Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri » İslâmın Beş Şartı
İslâmın Beş Şartı

 

İSLÂMIN BEŞ ŞARTI
 
Hacca şimdi mi gideyim, yoksa ihtiyarladığımda mı, karar veremiyorum?
 
Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri: Hacca niyet etmen güzel. İslâm’da beş şart vardır. İmân ve İslâm beş şart ile altı ilkeden oluşur.
 Hac en son farzdır. Haccın hâli ölüm hâlidir.Haccını bu halde yapman gerekir. Sadece “hacı” unvanını kazanmak için hacca gidilmez.Allahû Teâlâ bu farzları Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimize vahyetmiştir. Allah’ın üç nehri vardır: Elif, Lâm, Mim. Allah, Resûl (S.A.V.) Efendimize bu üç ırmaktan rahmetini yağdırmıştır. Bu rahmette asıl önem beş şarta verilmiştir.
 
İLK ŞART, ALLAH’A İNANMAK VE İMÂN ETMEKTİR. ŞEKSİZ ŞÜPHESİZ, KUŞKUDAN UZAK, HASED ETMEDEN ALLAH’I BİLMEK VE KABUL ETMEKTİR. ALLAH’IN EŞİ-BENZERİ OLMADIĞINI, O’NUN TEK OLDUĞUNU KABUL ETMEKTİR. O’NUN BENZERİ BİR İLÂH YOKTUR. SADECE O RABB’DIR. BUNU KESİN OLARAK BİLMELİSİN. ALLAH’I KABUL ETMELİSİN.
 
İKİNCİ ŞART,ALLAH’IN MUTLAK TEK OLDUĞUNU, YARADAN OLDUĞUNU KABUL ETTİKTEN SONRA, İMÂN VE YUMUŞAK BİR KALPLE O’NA İBÂDET ETMELİ, O’NU TESBİH ETMELİSİN. ALLAH’TAN BAŞKA İBÂDETE LÂYIK KİMSE YOKTUR. KALBİMİZİ O’NA YÖNELTMELİYİZ. TEK ZENGİNLİĞİMİZ VE RAHMETİMİZİN SADECE ALLAH OLDUĞUNU KABUL ETMELİYİZ. BİZİM CENNETİMİZ (FİRDEVS) SADECE ALLAH’TIR. O BÜTÜN ÂLEMLERE MERHAMETLİ, RAHMETEN LİL ÂLEMİN’DİR. ÜÇ ÂLEMİN DE ZENGİNLİĞİ O’DUR. EVVELİN, DÜNYANIN VE ÂHİRETİN ZENGİNLİĞİ O’DUR. KESİN BİR İMÂNLA ALLAH’A İNANMALI VE İBÂDET ETMELİYİZ. BUNLAR İMÂN VE İSLÂM’IN İLK İKİ ŞARTIDIR. İLKİ KESİN BİR İMÂNLA ALLAH’A İNANMAK, İKİNCİSİ DE O’NA İBÂDET ETMEK, O’NU TESBİH ETMEKTİR.
 
Üçüncü şart zekâttır. Tek zenginlik sadece Allah’tır. Buna göre O’ndan başka hiçbir zenginliğimizin olmadığını kabul etmeliyiz. İmân ve İslâm’da tek zenginliğimiz Allah’tır. Sadece O’na tevekkül etmeliyiz. Ne olursa olsun, neyle karşılaşırsa karşılaşsın böyle bir imân hâline sahip kimse her zaman sabırlı olur. Sabır, imân ve İslâm’a giriştir.
İkincisi böyle bir kimsede şükür de vardır.
Üçüncüsü hangi nimet gelirse gelsin bu kimse râzı olur ve “Elhamdülillah” diyerek Allah’a şükreder. Sadece kuş sütü eksik bir sofrada da olsa, bir bardak su da olsa “ELHAMDÜLİLLAH. BİZ SANA İNANIRIZ” der.
Dördüncüsü biraz sonra neyle karşılaşacak olursa olsun bilmese de “Tevekkülallah. Allah’ım bu Senin ellerindedir” diyerek Allah’a teslim olur.
 
Ne gelirse gelsin “Elhamdülillah. Allah’a şükürler olsun. Bu bize yeter.” deriz. Bir sonraki an diri ya da ölü olabiliriz, ama ne olursa olsun “Tevekkülallah” diyerek Allah’a teslim oluruz. Bu imân ve İslâm’a başlangıçtır. Bu hâle ulaşır ve tek zenginliğimizin Allah olduğunu görürsek, o zaman bu işleri yapanın O olduğunu, her şeyin O’ndan gelip O’na gittiğini görürüz. Hayır ve şer Allah’a tevekküldedir.Zât ve sıfat Allah’ın hükmündedir. Zât rahmet, sıfat ise yaratılmışlardır. Yediklerimizin helâl ya da haram olup olmadıklarını bilmeliyiz. İzin verilen şey helâl, yasaklanan şey haramdır. Bunu anladığınız zaman hâliniz imân ve İslâm olur.
İmân İslâm’dır. Eğer imân yoksa İslâm’da olmaz. Hepimiz Âdem (A.S.)’ın çocuklarıyız. Herkes İslâm’dadır. Allah insanları Elif, Lâm, Mim dâhil olmak üzere yirmisekiz harf ile yaratmıştır. Buna göre her şey İslâm’dadır. Allah hayatı temiz, saf yaratmıştır. Allah’ı şüpheden uzak fark eden, sadece O’na inanan ve O’na ibâdet eden, imân ve İslâm’dadır. İmânı olmayanın İslâm’ı da olmaz. Bunu anlamalıyız.
 
ALLAHÛ TEÂLÂ ELİF, LÂM VE MİM IRMAKLARIYLA BUNU MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.) EFENDİMİZE VAHYETMİŞTİR. ELİF OLAN ALLAH’IN SESİ DUYULUR. Elif, Lâm ve Mim noktalar, işâretler sayesinde çeşitli sesler verirler. Eğer nokta harfin üzerindeyse başka bir ses, harfin altındaysa başka bir ses verir. Arapça’daki bu yedi nokta, işâret; farklı sesler üretir. Harflerin tek başına sesleri yoktur. Sesi bizim vermemiz gerekir. Kur’ân sesler olmadan varolur. Sesi biz veririz. İmân ve irfanın bu sesi vermesi lâzımdır. İşte o zaman Allah’ın sesi duyulabilir. Bizim bu sesi verdiğimiz zaman duyulur. Yoksa sessizdir (ümmî). Sadece orada durur. Bunu anlamamız lâzım.
Yedi tane âlet vardır. Bunlar bilincin yedi düzeyidir, hâlidir: Hissetme, uyanıklık (farkında olma), akıl (muhakeme), zekâ (ince fikirlilik), Kutbun irfanı olan İlâhi tahlili irfan ve Lâm, Nûr, Nûr’u Muhammedî olan İlâhi Nûr irfanıdır. Bu yedisiyle irfanın sesini vermelisiniz. O zaman Allah işitir. Bu Ümmül Kur’ân’dır. İnsanın içindeki Kur’ân’dır. İnsan Kur’ân’dır. Bu ise Fâtiha Sûresi’dir. Elhamdülillah, Allah’a şükürler olsun, bunu anla.
 
Bu âletlerle sesi verdiğimizde Allahû Teâlâ bizi işitir, dinler, bizimle konuşur ve bize rahmetini verir. Ama bunu bizler anlamadığımız için Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz Miraç’ta bizlere olan merhametinden dolayı Allah’tan ellibir vakit namazı beş vakite indirip insanlara kolaylaştırmasını istemiştir. Bunlar farzdır ve önemlidir.
İlk namaz sabah namazıdır. Bu namazla bizdeki toprak unsurunu bir avuç toprağı anlamalıyız. Onu öldürerek, özünü alarak bu unsuru anlamalıyız.
Daha sonra öğle namazı gelir. Bu namazla ateş unsurunu anlamalı ve onu öldürmeliyiz. Öfke, kibir, benim senin sahiplenmesi ve “ben-sen” sıfatlarının dâhil olduğu şeytan unsuru budur.
Üçüncü vakit ikindi namazıdır. Bu da su unsurudur. Yaratılmışlık, şehvet, kin, hırs, kıskançlık, cimrilik, hoşgörüsüzlük, taassup ve gururla ilgilidir. Bunların hepsi yaratılmışlıkla bağlantılıdır. Bu bağlardan kurtulmalıyız. İkindi vakti budur.
Daha sonra akşam gelir. Bu gündüz-gece, yaşlılık ve ölümün öldürülmesi zamanıdır.
Beşinci yatsı namazıdır. Hayat ve ölüm demektir. Bu âleme, doğuma ve karanlığa olan bağlarımızı öldürmeliyiz. Bu ölümlerle öldükten sonra ruhlar âleminde Allah ile bir oluruz.
 
Yukarıda anlattığımız hâlin ötesi tasavvuf âlemi ya da İlâhi İlimdir. Bu haldeyken vakit yoktur, gece ve gündüz yoktur. Tasavvufta insan konuşmadan konuşur. İbâdet etmeden ibâdet eder, uyumadan uyur ve yemeden yer, ölmeden ölür. Böyle birisi dâima Allah’ı tesbih eder, belirli ibâdet saatleri yoktur. Bir günde kırküçbinikiyüzkırkiki defa Allah’a rükû ve secde yapar. Bu tasavvuf hâlidir.
Beş vakit namaz vardır. Bir de altıncısı vardır. Allah’ın tesbihinde ölmek demektir. Bu tasavvuftur. Bu hâldeki birine dünya haramdır. Dünyadaki her şey haramdır, sadece Allah helâldir. Bunlar imân ve İslâm’ın önemli iç mânâlarıdır.
 
Bunları anlamadığımız için toprağa, altına, zenginliğe ve kadına olan isteklerimize sarılırız. Yedi tamuya (nefsi emmareye) sıkı sıkıya bağlı kalırız. Allahû Teâlâ güneşi, ayı, toprağı, suyu, havayı ve ateşi hepimiz için ortak olarak yaratmıştır.Allah yarattığı her varlık için bir yer sağlamıştır. Ağaçlarda yaşayanlar için ağaçlarda yer sağlar. Oyuklarda yaşayanlara oyuklarda yer sağlar. Toprağın altında yaşayanlar için toprağın altında bir yer sağlar. Karınca yuvalarında yaşayanlar için karınca yuvaları sağlar. Ormanda yaşayanlar için bir yer sağlar. Mağarada yaşayanlara bir yer sağlamıştır. Yerdeki karıncalara, kurtlara, böceklere her mahlûkata bir yer vermiştir. Havada yaşayanlara havada bir yer sağlar. Ateşte yaşayanlara ateşte bir yer sağlar.
 
Allah, tüm mahlûkata özgürlük ve yaşanılacak yer vermiştir. Hepsine su, hava, ateş ve toprak unsurları verilmiştir. Ama insanoğlu Allah’ın tüm mahlûkata ortak olarak verdiği şeyi zorla kendisine alır. Başkalarının evlerine el koyar. Suyun sahibi olduğunu iddiâ eder. Havanın kendisinin olduğunu söyler. Güneşi kendi malı yapar. Toprağı kendi malı yapar. Ay’ın sahibi olduğunu söyler. Her varlığın ortak malı olan şeyleri kendi mülkü yapmaya çalışır. Tüm savaşların ve kavgaların nedeni budur.
Bundan dolayı Allah, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi göndermiştir: “BENİM ÂDEMİMİN ÇOCUKLARI HERKESİN ORTAK MALI OLAN BU ŞEYLER İÇİN KAVGA EDİYORLAR. BUNUN İÇİN TELEF OLUYORLAR. ALLAH AYNI TEK ALLAH’DIR. İNSANOĞLU SADECE BENİ İSTEYEBİLİR. ONU TEK HAZİNESİ BENİM. GERİYE KALAN HER ŞEY HERKESE ÂİTTİR. HERKESİN ORTAK MALIDIR.”
BÜTÜN YAŞAMLARIN SÂHİBİ ALLAH’TIR. O’NDAN GELEN NURLAR OLARAK YAŞAMDA MEVCUTTURLAR. ONLARA HAYÂT VEREN, BİR GÖRÜNÜŞE SÂHİP OLUP AYAĞA KALKMALARINI SAĞLAYAN VE HER BİRİNE GEREKEN RIZKI VE YAŞANACAK UYGUN YERİ VEREN, ALLAH’TIR. ALLAH YARATTIKLARINA SONSUZA DEK YOL GÖSTEREN VE ONLARI KORUYANDIR.
BEŞERİYET ÂLEMİNİN HELÂK OLMAMASI İÇİN HZ. ALLAH KENDİ NÛRUNDAN, O TEK VE PARÇALANAMAZ NÛR’DAN, PEYGAMBERLERİNİ TEVHİDİ TALÎM İÇİN, BEŞERİYETİN İÇERİSİNE İNDİRMİŞTİR. TEK VE PARÇALANAMAZ NÛR HER DEVİR VE DEMDE DEVRİN İNSAN-I KÂMİL’İNDE TECELLİ HÂLİNDEDİR VE EBEDİYETE KADAR BÖYLECE DEVAM EDECEKTİR. ALLAH AŞKI İLE BEKLENTİSİZ HİZMET EDEN GERÇEK KUL, TEN VE CAN ÖRTÜLERİNİN ÜZERİNDEN BİRER CÜBBE GİBİ ALINMASIYLA, TEKÂMÜLÜNÜ HZ. ALLAH’IN YARDIMI İLE TAMAMLAR VE BÖYLECE YEDİNCİ YAŞAM BİÇİMİ OLAN VÛSLAT SIRRININ DERYÂSINA GARK OLUNUR. ALLAH’A GERİ DÖNEN BU RUHLAR YÜZYİRMİDÖRTBİN PEYGAMBER VE KUTUPLARDIR.
 
İnsanoğlunun bunu anlaması için Allah, O’nun nûru olan yüzyirmidörtbin Peygamberi, Kutupları ve Evliyâları, Allah’ın tek olduğuna delil olarak gönderdi. Bu yüzyirmidörtbin Peygamber arasında sekiz Peygamberi seçti: Âdem (A.S.), Nuh (A.S.), İbrahim (A.S.), Musa (A.S.), Dâvud (A.S.), Îsâ (A.S.) ve Hazreti Muhammed (S.A.V.) Efendimiz.
Kur’ân’da yirmibeş Peygamberin adı zikredilir ve bunların arasından sekiz Peygamberi Allah özel olarak seçmiştir. Bu sekiz Peygamberden en sonuncusuna Allah, “YA MUHAMMED! GİT VE İNSANOĞLUNA BU ŞEYLERİN HEPSİNİN BANA ÂİT OLDUĞUNU SÖYLE. BUNLAR HERKESİN MALIDIR. HİÇ KİMSENİN MALI DEĞİLDİR. İNSANLARA BUNU, BENİM SÖYLEDİĞİMİ BİLDİR.” buyurdu.
 
PEYGAMBERLER BERABERLERİNDE ALLAH’IN SESİNİ VE İRFANINI GETİRMİŞLERDİR. PEYGAMBERLERİN TARİHİ, TELEVİZYONDA GÖRDÜĞÜNÜZ YA DA KİTAPLARDA OKUDUKLARINIZA BENZEMEZ.
ALLAH’IN SESİ VE SÖZCÜKLERİNİN HEPSİ NÛR HÂLİNDEDİR. ONDAN PEYGAMBERLERE GELEN TÜM SÖZCÜKLER NÛR HÂLİNDE GELMİŞTİR. IŞIĞI MADDE HÂLİNE GETİREMEZSİNİZ. IŞIK YALNIZCA BAŞKA BİR IŞIK TARAFINDAN YUTULABİLİR. ÖRNEĞİN 12V AKÜYLE ÇALIŞAN BİR ARABA 6V AKÜYLE ÇALIŞAN BAŞKA BİR ARABAYA YAKLAŞTIĞINDA İLK ARABANIN FARLARININ PARLAKLIĞI DİĞERİNİN FARININ IŞIĞINI ÂDETA YUTAR. 6V AKÜYLE ÇALIŞAN ARABANIN ŞOFÖRÜ, KARŞISINA ÇIKAN IŞIKTA NEREDEYSE KÖR OLUR. ALLAH’IN SÖZLERİ NÛRDUR. İNSANIN KÂLBİNDE BU NÛRU ÇEKEBİLECEK İLÂHİ BİR CÂZİBE VARDIR. BU CÂZİBE, ALLAH’IN NÛRUNU, SÖZLERİNİ VE GÜCÜNÜ ÇEKEBİLİR. KÂLBLERİMİZDEKİ BU NÛRU AYDINLATMALIYIZ. ANCAK BU YOLLA ALLAH’IN SÖZLERİNİ ANLAYABİLİRİZ.
 
BU BAHSETTİĞİM NÛRUN BİR ŞEKLİ YOKTUR VE ŞEKLİ OLAN HİÇ BİR ŞEYE BENZEMEZ. BU NÛRU; TELEVİZYON SEYREDEREK YA DA KİTAP OKUYARAK ORTAYA ÇIKARAMAZSINIZ. ÇÜNKÜ TELEVİZYONLARDA İZLEDİĞİNİZ HER PROGRAM SİZE “BENİM DÎNİM DAHA BÜYÜK, BEN DAHA İYİYİM.” MESAJI VERİR. BUNLARIN TÜMÜ KÜTÜPHÂNE BİLGİSİ VE MAKYAJDAN İBÂRETTİR. ALLAH’A BU MAKYAJLA ASLÂ GİDEMEYİZ.
 
PEYGAMBERLERE ALLAH’IN SÖZLERİ YUKARIDA SÖZÜ EDİLEN İLÂHİ NÛR ŞEKLİNDE GELMİŞTİR. BU SÖZLER PEYGAMBERLERDEN İNSANLARA İSE GÜÇ, SES VE SÖZ ŞEKLİNDE YANSIMIŞTIR. BU GÜÇTEN İRFAN ORTAYA ÇIKMIŞ VE İRFAN İNSANA GELİP KEMÂLE ERDİĞİ VAKİT, KENDİSİNE SÖYLENENLERİN ANLAMINI ÇÖZMEYE BAŞLAYABİLİR.
 
ALLAH PEYGAMBERLERİNE ŞÖYLE SÖYLEMELERİNİ BUYURMUŞTUR; “HEPİMİZ ÂDEMİN EVLÂTLARI, İBRAHİMİN ÂİLESİ VE MUHAMMED (S.A.V.)’İN TAKİPÇİLERİYİZ. HEPİMİZ ALLAH’IN YARATTIKLARIYIZ VE BÜTÜN DÜNYA BU TEK ÂİLEDEN MEYDANA GELMİŞTİR.” HAYVANÎ VASIFLARDA OLANA İRFAN GELDİĞİ ZAMAN PEYGAMBERLERİN GETİRDİĞİ BU ORTAK MESAJI ANLAYACAKLAR VE HAYVANÎ, AŞAĞILIK SIFATLARDAN ARINARAK İNSANLIK ÂLEMİNE DÂHİL OLACAKLARDIR. FİLLERİN, EŞEKLERİN, MAYMUNLARIN KAVGALARINA GİRMEMELİYİZ! ONLARIN HERBİRİ BİR DİĞERİNİ YENEREK “EN BÜYÜK BEN” DEMEYİ SEVERLER. BİZSE ONLARIN YANINDAN SESSİZCE UZAKLAŞMALI, ONLARI KİBİR HASTALIĞI İLE BAŞBAŞA BIRAKMALIYIZ. EĞER BİR İNSANA FİKRİNİ SORDUĞUNUZDA SİZE “BENİM DÎNİM, ARZU VE İSTEKLERİMDİR” DERSE ONA, “YOLUN AÇIK OLSUN” DERSİNİZ. AMA EĞER BİR KİŞİ TEK BİR ALLAH VARDIR VE YALNIZCA ONA İBÂDET EDİLİR DİYORSA, O KİŞİYİ ANLAMAYA VE KABUL ETMEYE ÇALIŞMALISINIZ.
HANGİ SIFATLAR HÂKİMSE VE NEYE YÖNELMİŞSEN DÎNİN O OLUR. PARAYA, PULA YÖNELENİN DÎNİ PARA PUL; DÜNYAYA YÖNELENİN DÎNİ, DÜNYA; ÂLEMLERİN SEVDÂLARINI ARZU EDENLERİN DÎNİ, ÂLEMLERDE EKİLEN BİÇİLEN; KUR’ÂN VE HZ. MUHAMMED’E GÖNÜL VERENLERİN DÎNİ İSE, KUR’ÂN VE HZ. MUHAMMED’DİR. ALLAH’A GÖNÜL VERENLERİN DÎNİ İSE, HZ. ALLAH’TIR!
 
KENDİNİZLE BARIŞ YAPTIĞINIZ ZAMAN BÜTÜN DÜNYA İLE BARIŞ YAPARSINIZ. İÇİNİZDE EŞİTLİK DUYGUSU VARSA HERKESİ EŞİT GÖRÜRSÜNÜZ, İÇİNİZDE SAFLIK VARSA HER YAŞAMDA GİZLİ OLAN SAFLIĞI GÖRÜRSÜNÜZ. KÂLBİNİZDE NE VARSA BAŞKALARININ YÜZLERİNDE DE ONU GÖRÜRSÜNÜZ. ONLARA BAKTIĞINIZDA SADECE KENDİ YAŞAMINIZI GÖRÜRSÜNÜZ. BAŞKALARINDA GÖRDÜĞÜNÜZ HER KUSUR GERÇEKTE KENDİ İÇİNİZDEDİR.
HZ. ÎSÂ’NIN, HZ. MÛSA’NIN VE HZ. MUHAMMED (S.A.V.) EFENDİMİZİN SÖYLEDİĞİ BUDUR.
 
VÜCUDUN GÜZELLİĞİ, KALBİN GÜZELLİĞİ, İRFANIN PARLAKLIĞI, NÛRUN BÜTÜNLÜĞÜ VE ALLAH’A ÂİT OLAN MÜKEMMELLİK SIFATLARININ TÜMÜ,       İNSAN-I KÂMİL’DE TEVHİD OLMUŞTUR.
EĞER BU IŞIK BU GÜÇ BİR KİMSEDE PARILDAR İSE; İŞTE O İNSAN’DIR! O ZAMAN ALLAH’TAN GELEN TEKRAR O’NA GERİ DÖNEREK, O’NDA VÛSLATA ERECEKTİR.ALLAH İLE BAĞLANTILI OLAN HER ŞEY O’NA GERİ DÖNER VE ASLÂ YOK EDİLEMEZ. BUNA KÂMİL İNSAN’IN HAYATI, YANİ RUHUN RUHUNUN RUHU DENİR.
Allah, Hazreti Muhammed (S.A.V.) Efendimize altıbinaltıyüzaltmışaltı Âyet ile sayısız Hadîs vahyetmiştir. Allah Resûlüne inananlar bunları kabul etmiştir. İnananların içinden sadece çok azı Allah’ı tek hazineleri olarak kabul edip, O’ndan gayrı her şeyi reddetmiştir. Bunu yapanları da dünya halkının çoğu reddetmiştir. Bazıları öldürülmüş, bazıları işkence görmüş, bazıları da evlerinden uzaklaştırılmıştır. Allah’a sığınarak evlerini arkalarında bırakmışlardır.
 
En son olarak Allahû Teâlâ Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimize bu sözleri bir delil olarak verdi ve beş farzı insanlara açıklamasını söyledi.
 
“BU İMÂN VE İSLÂM’DIR. İNSANLAR BİR TEK BENİM SADECE MUTLAK TEK OLDUĞUMU, DEĞİŞMEYEN HAZİNE OLDUĞUMU, EŞİ BENZERİ OLMAYAN TEK OLDUĞUMU, HİÇBİR ŞEYDEN ZARAR GÖRMEYEN TEK OLDUĞUMU, ASLÂ ÖLMEYEN TEK OLDUĞUMU, HER KALBE HUZUR VE İHTİYACINI VEREN TEK OLDUĞUMU, HÂLİK VE REZZAK OLDUĞUMU, RUH VEREN VE VERDİĞİ RUHU GERİ ÇAĞIRAN TEK OLDUĞUMU, ADÂLETLE HÜKÜM VEREN VE HERKESİN ÇABASINA GÖRE UYGUN YERİ VEREN TEK OLDUĞUMU ANLAMIYORLAR.
TÜM BUNLARI YAPAN TEK BENİM. BENİ UNUTTULAR YA RESÛLULLAH. SANA RAHMETEN LİL ÂLEMİN (ÂLEMLERE RAHMET) İSMİNİ VERDİM. YÂ RESÛLÜM, GİT VE SANA İNANANLARA BUNLARI SÖYLE. İMÂN VE İSLÂM HÂLİNDE OLANLARA, BENİ FARK EDENLERE, DÜNYAYA ÂİT ŞEYLER VE HEDİYELER HARAMDIR.
EĞER BENİ FARK ETTİLERSE, BUNLAR ONLARA HARAMDIR. ÜMMETİNE SÖYLE, DÜNYANIN HEDİYELERİNİ KABUL ETMESİNLER. HER ŞEYİN SAHİBİ BENİM, BENİ KABUL EDENLERE BU ŞEYLER HARAMDIR. BENİM İZNİM OLMADAN BANA ÂİT OLAN ŞEYİ VERMEK YASAKTIR. SADECE BEN VERİR VE BEN ALIRIM. VEREN VE ALAN SADECE BENİM” ALLAH BÖYLE BUYURDU.
 
RUH İLE UNSURLAR ÂLEMLERİ VASIFLARINDAN DOĞAN YANILSAMALAR ARASINDA ÇOK BÜYÜK FARK MEVCUTTUR.KENDİ İÇİMİZDE YARATIP BÜYÜTTÜĞÜMÜZ HER ŞEY YANILSAMADIR. ALLAH’DAN SUNULAN İSE RUH’TUR.BUNU BÖYLE ANLAMALIYIZ.EĞER BU YANILSAMALARDAN KURTULABİLİRSEK, O ZAMAN ALLAH’IN IŞIĞI OLAN VE NUR ADINI VERDİĞİMİZ MÛCİZE BİZE GELECEKTİR. BU GERÇEK MÛCİZE İÇİMİZDE PARLADIĞI ZAMAN, İLHÂMIN NE OLDUĞUNU BİLECEK VE BU İLHÂMLA NAZAR ETTİĞİMİZDE, KENDİMİZİ ALLAH’TA, ALLAH’I DA KENDİMİZDE GÖRECEĞİZ.ANCAK ALLAH İRFAN VE RUH BİRBİRİNİ GÖREBİLİR.ZÂTI İLE ZÂTINI GÖREN ALLAH’TIR.İŞTE O ZAMAN, “ELİF, LÂM VE MİM” BİR OLUR VE ORTAYA TEK OLAN YENİLMEZ KUVVET ÇIKAR.ALLAH’TAN GELEN RUH YİNE O’NA GERİ DÖNECEK VE O’NDA, ASLINDA VÛSLATA ERECEKTİR. RUH ASLÂ YOK OLMAZ.
ANCAK ZÛLMET ADINI VERDİĞİMİZ DİĞER ENERJİLER, BİZLERİN BİR ZAMANLAR YAŞADIĞI YERLERDE DOLANMAYI SÜRDÜRÜRLER. BİZİM İSTEKLERİMİZDEN VE TOPRAK, SU, ATEŞ, HAVA İLE MAYALARIMIZIN KARANLIĞINDAN DOĞAN BU DÜŞÜNCELER YAŞADIĞIMIZ YERLERDE DOLANARAK, GÜRÜLTÜ ÇIKARIRLAR. BUNLAR SÜREKLİ OLARAK BENİM AKRABÂLARIM, BENİM EVİM, BENİM YEMEĞİM DİYEN HAYÂLETLER VE KÖTÜ RUHLARDIR. ASLI OLMAYAN BU YANILSAMALAR, BU KARANLIK ENERJİLER, BİZ ONLARI YOK EDENE VEYA DEĞİŞTİRENE DEK ORTALIKTA DOLANMAYA DEVAM EDERLER. BU, BEN-BENİMDİR, SAHİP OLDUĞUM ŞEY BANA ÂİTTİR GİBİ KARANLIK DÜŞÜNCELER SİLSİLE-İ BEŞERDE MÎRAS OLARAK DEVAM EDER.AMA BU KİŞİLERDEN BİRİ BU BAĞLANTIYI KESERSE SİRÂYET KESİLİR. EĞER BİR KİŞİ İÇİNDEKİ DÜŞÜNCELERDEN KURTULARAK HAYÂTI BOYUNCA YARATTIĞI SAFSATALARLA OLAN İLİŞKİSİNİ KESEBİLİRSE, O ZAMAN BU SAFSATALAR İLERDEKİ NESİLLERİ DE ETKİLEYİP BOZAMAZLAR. BU YAPILDIĞI ZAMAN BU YÖNDEN, KADER KARMA BAĞLANTISI DA KOPARILMIŞ OLUR.
 
BU SAFSATALAR, TANRILAŞTIRIP TAPTIĞIMIZ İLÂHLARDIR.AMA SONUNDA YARATMIŞ OLDUĞUMUZ HER PUT, HER ŞEKİL BİZE GERİ DÖNEREK KANIMIZI EMECEKTİR.YAPMIŞ OLDUĞUMUZ SÜFLÎ DAVRANIŞIMIZ BİZDEN HER TÜRLÜ FEDAKÂRLIĞI TALEP EDEREK, İNSAN OLMANIN HÜKÜMRÂNLIĞINI ELİMİZDEN ALACAK VE BİZİ ÖLDÜRECEKLERDİR.
 
Bunun farkına varmayan bizler “İmânımız var! Biz imân ve İslâm’dayız” deriz. Ama Allah’ın sözlerini unutup toprağa, altına ve kadına daha çok önem veririz. Allahû Teâlâ, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi en son Peygamber olarak bunları açıklaması, bizim anlamamız ve ona göre davranmamız için gönderdi. Ama Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ne söylediyse biz kabul etmedik, yapmadık. Hâlâ bağlı kaldığımız yanlarımız oldu. Peygamberimiz (S.A.V.) zamanında insanoğulları şeytana uyuyorlardı, sayısız tanrı heykelleri yapıp duruyorlardı. Çok sayıda hayvan putları yaptılar. Yılanları, kargaları, akrepleri, kartalları, balıkları, kedileri, fareleri, köpekleri, tilkileri, aslanları, kaplanları ve şeytanları tanrıları yapmışlardı. Kâbe’de üçyüzotuzmilyon putun yanında, kırksekizbin küçük heykel vardı. İnsanoğulları tüm bunları Kâbe’nin içinde tutuyor ve bunlara tapıyordu. Bu putlardan bazıları İbrahim (A.S.), bazıları Musa (A.S.), bazıları da diğer Peygamberler tarafından yok edilmişti. O zamanlarda şeytan, insanoğullarıyla heykellerden konuşurdu. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz geldikten sonra tüm bu putların ağızları mühürlendi. Bütün putlar ve mucizeleri paramparça edildi. Kâbe’de yüzüstü yere yıkıldı ve paramparça oldular.
NEREDE OLURSAN OL FARK ETMEZ, ALLAH’LA BİR OLDUĞUN YER KÂBE’DİR. KALBİNDE ALLAH’LA BERABER OLDUĞUN YERİ TEFEKKÜR ETMELİSİN. BU TEMİZLENMİŞ YER KÂBE’DİR. BURASI KIBLE OLUR. Bir yerde doğduk ve bizden, başka bir yere seyahat etmemiz isteniyor. Doğduğumuz yer nurun bize gönderildiği yerdir, bir başka yer ise onun kaybolduğu yerdir. ALLAH BU NURU, BU RUHU BİZE GÖNDERDİ. BU NURU BULUP O’NA SUNMALIYIZ. BÖYLECE O’NDA YOK OLALIM. RUHUMUZUN VE İMÂNIMIZIN GERİ ALINDIĞI VE ALLAH’TA YOK OLDUĞUMUZ YER KÂBE’DİR.İBÂDETLERİMİZİN, DUÂLARIMIZIN O’NUNLA BİR OLDUĞU YER KÂBE’DİR. İMÂN VE İSLÂM’IN İBÂDET YERİDİR, BURASI KÂLBTEDİR.
 
Kâlbde imân makamı vardır, burada Kelime-i Tevhidi söyleriz: LÂ İLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RESÛLULLAH”.BU KELİME VE RESÛL AŞKI İLE ALLAH’LA KONUŞTUĞUMUZ YER KÂLBTİR. MİRAÇ BUDUR. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ALLAH’LA KONUŞTUĞU BU YER KÂBE’DİR. BİZİM İÇİN DE BURASI, KÂLB KÂBE’DİR. RUHUMUZ, İMÂNIMIZ VE MÂNEVİYÂTIMIZLA O’NUNLA KONUŞTUĞUMUZ YER KÂLBTİR, KÂBE’DİR. TEMİZLENMİŞ KÂLBE KÂBE DENİR. TERTEMİZ YERLERE KÂBE DENİR. NAMAZ VE DUÂ YERİ KÂBE’DİR.
 
Bunda bir çok mânâlar vardır. Bu Allah’ın sırrıdır. İSLÂM’DA HER ŞEYİN BİR OLDUĞU, BİRLİK İÇİNDE OLDUĞU YER KÂBE’DİR. BU YERDE ÜÇ ÂLEMİN, EVVELİN, DÜNYANIN VE ÂHİRETİN AYRILIĞI YOKTUR. ÜÇ MAKAM VARDIR: KÂLP, ARŞ VE KÜRSÎ. KÂLB YÜZÜNÜ ARŞA DÖNER, KÜRSÎ ALLAH’TA RÜKÛ VE SECDE YAPAR. KÜRSÎ ALLAH’I TESBİH EDEREK, YÜCELTEREK TESLİM OLUR. KALBİNDEKİ ALLAH AŞKI VE ALLAH BİLGİSİ İLE BİR KİMSENİN İMÂNI VE İRFANI ALLAH’A TESLİM OLUR. KÜRSÎ’NİN ALLAH’A DOKUNDUĞU YER KÂBE’DİR.
 
BİR KİMSE HER VAKİT NAMAZINI BÖYLE BİR TEVECCÜHLE KILDIĞI ZAMAN KÂBE ONUNLA OLUR. BU İÇTEKİ KÂBE’DİR. DIŞTA, ZÂHİRDE İSE, CAMİDE YÜZÜNÜ KIBLE’YE DÖNMEN, MİHRABA YÖNELMENLE OLUR. MİHRAP MUHAREBE ALANI DEMEKTİR. MÜCÂDELE VERDİĞİN YERDİR. GERÇEK İBÂDET YAPILDIĞINDA KÂBE SENİN KIBLEN OLUR. ZÂHİRDEKİ İBÂDET YERLERİ İÇİMİZDEKİ ŞEYLERE KARŞI MÜCADELE VERDİĞİMİZ MUHAREBE ALANI GİBİDİR. BİZDEKİ KÖTÜ AHLÂKA ÂİT ŞEYLERLE MÜCADELE ETMELİYİZ. ONLARI YENMELİ, SONA ERDİRMELİ, ZAFER KAZANMALIYIZ. BÖYLECE ALLAH’I TESBİH EDERİZ. BUNLARI ALT EDİP, ZAFER KAZANMALIYIZ. CAMİLERDE MİHRABA, MUHAREBE ALANINA YÜZÜMÜZÜ DÖNDÜĞÜMÜZDE OLAN ŞEYLER BUNLARDIR. İLK ÖNCE MÜCADELE ETMELİ VE ZAFER KAZANMALIYIZ. ONDAN SONRA KÂBE’YE İBÂDET ETMEYE GİDERİZ. TÜM AYRILIKLARIN, FARKLILIKLARIN KAYBOLDUĞU, HER ŞEYİN BİR OLDUĞU YER KÂBE’DİR. BÖYLE BİR KÂBE’DE İBÂDET EDENLER ASLÂ CEHENNEM YÜZÜ GÖRMEZLER. MAHŞER GÜNÜNDE SORGULAMA GÖRMEZLER. ONLAR ALLAH’LA KONUŞTULAR. HER NEFESTE ALLAH’A RÜKÛ EDERLER. ONLAR BU DÜNYADA VE ÂHİRETTE ALLAH’IN ŞAHİTLERİDİR, O’NUN VARLIĞINA ŞAHÂDET EDERLER. ONLARIN İBÂDET ETTİKLERİ YER KÂBE’DİR.
 
İMÂNINLA ALLAH’A TESLİM OLDUĞUN YER KÂBE’DİR. KÖTÜ AHLÂKA ÂİT TÜM ŞEYLERE KARŞI ZAFER KAZANDIĞINDA, ONLARI KESTİĞİNDE SADECE ALLAH’IN VAROLDUĞUNU GÖRÜRSÜN. O ZAMAN NE SAVAŞ KALIR, NE MİHRAP. BURASI İBÂDET YERİDİR, GERÇEK KÂBE’DİR. ELHAMDÜLİLLAH. Anladınız mı?
İçimizdeki pınarı açmalıyız.
 
Yedi tavafımızı yapmalıyız. Yedi tavaf beş kelime, Hak ve namazdan meydana gelir. Beş kelimeyi ve namazı anlamalıyız. NAMAZ NEDİR? MEŞAKKAT, ZORLUK, SIKINTI VEREN BİR ŞEY DEĞİLDİR. NAMAZ HAK’TIR, HAK NAMAZDIR. O’NUN İÇİN NAMAZ KILARIZ. BUNLAR YEDİ TAVAFTIR. Gerçek bir insan için bunlar bir dilencinin büyük bir kesesi gibi bir araya gelmiştir. Kâlb böyle bir kese gibidir. Bu KESENİN İÇİNDE KUTBİYYET OLARAK BİLİNEN İRFAN BULUNUR. KUTBİYYET’E ÂİT İRFAN HAYRET VERİCİ, MUCİZEVÎ BİR İRFANDIR. KUTB ADI VERİLİR. ALLAH’IN İSİMLERİNDENDİR. HER ŞEYİ BİLEN HÂLİNDE HAKK’IN İSMİ KUTB’DUR. BU HALDEN ALLAH BAŞKA BİR KUTBU, KUTB MUHAMMED’İ, SAF NÛRU YARATTI. BU SAF NÛR DA İRFAN OLARAK GELDİ. MUHAMMED OLARAK BİLİNEN İRFANA TAVAF VERİLDİ. BU KESE MUHAMMED İLE BİRLİKTEDİR. BURADAN İSTEDİĞİNİZ HER ŞEYİ ALABİLİRSİNİZ. İMÂN ELİNİ, İRFAN ELİNİ BU KESEYE DALDIRIN VE İHTİYACINIZ OLAN NEYSE ALIN. Hattâ diğer insanlara da “Ne istiyorsunuz?” diye sorabilir ve istedikleri şeyi verebilirsiniz. “Biraz su mu istiyorsun?” buyurun, verin. Sadece elinizi keseye daldırın ve ihtiyacı neyse verin. Hak, namaz ve beş kelime bu keseyi meydana getirir. Tavaf budur. Yapmanız gereken tavaf budur. Beş kelimeyi, namazı ve Hakk’ı alarak kâlbi tavaf etmelisiniz. Şeytanın dokunmadığı hâl oradadır.
 
BİSMİLLAH’DA BİR NOKTA VARDIR Kİ, O ALLAH VE MUHAMMED (S.A.V.)’DİR. ONDA KUR’ÂN VARDIR. ONDA DOKSANDOKUZ ESMÂ (VELÂYET) VARDIR. ONDA ALLAH’IN HER ŞEYİ AÇIKLAYAN HİTÂBI VARDIR. BU AÇIKLAMADA ONBEŞ DURAK İLE ONSEKİZBİN ÂLEM VARDIR. ONDA YETMİŞBİN GÜNEŞ, YETMİŞBİN AY VE SAYISIZ YILDIZLAR VARDIR. BUNLAR NURLAR, PEYGAMBERLER, KUTBLAR, VELÎLER, NEBÎLER, MELEKLER VE IŞIKLI VARLIKLARDIR. BUNLAR BİR ÖLÇÜYE SIĞMAYACAK ŞEKİLDE ALLAH’I TESBİH EDER, HAMD EDERLER. BİR ARAYA GELEREK ALLAH’I TESBİH EDERLER. NEREYE BAKARSAN BAK, BU HİTAP HEP SENİN ÇEVRENDEDİR.
BU YERİ, KÂLBİ ALLAH KENDİSİ İÇİN SAKLAMIŞTIR. DÜNYADA ALLAH’IN BİR TAPINAĞI YOKTUR. HİÇBİR YERDE İBÂDET YERİ, EVİ YAPMAMIŞTIR. ALLAH İÇİN ÖZEL BİR EV YA DA MÜLKİYET OLDUĞUNA DÂİR BİR İŞÂRET YOKTUR. Camiler ve kiliseler yaptık dışarıda, zâhirde ibâdet etmek için, ama onlarda karanlık. Onlarda ışık yok. Allah’ın bu evlerine ışığı bizim koymamız lâzım. Bazı insanlar mum yakıp işte ışık derler. Bazıları düğmeye basıp lambaları yakar, işte ışık derler. Ama bir sigorta attığında ışık gider. Gazı bittiğinde fitil söner. Bir rüzgâr estiğinde mumlar söner ve tüm gece Allah için yaptığımız ev karanlıkta kalır. Her cami, kilise, sinagog veya tapınak Allah’ı hatırlamak için, O’nu düşünmek için, O’nu unutmamak için yapılır. Kafamız karıştığında en azından bu yerlere girebilir, başımızı eyer ve Allah’ı tefekkür edebiliriz. Günahlarımızı affetmesini isteyebiliriz. Kısa bir süre O’nunla beraber olabiliriz. Derdimizi söyleyebilir, acımızı dindirebiliriz. O zaman biraz huzur alabiliriz. İNSANLAR ALLAH’I HATIRLAYARAK HUZUR BULABİLİR. ALLAH’IN EVLERİNİN YAPILMASININ NEDENİ BUDUR.
 
Bizden evvel gelen büyükler, insanların Allah’ı hatırlamaları için bu binâları yapmışlardı. Allah onlara, “İNSANLARIN BENİ HATIRLAMALARINI SAĞLAYIN. BENİM HİÇBİR SÛRETİM VEYA ŞEKLİM YOKTUR, AMA BİR ŞEKİLDE İNSANLARIN BENİ HATIRLAMALARINI SAĞLAYIN. ONLARA BENİ HATIRLATIN. BENİMLE KONUŞMALARINI SAĞLAYIN. EĞER HİÇBİR ŞEY YAPMAZLARSA, BARİ BUNU YAPSINLAR.” dedi.
AŞILMASI GEREKENLERİN HEPSİ AŞILDIĞI ZAMAN, İŞTE O ZAMAN İNSAN O YERE ULAŞABİLİR. O YERE VARDIĞINDA HAKK ORADADIR. O YERE ULAŞTIĞINDA ARTIK SENİN SÛRETİN OLMAZ. O’NUN CEMÂLİ OLARAK GELİRSİN.
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZ SADECE ALLAH’IN VAR OLDUĞU DELİLİNİ VERDİ. AMA İNSANLAR BUNU DOSDOĞRU KABUL ETMEDİLER. ALLAH BEŞ VAKİT NAMAZI EMRETTİ. BİR ŞEYLERİN KÜÇÜK ÇOCUKLARA ADIM ADIM, BASAMAK BASAMAK ÖĞRETİLMESİ GİBİ İNSANLARA DA İMÂNLARINI GÜÇLENDİRMEK İÇİN KOLAY BİR YOL OLARAK BU NAMAZLAR VERİLDİ. İNSANLAR EN AZINDAN BUNU YAPABİLİRDİ. İMÂNI OLANLAR BUNU KESİN ANLAMALIDIR. BU BEŞ VAKİT NAMAZ İÇ MÂNÂLARI ANLAYABİLMELERİ İÇİN İNSANLARA FARZDIR. KESİN İMÂNI OLANLAR İÇ MÂNÂLARI ANLARLAR. ONLAR İÇİN ALLAH TEK HAZİNEDİR, TEK ZENGİNLİKTİR. BEŞ VAKİT NAMAZLA BİRLİKTE TOPRAK, ATEŞ, SU, HAVA VE ETER (BOŞLUK) UNSURLARINA OLAN BAĞLARINI KESMELİDİRLER. BU BEŞ UNSURUN ÖLMESİ GEREKİR. BEŞ VAKİT NAMAZIN İÇ (BÂTINÎ) ANLAMI BUDUR. TASAVVUF BUDUR. İNSANLAR BU HÂLE HENÜZ ULAŞAMADIKLARINDAN BEŞ ŞART BUNU YAVAŞ YAVAŞ FARK ETMELERİNE YARDIMCI OLMASI İÇİN GÖNDERİLMİŞTİR.
BİRİNCİ ŞART ALLAH’A İMÂN, İKİNCİSİ SADECE ALLAH’A İBÂDET, ÜÇÜNCÜSÜ ZEKÂT, DÖRDÜNCÜSÜ ORUÇ, BEŞİNCİSİ DE HACDIR. BUNU ANLAMALIYIZ.
 
ALLAH’A İMÂNIMIZ VARSA, ALLAH’I TEK RAHMETİMİZ OLARAK BİLİYORSAK, O ZAMAN BİZİM İÇİN O’NDAN BAŞKA HAZİNE OLAMAZ. BUNA BÖYLE İMÂN ETMELİYİZ. İMÂNI OLANLARIN SADECE ALLAH’A GÖTÜREBİLECEKLERİ ŞEYE SAHİP OLMALARI GEREKİR. ALLAH’A GÖTÜREMEYECEĞİMİZ HER ŞEY BİZE HARAMDIR. BU ŞEYLERİ ELİMİZLE TUTAMAYIZ. Toprağı bizimle birlikte götüremeyiz, alamayız. Toprak toprağa âittir. Suyu alamayız, su suya âittir. Havayı ya da ateşi götüremeyiz. Bunların hepsi haramdır. Nefsi emmaremizi götüremeyiz. Bunlar haramdır.
 
Allah’a götürülemeyen her şey haramdır. İmânı olanlar bu şeylerden herhangi birini hediye olarak kabul edemezler. Bunu tefekkür eden kimse hediye almanın ve vermenin haram olduğunu fark edecektir. Eğer bir kimsenin sadece Allah’ı varsa, nasıl bir şey alır ya da verebilir ki? O kimsenin zenginliği sadece tek olarak Allah’tır. O kimse ne alıp verebilir ki?
Bu, İlâhi ilim okyanusunda (bahr-ul ilim) anlamamız gereken şeylerden biridir. Bunu anlamayanlara gelince onlara oruç tutmaları emredilir. Böylece en azından başkalarının açlığını anlayabilsinler. Oruç tutan bir kimse kendine bakmalı ve açlık hâlinde nasıl yorgun düştüğünü, bedeninin güç ve kuvvetini, ağırlığını nasıl kaybettiğini görmelidir.
 
ORUÇ; TAŞI LÂ’L EDER..
ORUÇ; SENİ ASLANLARA ÜST EYLER..
ORUÇ; YA SÜLEYMANA SALTANAT BAHŞEDEN BİR YÜZÜK, YAHUT BİR TAÇTIR Kİ; SEÇKİN KULUN BAŞINA KONUR.
ORUÇ; ORUÇLUYU IŞIĞIN KAYNAĞINA ÇEVİRİR.
ORUÇ; KULU KAYNAKTAN IŞIK ALIR, IŞIK DAĞITIR HÂLE SOKAR.
ORUÇ; GÖNLE KARABASAN OLAN NEFSE FİRAR ETTİRİR.
ORUÇ; NEFSE AZÂB GİBİ, KAPKARANLIK BİR ŞEY GİBİ GÖRÜNSE DE; HAKİKATTE HAPİSHÂNE DUVARLARINI YIKAN, HÜRRİYET BAHŞEDEN BİR FERMÂNDIR.
ORUÇ; CANIN İÇİNDEKİ TERTEMİZ KUR’ÂN IŞIĞIDIR.
ORUÇ; ORUÇLUYU MÂNÂ SOFRALARININ ERLERİNE KAVUŞTURUR, AYNI SOFRADAN YEDİRİR, İÇİRİR!
ORUÇ; NEŞ’ELENENLERE HELÂL, YÜZLERİNİ ASANLARA HARAMDIR.
ORUÇ; GÖNLÜ GÜN GİBİ AYDIN BİR HÂLE KOR. BAYRAM GÜNÜ CANI AŞK KILICI İLE SEVGİLİYE KURBAN EDER.
 
SEVGİLİDEN GAYRIYA ORUÇ, ÂŞIKLARA HELÂL KILINMIŞTIR!
 
Bunun farkına vararak sahip olduklarını başkalarıyla paylaşır. İnsan en azından bunun farkına varır ve kardeşlerine yardım eder. Daha sonra Allah insana kazandığının en az yüzde beş ya da onunu zekât olarak diğer insanlara yardım etmek için vermesini söyler. İnsanoğlu bu emri de unutmuştur. Kendi kazancı için çalmıştır bile.
EVİN ZEKÂTI, MİSÂFİRE İTİBAR ETMEK,
İLMİN ZEKÂTI, TÂLİBİNE ÖĞRETMEK,
SOHBETİN ZEKÂTI, DEDİKODUDAN UZAK DURMAK,
NEFSİN ZEKÂTI, KÖTÜLÜKLERDEN ARINMAK,
AŞKIN ZEKÂTI, VERMEK, HEP VERMEKTİR...
EMÂNETİ SEVGİLİYE SUNMAKTIR!
 
SON OLARAK, ALLAH HACCI BEŞİNCİ FARZ OLARAK EMREDER. HER ŞEYİNİ BİR KENARA BIRAK, MEKKE VE MEDİNE’YE GİT VE İHRAM GİY. HANIMINA ONUN OLAN ŞEYİ (MEHRİNİ) VER. ÇOCUKLARINA NE VERMEN GEREKİYORSA VER. FAKİRLERE VE KOMŞULARINA VERECEKLERİNİ VER. TEK HAZİNEN OLAN ALLAH’I BERABERİNDE AL VE BU HAC YOLCULUĞUNU YAP. HACCINI YAPARKEN EHRAMINI GİY, ÇÜNKÜ BU HALDEYKEN DÜNYA SANA ÖLÜDÜR. BU ÖLÜM HÂLİNDE GİT VE ALLAH’A TESLİM OL. O’NA TEVEKKÜL ET. GİT VE ALLAH’TA ÖL. O’NUNLA YENİDEN DOĞ VE O’NDAN MUHAMMED (S.A.V.) DOĞAR. MUHAMMED (S.A.V.)’İN ANLAMI ALLAH’IN CEMÂLİ VE NÛRUDUR. BU CEMÂLİ VE NÛRU AL. NEFSİNİ ALLAH’A TESLİM ET. ALLAH’TA YENİDEN DOĞ VE GÖREVİNİ O’NDA TAMAMLA.
 
Hac budur. İç (Bâtınî) farz budur. Eğer bunu tamamlar ve bu halde ölürsek o zaman haccımızı yapmış oluruz. Başka türlü Mekke ve Medine’ye sadece turist gibi gitmiş oluruz. Hıristiyanlar Roma’ya turist olarak giderler. Diğer dînlere âit çeşitli ibâdet yerleri vardır ve kişiler buralara turist olarak giderler. Hacca “hacı” unvanını almak için gidilmez. Bu farzı yerine getirdiğinde senin için başka farz kalmaz. Hayatında bir kere haccını yapmak zorundasın. Ölmeden önce ölmelisin, dünyada bir ölü gibi olmalısın. Hac budur. Doğru yol budur.
 
AYNI ŞEKİLDE ALLAH’A İBÂDETLERİMİZDE, DUÂLARIMIZDA, NAMAZLARIMIZDA, SEVDİĞİMİZ HER ŞEYDE KÂLBİMİZİN TEMİZLİĞİNE, SAFLIĞINA GÖRE FAYDA ELDE EDERİZ. İRFANIMIZIN AÇIKLIĞINA GÖRE FAYDALANIRIZ. SIFATLARIMIZA UYGUN OLAN HUZURU ALIRIZ. BİZDEKİ HER ŞEYİ ANLAMAMIZ GEREKİR. BU HÂLİ ANLAMADIKÇA HANGİ ÜLKEYE YA DA YERE GİDERSEK GİDELİM BİR ŞEY FARK ETMEZ. İHTİYACIMIZ OLAN ŞEYLER DEĞİŞİK YERLERDEN KEPÇEYİ DALDIRIP ALABİLECEĞİMİZ ŞEYLER DEĞİLDİR. ZORLUĞA DAYANMAMIZ GEREKİR. ZORLUKLAR, ÇİLELER ÇEKİLMELİ, KÂLBİMİZİ AÇMALI VE BAKMALIYIZ.
 
İnsan, imân ve İslâm’daki görevlerini anlamalıdır. Bugün kişilerin yaptıkları hac sadece turistik bir gezidir. İnsanlar LEBBEYK.. LEBBEYK” diyerek evlerinden ayrılırlar. Hacca giderler ve altın, gümüş, yüzükler, kapkacak, radyo gibi eşyâlar alıp evlerine dönerler. Geri döndüklerinde haclarını yaptıklarını düşünürler. Artık istedikleri her şeyi yapabileceklerini düşünürler. AMA HAC HAYATTA SADECE BİR KERE YAPILIR! BUNU YAPTIĞINDA GERİYE BAŞKA YAPACAK NE KALIR Kİ? BUNUN YERİNE İNSANLAR EVLERİNE GERİ DÖNER VE CEHENNEM İÇİN DÂVETİYE ÇIKARIRLAR. DÜNYADA BUGÜN OLAN ŞEY BUDUR.
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZ BAŞKA BİR HAC YAPTI. RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZİN VE İNANANLARIN 1400 YIL ÖNCE YAPTIĞI HAC BİZİM ANLATTIĞIMIZ HACDIR. Ama bugünün haccı sanki Mekke ve Medine’ye turistik bir gezi gibi. Gerçek haccı anlamak ve tam olarak yapmak önemlidir.
 
BÜTÜN BU YERLER VE OLAYLARIN, HAC İBÂDETİNDE GERÇEK ANLAMLARI BELİRİR.
ŞÖYLEKİ;
EHRAMA BÜRÜNMEK: KENDİNİN SANDIĞIN, YEDİ SIFAT-I SÜBÛTÎNİN (HAYÂT, İLİM, İRÂDE, GÜÇ, KELÂM, GÖRÜŞ, İŞİTİŞ...) ZÂHİR VE BÂTINDA HAKK’IN OLDUĞUNU İDRÂK EDİP ZEVKİNE VARMAKTIR.
MERVE VE SAFA ARASINDA SA’Y ETMEK: MERVE OLAN KENDİ BENLİĞİNDEN SOYUNARAK, SAFA OLAN HAKK’IN VARLIĞINA DÖNÜŞTÜR.
ARAFAT’A ÇIKMAK: TEVHİDLE NEFSİNİN GERÇEĞİNE, GERÇEK HÜVİYETİNE ÂRİF OLMANDIR. “MEN AREFE NEFSE HÛ, FEKAD AREFE RABBE HÛ” SIRRINA EREREK, NEFİSLERİNİN GERÇEĞİ OLAN RABLARININ ÂRİFİ OLURLAR.
ARAFATA ÇIKAN BİR KULUN TEMİZLENİP TESLİM OLARAK, MUHAMMEDÎ NÛRUN TECELLÎSİNE LÂYIK VE HAZIR HÂLE GELMESİ ŞARTTIR.
ÇÜNKÜ ANCAK MUHAMMEDÎ NÛR İLE İRFANİYYETİN SIRRINA ERİŞİLİR.
MİNA’DA ŞEYTAN TAŞLAMAK: CEHÂLETTEN, ŞEYTANÎ SIFATLARDAN ARINMANIN GAYRETİDİR (İÇ CİHAT); ÇÜNKÜ ŞEYTAN BİR KİMSENİN CEHÂLETİDİR.
YİNE MİNA’DA KURBAN KESMEK: SEVGİLİYE LÂYIK OLARAK TEMİZLENEN CANI, SEVGİLİYE HEDİYE ETMEKTİR. YANİ SEVGİLİYE ÂİT OLANI, EMÂNET OLARAK SUNULDUĞU ANDAKİ TEMİZLİĞİ VE SAFFETİ İLE SEVGİLİYE ARZETMEKTİR.
ÇÜNKÜ HER DOĞAN, TERTEMİZ VE MÜSLÜMAN OLARAK DOĞAR.
CENÂB-I HAKK CÜMLEMİZE GERÇEK MÂNÂDA HACCETMEYİ VE HACCIN ŞÜKRÜNÜ EDÂ ETMEYİ NASÎB-İ MÜYESSER EYLESİN. ÂMÎN.
 
HAC NEDİR?
GAYRILIĞI KALDIRIR, CEHÂLETİ YOK EDER, BARIŞI, SÜKÛNETİ, HUZURU, BİRLİĞİ, SEVGİYİ, UYUMU VE ALLAH AŞKINI GETİRİR. DOĞRULUKTAN, HAKİKATTEN, NİMETTEN UZAKLAŞMADAN ALLAH’IN TEK OLDUĞUNU VE SADECE BİR TEK ÂİLENİN OLDUĞUNU, ONUN DA ALLAH’LA BİR OLMAK OLDUĞUNU KESİNLİKLE BİLMEK VE BU HÂLİ BULMAK HACDIR. HAC TEK BİR ÂİLE GİBİ, BİR HALK GİBİ BİRLİK İÇİNDE HAREKET ETMEK, TEK OLAN ALLAH’LA VE İBÂDETLE KENDİNİ O’NA ADAMAK, O’NA TESLİM OLMAK, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLEREK, O’NUN RAHMETİNE, ZENGİNLİĞİNE, VE HAZİNELERİNE HAYÂT VERMEK DEMEKTİR. ALLAH, HACCIN İMÂNA VE BU HAZİNELERE HAYÂT VERDİĞİNİ BUYURMUŞTUR. BU HACCIN HÂLİDİR. ŞÂNI BÜYÜK ALLAH BÖYLE DİYOR.
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMENİN HACCINI YAPMIŞTIR.
 
HAC, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEKTİR. HACCIN ANLAMI BUDUR. SENDEKİ SENLİK VEHMİ ÖLÜR, İYİ SIFATLARIN HAYÂT BULUR, BUNLARI ALLAH’A GETİRİR VE O’NDA BİRLEŞTİRİRSİN. HAC BİRLİĞE, SEVGİYE, UYUMA, BARIŞA, BİR ÂİLEYE, BİR HALKA, BİR İBÂDETE VE TEK OLAN ALLAH’A GİTMEKTİR. ALLAH’LA BERABER OLMAK DEMEKTİR. HAC İMÂN VE İSLÂM’IN BEŞİNCİ ŞARTIDIR. HAC BUDUR.
 
BU HÂLDEYKEN RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZ ŞU SÖZLERİ SÖYLEDİLER:
“HERHANGİ BİR DÎNE, SINIFA VEYA IRKA ÂİD OLABİLİRSİNİZ. HERHANGİ BİR GRUBA DÂHİL OLABİLİRSİNİZ. BUNLARIN HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR. HÂLİNİZ BİRLİK VE SEVGİ OLMALIDIR. BİRLİĞİN, UYUMUN, MERHAMETİN, SEVGİNİN, SABRIN VE HUZURUN HAZİNELERİYLE YAŞAMALISINIZ. BU ALLAH’IN SÖYLEDİKLERİDİR. BEN BİR İNSANIM, SİZ DE İNSANSINIZ. BANA YARIN NE OLACAĞINI SADECE ALLAH BİLİR. SİZİN YAPTIĞINIZ ŞEYLERİ BEN DE YAPMAK İSTERİM. İYİLİK YAPARSANIZ BEN DE SİZE KATILMAYA HAZIRIM. AMA KÖTÜLÜK YAPTIĞINIZDA SİZDEN UZAKLAŞIRIM. BUNDA SİZE KATILAMAM. AMA BİRLİĞİNİZE, UYUMUNUZA VE İYİ SIFATLARINIZA KATILIRIM. BİZLERİ, BİRLİK İÇİNDE BİR ARAYA GETİREN; ALLAH’IN SIFATLARIDIR. ŞEYTANIN SIFATLARINDAN OLAN “BEN” VE “SEN”E, BENİM VE SENİNE, BENİM MALLARIM VE SENİN MALLARINA, BENİM EVİM VE SENİN EVİNE, BENİM SINIFIM VE SENİN SINIFINA, BENİM DİLİM VE SENİN DİLİNE KATILAMAM. ALLAH’IN KELİMELERİNDE, O’NUN BİRLİĞİNDE, MERHAMETİNDE, SABRINDA, SEVGİSİNDE, HUZURUNDA VE O’NUN TÜM SIFATLARINDA SİZİNLE BİRLİKTE OLURUM. BUNLARDA SİZİNLE BERABER OLURUM. HEPİMİZ BUNLARDA BİRLEŞİP, BUNLARI PAYLAŞMALIYIZ. KALBLERİMİZ BU SIFATLARDA BERABER OLMALIDIR.
 
BU HÂL BİZİM İÇİN EN ÜSTÜN HÂLDİR. HER BİRİMİZİN ANLAYIŞLI OLMASI VE BUNA GÖRE HAREKET ETMESİ GEREKİR. SİZİN DERDİNİZ BENİM DERDİM, BENİM DERDİM SİZİN DERDİNİZ. SİZİN AÇLIĞINIZ BENİM AÇLIĞIM, BENİM AÇLIĞIM SİZİN AÇLIĞINIZDIR. SİZİN ACINIZ BENİM ACIM, BENİM ACIM SİZİN ACINIZDIR. SİZİN DUÂNIZ BENİM DUÂM, BENİM DUÂM SİZİN DUÂNIZDIR. SİZE OLAN BİR ŞEY BANA OLMUŞ GİBİDİR. BU HÂLİ BİRLİKTE SAĞLAM OLARAK KURMAMIZ GEREKİR. ALLAH BU BİRLİK İÇİNDE YAŞAYANLARI KABUL EDER. BU SEVGİDİR, BU BİRLİKTİR, BU DUÂDIR, BU İBÂDETTİR. BUNLAR ALLAH’IN SEVDİĞİ VE KABUL ETTİĞİ NİTELİKLERDİR. BU DÜNYADAKİ VAKTİM SONA ERMEK ÜZERE, ALLAH’IN EMRETTİĞİ İŞLERİ VE SÖZLERİNİ TAMAMLADIM. BENDEN SONRA BUNLARI TAMAMLAYACAK OLAN SİZLERSİNİZ. BU BİRLİĞİ YETİŞTİRMELİ, BÜYÜTMELİSİNİZ.”
 
KÂBE MERKEZDİR. İBRAHİM (A.S.) VE O’NDAN ÖNCE VE SONRA GELEN PEYGAMBERLER YOLUYLA ALLAH BURASINI KAYNAK VE SEBEP, KALBLERİ DE ETKİ OLARAK VAHYETTİ. KALBİN EVİ İBÂDET YERİDİR. BURASI KÂBE’DİR, DUÂ İÇİN EN ÖNEMLİ YERDİR. KÂBE BİRLİĞİN VE SEVGİNİN SEMBOLÜDÜR. BİZLER BU YERDE ALLAH AŞKINI ALMALIYIZ. HAC BUDUR, BEŞİNCİ ŞART. BUNU DÜŞÜNÜN.
 
BİRLİK HACDIR - SEVGİ HACDIR, ALLAH’IN SIFATLARI VE İŞLERİ HACDIR. O’NUN İRFANI HACDIR. SABIR, ŞÜKÜR, TESLİMİYET VE İMÂN HACDIR. KALBİ HACCA GİDEN MÜ’MİNİN AZIĞIDIR BU İLÂHİ VASIFLAR. BARIŞ VE İRFAN GETİRMEK HACDIR. ÂHİRETİ KENDİNDE GÖRMEK, ALLAH’IN TÜM SIFATLARININ FARKINA VARMAK HACDIR. BİRLİK VE AŞK HACDIR.
 
KALBİ BU AŞK İLE BİRLİK İLE DOLU OLAN KİMSEYE ALLAH CEVAP VERİR. KALBİ BU HÂLE ULAŞAN KİMSE ALLAH’IN KATINDA MAKBULDÜR. O’NUN RAHMETİNDEN VE NURUNDAN BİR SEDÂ GELİR: “SENİ KABUL ETTİM” DİYE. O ZAMAN BU ÂLEM İLÂHİ BİR ÂLEM HÂLİNE GELİR. İLÂHİ ÂLEMİN ZENGİNLİĞİ DAHA BU DÜNYADAYKEN ONLARA EKSİKSİZ OLARAK VERİLİR. BU HÂL GELDİĞİNDE HAC GERÇEKLEŞİR. HEPİMİZ BUNU DÜŞÜNMELİYİZ, DÜŞÜNÜYOR MUYUZ?”
 
BUNLAR RESÛLULLAH (S.A.V.)’IN BU DÜNYADAN AYRILMADAN ÖNCE SÖYLEDİĞİ SON SÖZLERİNDEN BAZILARIDIR. HADÎSLERDEN ANLADIĞIMIZ KADARIYLA BUNLARI İFÂDE ETMİŞTİR. ŞU ANDA DA TEKRAREN BUYURMAKTADIR. RESÛLULLAH (S.A.V.) SON HACCINI YAPTIĞINDA BAZI ŞEYLERİ AÇIĞA VURMUŞTUR.
 
“BUGÜN HACCI KUTLAMA GÜNÜDÜR. RESÛLULLAH (S.A.V.)’IN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ BEŞİNCİ ŞARTIN GÜNÜ BUGÜNDÜR. BUGÜN HACCIN BAYRAMIDIR, TÜM DERTLERİMİZİN VE ACILARIMIZIN KAYBOLDUĞU GÜNDÜR. BİRLİK İÇİNDE, MUTLU, HUZURLU, SEVGİ İLE MERHAMETLE VE GÜVEN İÇİNDE YAŞAYALIM İNŞAALLAH. BİRBİRİMİZE SEVGİMİZ OLMALIDIR. SEVGİ İÇİNDE BİRLİĞE KATILALIM. BUGÜN MUTLULUK İÇİNDE BİR ARAYA GELDİĞİMİZ GÜNDÜR. YAŞADIĞIMIZ TÜM FARKLILIKLARI, MÜNÂKAŞALARI VE DERTLERİ UNUTUP MUTLULUĞUMUZU KUTLAYALIM.”
 
RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZ BU SÖZLERİ SÖYLEDİKTEN SONRA, DAHA ÖNCE CEHÂLET İÇİNDE OLANLAR İMÂNA GELDİLER VE BARIŞI, BİRLİĞİ, SEVGİYİ VE MERHAMETİ KUCAKLADILAR. MEKKE İSLÂM’DA “BİR” OLDU.
 
BU KABUL ETMEK ZAMANIYDI, HAC ZAMANIYDI, NİMET DOLU BİR ZAMANDI. BUNUN İÇİN HAC DENİLMİŞTİR. BU HACCIN BAYRAMIYDI. BİRLİK OLUP ALLAH’A YÖNELMELERİ İBÂDETTİ. HERKES BU İYİ HÂLDE SEVGİYLE BİR ARAYA GELİNCE, BİRBİRİNİ KALBTEN KUCAKLAYINCA, DERTLERİNİ, SORUNLARINI VE FARKLILIKLARINI SİLİP ATINCA, BİRBİRLERİNE SARILIP, YÜZYÜZE BAKINCA, SELÂM VERİNCE BU HAC OLDU. O GÜN DERTLERİN, FARKLILIKLARIN VE ACILARIN SONA ERDİĞİ, YARALARIN SARILDIĞI, KIRGINLIKLARIN UNUTULDUĞU BİR GÜNDÜ. KÖTÜLÜK, DÜŞMANLIK VE ZULÜM ORTADAN KAYBOLDU. O GÜN NEŞ’E VE ZEVK GÜNÜYDÜ.
 
BEŞİNCİ ŞART OLAN HAC GÜNÜNDE YAŞADIĞIMIZ TÜM DERTLER, CEHÂLET, ACILAR, DÜNYALARIN FARKLILIĞI, “BEN” VE “SEN” YOK EDİLDİ. O GÜN HERKESİN BİR ARAYA GELDİĞİ BARIŞ GÜNÜYDÜ. BU HACCIN BAYRAMIDIR. BU BİRLİK VE SEVGİ BAYRAMIDIR. KALBİNİZİ AŞKLA O’NA AÇIP ŞÜKRETMENİZDİR, DUÂ GÜNÜDÜR. BU HACCIN BAYRAMIDIR.
 
Mekke’ye gittin, Kâbe’yi tavaf ettin, orada ibâdet ettin diye Allah sana cennet mi verecek? Hayır. Bunu düşün.
Mekke’de yaşayan bütün develer, kediler, köpekler orada doğan Ebu Cehil ve oğlu İkrima, çocukları cennete mi ulaştı? Her şeyin bir iç ve bir de dış anlamı vardır. Dış bedendir, iç kalptir. Daha iç ise, özdür (Zât). Orada çok fazla basamak bulunur. Bunun içinde imân vardır. Onun içinde Nûru Muhammedî bulunur. Onun içinde bu nurun sıfatları, onun da içinde Nûru Muhammedînin parlak irfanı bulunur. Bu irfanda Allah’ın hitâbı duyulur. O’nun rahmeti buradan yayılır. Âhiret günü buradan anlaşılır. Bu hâle ulaşmadan ölürsek kâfir olarak ölürüz. Bu halde ölürsek o zaman imân ve İslâm’da ölmüş oluruz. 73 grup vardır.
Bu en son hâle ulaşan kimse mümin, hakiki insan olarak ölmeden önce ölür. Ulaşamayanlar ise kâfir olarak ölür. Ölmeden önce bunun farkına varmalıyız. Bunu düşünmeliyiz.
 
Buna göre kardeşim, sen daha gençsin. Başkaları hacca gidiyor, eğer sen de gitmek istiyorsan git ve gel. Seni durduramam. Ama söylediklerimi anlamalısın. Oldu mu?
ESSELÂMU ALEYKÜM VE RAHMETULLAH VE BEREKATÜLLAHÛ.
ALLAH’IN RAHMETİ, BEREKETİ VE SELÂMI ÜZERİNİZE OLSUN.
11 Eylül 1980
 
HAKİKAT; KULLUKTAKİ SIRDADIR. YANİ, BİLMENİN ÖTESİNDE, BİLMEMENİN (ADEMİN) VARDIĞI BİLMEK, DAHASI, ASLINDAN GAYRİ HERŞEYİN YANIP, KÜL KÜL SAVRULARAK O’NDAN AYRI TÜM ZANLARIN KIYÂMETİNİN KOPUŞUDUR.
 
ALLAH’IN ÂLEMİNE GÖTÜRECEK YOL İSE KULLUK YOLUDUR. ALLAH’A ULAŞMAK İÇİN KENDİ YOLUNUZU KENDİNİZ AÇMALISINIZ. VE YİNE, ALLAH’A ULAŞMAK İÇİN, KENDİ YOLUNUZDA KENDİNİZ İLERLEMELİ, BU ÇOK İNCE VE HASSAS YOLDA YÜCE ALLAH’IN YARDIMLARINI CELBEDECEK SEVGİ, DUYGU VE DÜŞÜNCELERLE, KARARLILIKLA YOLUNUZA DEVAM ETMELİSİNİZ. İRFAN DUYGUNUZLA YOLU AÇMALI, GERÇEK İMÂNIN AYAKLARI İLE YÜRÜMELİ VE AŞKIN KANATLARI İLE UÇARAK YÜCELMELİSİNİZ. HER BASAMAĞI TIRMANDIĞINIZDA DÖRT BASAMAK AŞAĞI KAYMA İHTİMALİNİZ VARDIR. ANCAK, AŞK, İNANÇ VE KARARLILIK ÂSÂSINA TUTUNUP, İMÂN KILICINI KUŞANIRSANIZ, YÜCE ALLAH’IN YARDIMI İLE VÛSLATA EREBİLİRSİNİZ!
 
İLERİ GİTMEK HER ŞEYİN ÖTESİNE GEÇMEK ÇOK ZORDUR. ORADA NE IRK, NE DÎN, NE KİBİR, NE DE NEFS MEVCUTTUR. ORADA VÛSLAT (KUCAKLAŞMA) KENDİNDEN KENDİNEDİR.BU YOL SİZE GERÇEK ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜ VERECEK OLAN VE HATÂLARDAN ARINMIŞ BİR YOLDUR, AMA BU YOLDA SEYÂHAT ETMEK, SAHİP OLUNAN HER ŞEYİ GERİDE BIRAKMAK DEMEKTİR. ŞEHİRDEKİ ANA YOLLARDAN İLERLERKEN KARINIZI, AKRABÂLARINIZI, PARANIZI, DÎNİNİZİ VE DAHA PEK ÇOK ŞEYİ YARDIMA ÇAĞIRABİLİRSİNİZ AMA, ALLAH’A GİTMEK İSTİYORSANIZ TÜM BU SAYDIKLARIMI TERK ETMELİSİNİZ. SADECE YÜKSÜZ VE ÖZGÜR SEYÂHAT ETTİĞİNİZDE KAVUŞABİLİRSİNİZ. BUNU YAPAN KİMSEYİ MİLYON KİŞİDE BİR BELKİ BULURSUNUZ. 
 
İŞTE PEYGAMBERLER, MELEKLER ALLAH’IN SAF KULLARI, NÛRLARI, EVLİYÂLARI VE KUTUPLAR İNSANOĞLUNA BU YOLU GÖSTERMEK İÇİN GELMİŞLERDİR. ONLAR BU DÜNYAYA İŞ YAPMAK, MESLEK EDİNMEK İÇİN GELMEMİŞTİR, BUNU İYİCE ANLAMALISINIZ.
BIRAKIN BU SÖYLEDİKLERİMİ ANLAYANLAR HER ŞEYDEN KAÇIP ALLAH’A GİDEN YOLLARINA DEVAM ETSİNLER, KAVGA ETMEK İSTEYENLER İSE KAVGALARINA DEVAM ETSİNLER, KİŞİLER HAYVANLAR GİBİ BİRBİRLERİNİ YESİNLER, MAYMUNLAR GİBİ BİRBİRLERİNE GÜLÜP, SOLUCAN GİBİ TOPRAK YESİNLER. AMA SİZ SADECE ŞUNU SÖYLEYİN;“GÜZEL ALLAH’IM, YAPTIĞIN HER ŞEY YERLİ YERİNCEDİR. BU HAYVANLAR ÂLEMİNDE HAYVANLARIN BİRBİRLERİNİ BOĞAZLADIKLARINI GÖRDÜM. DÜNYA DÜNYAYI YİYOR. BENİM İSE DERDİM YOK. YAKAMI KURTARDIĞIM DÜNYA, SANA TEŞEKKÜR EDERİM. BURADAKİ VE TÜM ÂLEMLERDEKİ YOLCULUĞUMU BİTİRDİM VE SIRRINLA SANA GELİYORUM ALLAH’IM.”
 
 ALLAH HER NÛRA (RUHA), DÜŞTÜĞÜ YERDE DERİNDEN NAZAR ETMİŞTİR. BU NURLARDAN VARLIKLARI YARATMIŞTIR. BUNUN ÜZERİNE YARATILMIŞ BÜTÜN VARLIKLAR KALKARAK ALLAH’A ŞÜKÜR VE HAMD ETMİŞLERDİR. VE ALLAH O KUTBUNA TEKRAR NAZAR ETTİĞİNDE İLÂHİ İRFAN ANLAMINA GELEN KUTUP ALLAH’A DÖNEREK ŞÖYLE SÖYLEMİŞTİR:
“HERŞEY SANA ŞÜKÜR VE HAMD EDİYOR, HER ŞEY SANA TAPIYOR. TOPRAK, SU, ATEŞ, HAVA UNSURLARINDA TECELLİ EDEN TÜM VARLIKLAR SENİ TESBİH EDİYOR. BÜTÜN YAŞAMLAR SENİ ARIYOR. HEPSİ SANA MUHTAÇ. EĞER SEN OLMASAYDIN, ONLARDA OLMAZDI. O HALDE MERHAMETİNİ ONLARDAN ESİRGEME.”
 
TOPRAK, SU, ATEŞ, HAVA BU UNSURLARLA ÖRTÜLÜ HAYVANÎ VE BEŞERÎ ÂLEMLERLE, MELEKÛT VE CEBERRÛT ÂLEMLERİNDE RUH, TECELLİ VE TASARRUF HÂLİNDEDİR. LÂHUT ÂLEMİNDE İSE, ASILLARININ ASLI İLE VÛSLATTADIRLAR!
 
ŞÖYLE DİYORDU: “HAKK’IN SIFATLARI İLE AMEL ETMEK; İSLÂM BUDUR. HAKÎKİ SEVGİYLE KUCAKLAMAK. YORGUN KALBLERİ, YARALANMIŞLARI KUCAKLAMAK VE ONLARA SEVGİNİN SÜTÜNÜ VERMEK, ONLARI TEKER TEKER, KALB KALBE KUCAKLAMAK: TEVHİDLE; İSLÂM BUDUR. SÂFİYETİ BULMUŞ OLANLAR İSLÂMIN BU OLDUĞUNU KABUL EDERLER. BUNU ANLARSANIZ İYİ OLUR.
... EĞER BİRİNİN SADECE ELİNİ KESERSENİZ, ÖTEKİ ELİYLE ÇALAR! KESİLMESİ GEREKEN, KİŞİNİN KALBİNDEKİ ÇALMA ARZUSUDUR. İSLÂMIN, GERÇEK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN AMACI, AŞAĞILIK, HAYVANÎ, BETERÎ KARANLIK DUYGU VE DÜŞÜNCELERDEN ARINMAK, SAFLAŞMAK, BERRAKLAŞMAK, EMİN KULLAR OLARAK MADDÎ VE MÂNEVÎ BİLGİLERİ EDİNİP EMÂNETLERİ YÜKLENEREK, İNSANLIĞIN SAADET, HUZUR VE SELÂMETİ İÇİN ÇALIŞMAK, DURMADAN ÇALIŞMAK... İBÂDETLERİN ESASIDIR !
YÜCE ALLAH YARDIMCIMIZ OLSUN!
 
KALBLERE VEHMEYLEME DE, VAHY EYLE ALLAHIM !
                                         ÂMÎN
 
MUHAMMED BABA MUHYİDDÎN HAZRETLERİ
TECELLİLER VE TEKÂMÜL ARALIKSIZ DEVAM ETMEKTEDİR. YÜCE ALLAH SONSUZ MERHAMETİ İLE DÂİMA KULLARINA YARDIMCI OLARAK, O TEK VE EŞSİZ NÛR KAYNAĞINDAN İHSANDA BULUNARAK KEMÂLE, ÖLÜMSÜZLÜĞE ERİŞMENİN YOLLARINI ÖĞÜTLER. NİTEKİM, HAYAT PINARININ KAYNAĞINDAN TÜM İNSANLIK ÂLEMİNE SESLENDİRİR NESİL NESİL:
“BİR AVUÇ TOPRAK İDİM, ÖLDÜM, NEBÂTAT ÂLEMİNE GİRDİM, NEBÂTAT’TAN ÖLDÜM, HAYVANAT ÂLEMİNE GİRDİM. DAHA SONRA HAYVANAT’TAN ÖLEREK İNSANLIK ÂLEMİNDE BELİRDİM. ÖYLE İSE, ÖLÜMDEN KORKMAK NİYE?.. HİÇBİR SEFER DAHA KÖTÜYE DÖNÜŞTÜĞÜM, YA DA DAHA ALÇALDIĞIM OLMADI. GÜN GELECEK İNSANLIKTAN DA ÖLÜP, IŞIK OLUP, RÜYÂLARIN MELEĞİ OLACAĞIM. FAKAT YOLUM DEVAM EDECEK; HİÇ KİMSENİN GÖRÜP DUYMADIĞI BİR TECELLİYE BÜRÜNECEĞİM VE YÜCELER YÜCESİ “ALLAH”TAN BAŞKA HER ŞEY KAYBOLACAK. VE BÖYLECE GERÇEK, EŞSİZ, BENZERSİZ, TEK “BEN”İN EZELÎ VE EBEDÎ PARLAYAN HAKİKATİ TECELLİ EDECEK!”
ARTIK TECELLİ EDEN NEDİR VE NE HALDİR?!
HİÇ DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ?
 
EY.. CAN İÇRE CÂNÂNIMIZ, YÜCE ALLAH’IMIZ,
EY.. YARATILMIŞ TÜM ZERREDE
HAYY OLAN, HAYAT OLAN EŞSİZ SEVGİLİMİZ,
EY.. ESİRGEYİCİ, BAĞIŞLAYICI,
EY.. AFFEDİCİ, AFFETMEYİ ÇOK SEVEN RABBİMİZ,
CEHÂLETİMİZİ, HADLERİ AŞIŞLARIMIZI, EDEPSİZLİKLERİMİZİ,
BAĞIŞLA DA;
BAHŞEDECEĞİN HİDÂYETİNLE, ÂLEMLERDEKİLERE, ÂLEMLERE REHBER OLARAK SUNDUĞUN, RAHMET KAYNAĞI, İLÂHİ GÜNEŞİ, İLÂHİ REHBERİ GÖRÜR OLALIM VE YÜZLERİMİZİ O’NA ÇEVİREREK;
DONLARDAN, PİSLİKLERDEN, CEHÂLETİMİZDEN ARINARAK;
O İSM’İ AZÂM DUÂSI İLE, GÜZELİM İSMİNİ ANARAK, TABUTLARIMIZDAN DOĞRULARAK, HAYAT BULALIM, KUL OLALIM DA; YÜCE HUZURUNDA, İLÂHİ RIZÂNA VE EMİRLERİNE YARAŞIR İBÂDET VE HİZMETLERE YÖNELELİM!
 
EY.. TÜM VARLIĞIN, TÜM GÜZELLİKLERİN, HÜNERLERİN,
TECELLİLERİN YEGÂNE KAYNAĞI ALLAH’IMIZ,
LÜTFEN DUÂLARIMIZI DUY,
VE YÜCE ŞÂNINA YARAŞIR İHSANLARINI ÜZERİMİZE İNDİR
VE DÂİM EYLE!..
YÂ ERHAMERRAHİMİMİZ, EFENDİMİZ, BİRİCİK GÜZEL SULTANIMIZ!
 
ÂMÎN…
  Trio Yazılım