Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Kıssadan Hisseler » Okçu Çang
Okçu Çang

 

EY ÂDEM EVLÂDLARI,
 
AŞK, O DEMDE BELÂ GİBİ GÖRÜLSE DE HOŞTUR!
BU ŞARAP, BENLİĞİN-SENLİĞİN KIYÂMETİ İSE DE HOŞTUR!
AŞK’LA KUCAKLAŞMAK GÜÇ BİR İŞTİR AMMA,
SENİN GİBİ BİR GÜZELE SARILIP ÖLMEK İSE,
HOŞLUK İÇİNDE HOŞLUKTUR!
 
EY SEVGİLİ,
GAM, SENİN LÛTFUNLA OLURSA NEŞELENİR.
ÖMÜR, SENİN BAKIŞINLA EBEDÎLEŞİR!
 
HATIRLAYIŞ SEVGİLİ OLSUN,
UMUTSUZLUĞA DEĞİL, UMUDA KOŞALIM…
NEFSİN BİZE NELER ETTİĞİNİ,
BAŞKALARINA DEĞİL, KENDİMİZE SORALIM…
 
BÜYÜK USTA, BİZİMLE BERABER DÂİMA,
FEYİZ CEVHERİ, UMULMADIK YERLERDE YEŞERİR, BÜYÜR…
YAŞAMAK BAŞTANBAŞA, HEP ZAHMET VE MİHNET OLSA DA,
O ALIR KATLANANI GÖTÜRÜR DOST’UN DİYÂRINA…
 
HZ. MEVLÂNA
 
Evvel zaman içinde Çin’de, Çang adında bir adam vardı. Çang dünyanın en iyi okçusu olmak istiyordu. Ona Fe diye bir ustadan bahsettiler; ne var ki, Usta, çok uzaklarda bir diyârda oturuyordu. Çang, uzun yolculuk meşakkatlerinden sonra Fe’yi buldu. Usta, Çang’a evvela gözlerini hiç kırpmadan uzun zaman durmak gerektiğini söyledi.
 
İLİM ÇİN’DE DE OLSA GİDİP ALINIZ.
 
HZ. MUHAMMED (S.A.V.)
 
Çang, ilk zamanlar eşinin dokuma tezgâhı altına uzanarak gözünden birkaç milimetre ötede işleyip duran mekiklere rağmen hiç irkilmemeyi öğrendi. İki yıl sonra göz kaslarına öylesine hâkim olmuştu ki, günün birinde küçük bir örümcek kirpikleri arasına ağ kurdu.
 
Çang, bunun üzerine piştiğine hükmederek artık Usta’sının yanına gitmeye karar verdi. Fe, çırağına aferin bile demedi. “Bu, daha işin başlangıcı” dedi ve ondan eşyâya bakmasını öğrenmesini istedi: “Çok büyük olan bir şey sana küçük, çok küçük olan bir şey büyük görünmeye başladığı zaman yine gel” öğüdünü verdi.
 
Çang evine döndü. Gözle zor fark edilen bir böcek bulup, onu bir ot parçasının ucuna koyarak uzaktaki pencerenin kenarına yerleştirdi. Tam üç yıl boyunca ona baktı ve günün birinde o küçücük böceği bir at boyundaymış gibi görebildiğini fark etti. Hemen Ustasının yanına koştu. Usta, Çang’ın azmine şaştı ve “Aferin” dedi. Artık çok uzaklardaki hedefleri bile istediği yerinden vurabiliyordu. Ustasının huzurunda, yay çektiği koluna su dolu bir bardak yerleştirmek üzere yüz tane ok fırlattığında, kendisine doğru uzanan, oklardan yapılmış bir ip hâsıl oldu. Ustası yine “Aferin” dedi.
 
Çang artık çok iyiydi ama en iyi değildi. Yeniden Fe’nin yanına yollandı ve onu uzaklardan gördüğünde yayına bir ok koyarak fırlattı. Ustası durumu fark edip mukabil bir okla okunu havada ikiye böldü. Sadaktaki bütün okları bitirinceye kadar ok attılar ama yenişemediler. Neticede birbirlerini kucakladılar. Fe öğrencisine çok uzaklarda Kaf Dağının doruğunda yaşayan Ying Usta’ya gitmesini söyledi. Ancak Ondan ders alabilirse dünyanın en iyi okçusu olacaktı.
 
Çang hemen yola koyuldu. Aylarca yol yürüdü. Kaf Dağının tepesine tırmanabilmek için ayaklarını kan içinde bıraktı; binlerce zahmetler çekti. Neticede Ying Usta’yı buldu. Ying Usta, çok yaşlı, kamburu çıkmış, tatlı bakışlı bir ihtiyardı. Ona durumunu anlattı ve ne kadar başarılı olduğunu göstermek için çok yükseklerden uçmakta olan göçmen kuşlar sürüsüne ok fırlatarak beş tanesini yere düşürdü. Ying Usta, “Demek sen hâlâ oksuz yaysız isâbet ettirmesini öğrenemedin” dedi. Görünmeyen okunu bir akbabaya fırlattı; akbaba hemen taş gibi yere düştü.
 
Çang kendisinde neyin eksik kaldığını anlamıştı. Ying Usta’nın yanında dokuz yıl kaldı; fakat orada neler öğrendiğini kimse bilemedi. Dokuz yıl sonra dağdan indiğinde eski saldırganlığından, iddialı hallerinden ve heybetinden eser kalmamıştı. Eski ustası Fe, onu görünce “Tamam” dedi, “Artık ben bile senin eline ustalıkta su dökemem”
 
Evine dönen Çang’ı ondan sonraki yıllarda hiç kimse elinde ok ve yay ile görmedi. Yalnızlıktan hoşlanan, evinden çıkmayan, konuşmaktan haz etmeyen sakin bir ihtiyardı artık. Kırk yıl böyle yaşadı. Kendisine niçin ok ve yaya hiç el sürmediğini soranlara şöyle cevap veriyordu: “Hareketin en yüksek kertesi hareketsizliktir. Belâgatın en yüksek kertesi hiç konuşmamaktır. Ok atmadaki en yüksek ustalık derecesi ise hiç ok atmamaktır!”
 
Günün birinde eski bir arkadaşını ziyârete gitmiş ve konuşma esnâsında, dostuna masada duran şeyin ne olduğunu sormuştu. Ev sahibi önce işi şakaya vurdu, cevap vermek istemedi; ama soru üçüncü kere tekrarlanınca durumu anlattı: “Âh usta! Gerçekten de bütün çağların en büyüğüsün sen, bir yayın ne olduğunu, ne işe yaradığını bile unutmuşsun çünkü!”
 
Yine rivâyet ederler ki, bu hâdiseden sonra ressamlar fırçalarını kırdıkları gibi çöpe attılar; çalgıcılar sazlarının tellerini kopardılar; dülgerler âletlerini çalışırken görülmesin diye köşe bucak sakladılar.
 
  Trio Yazılım