRLİĞİ, SEVGİYİ, UYUMU VE ALLAH AŞKINI GETİRİR. DOĞRULUKTAN, HAKİKATTEN, NİMETTEN UZAKLAŞMADAN ALLAH’IN TEK OLDUĞUNU VE SADECE BİR TEK ÂİLENİN OLDUĞUNU, ONUN DA ALLAH’LA BİR OLMAK OLDUĞUNU KESİNLİKLE BİLMEK VE BU HÂLİ BULMAK HACDIR. HAC TEK BİR ÂİLE GİBİ, BİR HALK GİBİ BİRLİK İÇİNDE HAREKET ETMEK, TEK OLAN ALLAH’LA VE İBÂDETLE KENDİNİ O’NA ADAMAK, O’NA TESLİM OLMAK, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLEREK, O’NUN RAHMETİNE, ZENGİNLİĞİNE, VE HAZÎNELERİNE HAYAT VERMEK DEMEKTİR. ALLAH, HACCIN İMÂNA VE BU HAZÎNELERE HAYAT VERDİĞİNİ BUYURMUŞTUR. BU HACCIN HÂLİDİR. ŞÂNI BÜYÜK ALLAH BÖYLE BUYURUR!
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZ ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMENİN HACCINI YAPMIŞTIR.
HAC, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEKTİR. HACCIN ANLAMI BUDUR. SENDEKİ SENLİK VEHMİ ÖLÜR, İYİ SIFATLARIN HAYAT BULUR, BUNLARI ALLAH’A GETİRİR VE O’NDA BİRLEŞTİRİRSİN. HAC BİRLİĞE, SEVGİYE, UYUMA, BARIŞA, BİR ÂİLEYE, BİR HALKA, BİR İBÂDETE VE TEK OLAN ALLAH’A GİTMEKTİR. ALLAH’LA BERABER OLMAK DEMEKTİR. HAC İMÂN VE İSLÂM’IN BEŞİNCİ ŞARTIDIR. HAC BUDUR.
 
Bu hâldeyken Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şu sözleri söylediler:
“HERHANGİ BİR DÎNE, SINIFA VEYA IRKA ÂİD OLABİLİRSİNİZ. HERHANGİ BİR GRUBA DÂHİL OLABİLİRSİNİZ. BUNLARIN HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR. HÂLİNİZ BİRLİK VE SEVGİ OLMALIDIR. BİRLİĞİN, UYUMUN, MERHAMETİN, SEVGİNİN, SABRIN VE HUZÛRUN HAZÎNELERİYLE YAŞAMALISINIZ. BU ALLAH’IN SÖYLEDİKLERİDİR. BEN BİR İNSANIM, SİZ DE İNSANSINIZ. BANA YARIN NE OLACAĞINI SADECE ALLAH BİLİR.
 
SİZİN YAPTIĞINIZ ŞEYLERİ BEN DE YAPMAK İSTERİM. İYİLİK YAPARSANIZ BEN DE SİZE KATILMAYA HAZIRIM. AMA KÖTÜLÜK YAPTIĞINIZDA SİZDEN UZAKLAŞIRIM. BUNDA SİZE KATILAMAM. AMA BİRLİĞİNİZE, UYUMUNUZA VE İYİ SIFATLARINIZA KATILIRIM. BİZLERİ BİRLİK İÇİNDE BİR ARAYA GETİREN ALLAH’IN SIFATLARIDIR. ŞEYTANIN SIFATLARINDAN OLAN “BEN” VE “SEN”E, BENİM VE SENİNE, BENİM MALLARIM VE SENİN MALLARINA, BENİM EVİM VE SENİN EVİNE, BENİM SINIFIM VE SENİN SINIFINA, BENİM DİLİM VE SENİN DİLİNE KATILAMAM. ALLAH’IN KELİMELERİNDE, O’NUN BİRLİĞİNDE, MERHAMETİNDE, SABRINDA, SEVGİSİNDE, HUZÛRUNDA VE O’NUN TÜM SIFATLARINDA SİZİNLE BİRLİKTE OLURUM. BUNLARDA SİZİNLE BERABER OLURUM. HEPİMİZ BUNLARDA BİRLEŞİP, BUNLARI PAYLAŞMALIYIZ. KALBLERİMİZ BU SIFATLARDA BERABER OLMALIDIR.
 
BU HÂL BİZİM İÇİN EN ÜSTÜN HÂLDİR. HER BİRİMİZİN ANLAYIŞLI OLMASI VE BUNA GÖRE HAREKET ETMESİ GEREKİR. SİZİN DERDİNİZ BENİM DERDİM, BENİM DERDİM SİZİN DERDİNİZ. SİZİN AÇLIĞINIZ BENİM AÇLIĞIM, BENİM AÇLIĞIM SİZİN AÇLIĞINIZDIR. SİZİN ACINIZ BENİM ACIM, BENİM ACIM SİZİN ACINIZDIR. SİZİN DUÂNIZ BENİM DUÂM, BENİM DUÂM SİZİN DUÂNIZDIR. SİZE OLAN BİR ŞEY BANA OLMUŞ GİBİDİR. BU HÂLİ BİRLİKTE SAĞLAM OLARAK KURMAMIZ GEREKİR. ALLAH BU BİRLİK İÇİNDE YAŞAYANLARI KABUL EDER. BU SEVGİDİR, BU BİRLİKTİR, BU DUÂDIR, BU İBÂDETTİR. BUNLAR ALLAH’IN SEVDİĞİ VE KABUL ETTİĞİ NİTELİKLERDİR. BU DÜNYADAKİ VAKTİM SONA ERMEK ÜZERE, ALLAH’IN EMRETTİĞİ İŞLERİ VE SÖZLERİNİ TAMAMLADIM. BENDEN SONRA BUNLARI TAMAMLAYACAK OLAN SİZLERSİNİZ. BU BİRLİĞİ YETİŞTİRMELİ, BÜYÜTMELİSİNİZ.
 
KÂBE MERKEZDİR. İBRAHİM (A.S.) VE O’NDAN ÖNCE VE SONRA GELEN PEYGAMBERLER YOLUYLA ALLAH BURASINI KAYNAK VE SEBEP, KALBLERİ DE ETKİ OLARAK VAHYETTİ. KALBİN EVİ İBÂDET YERİDİR. BURASI KÂBE’DİR, DUÂ İÇİN EN ÖNEMLİ YERDİR. KÂBE BİRLİĞİN VE SEVGİNİN SEMBOLÜDÜR. BİZLER BU YERDE ALLAH AŞKINI ALMALIYIZ. HAC BUDUR, BEŞİNCİ ŞART. BUNU DÜŞÜNÜN.
 
BİRLİK HACDIR - SEVGİ HACDIR, ALLAH’IN SIFATLARI VE İŞLERİ HACDIR. O’NUN İRFÂNI HACDIR. SABIR, ŞÜKÜR, TESLİMİYET VE İMÂN HACDIR. KALBİ HACCA GİDEN MÜ’MİNİN AZIĞIDIR BU İLÂHİ VASIFLAR. BARIŞ VE İRFÂN GETİRMEK HACDIR. ÂHİRETİ KENDİNDE GÖRMEK, ALLAH’IN TÜM SIFATLARININ FARKINA VARMAK HACDIR. BİRLİK VE AŞK HACDIR.
 
KALBİ BU AŞK İLE, BİRLİK İLE DOLU OLAN KİMSEYE ALLAH CEVAP VERİR. KALBİ BU HÂLE ULAŞAN KİMSE ALLAH’IN KATINDA MAKBULDÜR. O’NUN RAHMETİNDEN VE NURUNDAN BİR SEDÂ GELİR: “SENİ KABUL ETTİM” DİYE. O ZAMAN BU ÂLEM İLÂHİ BİR ÂLEM HÂLİNE GELİR. İLÂHİ ÂLEMİN ZENGİNLİĞİ DAHA BU DÜNYADAYKEN ONLARA EKSİKSİZ OLARAK VERİLİR. BU HÂL GELDİĞİNDE HAC GERÇEKLEŞİR. HEPİMİZ BUNU DÜŞÜNMELİYİZ, DÜŞÜNÜYOR MUYUZ?”
 
Bunlar Resûlullah (S.A.V.)’ın bu dünyadan ayrılmadan önce söylediği son sözlerinden bazılarıdır. Hadîslerden anladığımız kadarıyla bunları ifâde etmiştir.     ŞU ANDA DA TEKRAREN BUYURMAKTADIR. Resûlullah (S.A.V.) son haccını yaptığında bazı şeyleri açıkça anlatmışlardır.
 
“BUGÜN HACCI KUTLAMA GÜNÜDÜR. RESÛLULLAH (S.A.V.)’IN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ BEŞİNCİ ŞARTIN GÜNÜ BUGÜNDÜR. BUGÜN HACCIN BAYRAMIDIR, TÜM DERTLERİMİZİN VE ACILARIMIZIN KAYBOLDUĞU GÜNDÜR. BİRLİK İÇİNDE, MUTLU, HUZURLU, SEVGİ İLE MERHAMETLE VE GÜVEN İÇİNDE YAŞAYALIM İNŞAALLAH. BİRBİRİMİZE SEVGİMİZ OLMALIDIR. SEVGİ İÇİNDE BİRLİĞE KATILALIM. BUGÜN, MUTLULUK İÇİNDE BİR ARAYA GELDİĞİMİZ GÜNDÜR. YAŞADIĞIMIZ TÜM FARKLILIKLARI, MÜNAKAŞALARI VE DERTLERİ UNUTUP MUTLULUĞUMUZU KUTLAYALIM.”
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) BU SÖZLERİ SÖYLEDİKTEN SONRA, DAHA ÖNCE CEHÂLET İÇİNDE OLANLAR İMÂNA GELDİLER VE BARIŞI, BİRLİĞİ, SEVGİYİ VE MERHAMETİ KUCAKLADILAR. MEKKE İSLÂM’DA “BİR” OLDU.
 
BU KABUL ETMEK ZAMANIYDI, HAC ZAMANIYDI, NİMET DOLU BİR ZAMANDI. BUNUN İÇİN HAC DENİLMİŞTİR. BU HACCIN BAYRAMIYDI. BİRLİK OLUP ALLAH’A YÖNELMELERİ, İBÂDETTİ. HERKES BU İYİ HÂLDE SEVGİYLE BİR ARAYA GELİNCE, BİRBİRİNİ KALBTEN KUCAKLAYINCA, DERTLERİNİ, SORUNLARINI VE FARKLILIKLARINI SİLİP ATINCA, BİRBİRLERİNE SARILIP, YÜZYÜZE BAKINCA, SELÂM VERİNCE BU HAC OLDU. O GÜN DERTLERİN, FARKLILIKLARIN VE ACILARIN SONA ERDİĞİ, YARALARIN SARILDIĞI, KIRGINLIKLARIN UNUTULDUĞU BİR GÜNDÜ. KÖTÜLÜK, DÜŞMANLIK VE ZULÜM ORTADAN KAYBOLDU. O GÜN NEŞ’E VE ZEVK GÜNÜYDÜ.
BEŞİNCİ ŞART OLAN HAC GÜNÜNDE YAŞADIĞIMIZ TÜM DERTLER, CEHÂLET, ACILAR, DÜNYALARIN FARKLILIĞI, “BEN” VE “SEN” YOK EDİLDİ. O GÜN HERKESİN BİR ARAYA GELDİĞİ BARIŞ GÜNÜYDÜ. BU HACCIN BAYRAMIDIR. BU BİRLİK VE SEVGİ BAYRAMIDIR. KALBİNİZİ AŞKLA O’NA AÇIP ŞÜKRETMENİZDİR, DUÂ GÜNÜDÜR. BU HACCIN BAYRAMIDIR.
 
Sevgili torunlarım. Hepiniz bu hâli düşünmelisiniz.
HANGİ IRKTAN, DÎNDEN VEYA SINIFTAN OLURSANIZ OLUN, BU BARIŞI, BU BİRLİĞİ, MERHAMETİ, SEVGİYİ, SÜKÛNETİ EDİNMELİ VE ALLAH’IN TÜM SIFATLARIYLA SIFATLANMALISINIZ.
 
DÎN BUDUR, İSLÂM BUDUR, KULLUK BUDUR. ÂDEM DÂHİL BÜTÜN PEYGAMBERLER BU YÜCE HÂLDE İDİLER. BU HÂLDE BİRBİRİNİZİ KALBEN KUCAKLAMALI, BİRBİRİNİZLE O’NUN DOKSANDOKUZ YÜCE İSMİYLE, O’NUN MERHAMETİ VE SEVGİSİYLE KONUŞMALISINIZ. BU SIFATLARA SAHİP OLMAYA ÇALIŞMALI, HAKİKATİ KABUL ETMELİ VE SEVGİYLE DAVRANMALISINIZ. İŞTE O ZAMAN ALLAH SİZİ KABUL EDER. AMA İYİ İLE KÖTÜ ARASINDAKİ FARKI ANLAMALI, SADECE İYİYİ SEÇMELİSİNİZ. BİR ARAYA GELİP BUNU YAPMALISINIZ. BU BARIŞ, SÜKÛNET, BİRLİK, ADÂLET, MERHAMET, SABIR VE ANLAYIŞ HÂLİNİ EDİNMELİSİNİZ.
 
ALLAH’IN SEVGİ SIFATLARINI, BİRLİK İÇİNDE YAŞAMAYI, ALLAH AŞKINI, KALBİNİZİ O’NA BAĞLAMAYI VE O’NUNLA BİR OLMAYI, EDİNİN. EĞER BU HÂLİ BULURSANIZ, O ZAMAN ALLAH BU ÂLEMİ DE SİZİN ÂHİRETİNİZ YAPAR. CENNETİN MUTLULUĞUNDA HÜR OLARAK YAŞARSINIZ. BU KESİNDİR. GERÇEK HAKÎKAT BUDUR.
BU SÖZLER PEYGAMBERLERE VERİLEN SÖZLERDİR. BUNU DÜŞÜNMELİSİNİZ. BU İMÂN KESİNLİĞİNE SAHİP OLMALISINIZ. İRFÂN VE SEVGİ İLE ALLAH’A ŞÜKRETMELİ VE HERKESE MERHAMET GÖSTERMELİSİNİZ. İŞTE O ZAMAN HÂLİNİZ BİR CENNET OLUR. HAYATINIZDA HUZUR, SÜKÛNET, NUR VE GÜZELLİK OLUR. ALLAH SİZİ KORUSUN.
ÂMÎN.
 
 
MUHAMMED BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİNİN
“KALBİN HACCI” ADLI ESERİNDEN DERLENMİŞTİR.
 
 

 



[1] İslâm’da Kâbe hem en önemli ibâdet yeri hem de tüm inananların ibâdetlerindeki birliği gösteren bir semboldür. İslâm’ın şartlarından biri de Kâbe’ye yapılan hacdır. Mekke’deki câmîdeki Kâbe’nin küpe benzeyen bir şekli vardır.
[2] Karma-akla, vehme âit sıfatlar; beş unsura âit sıfatlar; aklın sıfatları; cehenneme âit sıfatlar.
Maya-illüzyon, yanılsama, vehim; görünen âlemin gerçek olmayan şeyleri; vehmin karanlığında görünen yansımalar; 105 milyon şeyin doğumuna neden olan aklın karanlığında görülen yansımalar. Maya unsurî enerjidir, shakti de denir. Çeşitli sûretlere bürünür ve insanın aklını karıştırarak insanı uyuşukluk hâline sokar.
[3] Elif, Lam, Mim harfleri Âyet-el Kürsi’nin ilk harfleridir. Âl-i İmrân Sûresi, 1. ve 2. Âyetler: Allah öyle bİr Allah’tIr kİ, kendİnden başka hİçbİr mâbud yoktur. O dİrİdİr, bâkİdİr. ZâtIyla ve kemâlİyle bâkİdİr.

 

  Trio Yazılım