Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Muhammed Baba Muhyiddîn Hazretleri » Kâlb Kâbesinin Süslenmesi
Kâlb Kâbesinin Süslenmesi

 

KALB KÂBESİNİN SÜSLENMESİ
 
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.
YÂ HÂLİKU, YÂ RAHMANU,
YÂ REZZAKU, YÂ MÜHEYMİNÜ,
BİZLERİ, ÇOCUKLARIMIZI KORU.
 
 Beni, kardeşlerimi, anamı, babamı ve herkesin bedenini bir avuç topraktan yarattın. Bizlere sûret verdin. Topraktan yarattığın tekrar toprağa dönecek. Yarattıkların bu topraktan yiyorlar ve bu toprak üzerinde büyüyorlar. En sonunda mezara bir avuç toprak olarak geri dönecekler. İnsanoğlunun bu dünyâda Senin yarattıklarından kabrine götürebileceği şey budur.
 
Bu bir avuç toprakta bir araya gelen ve ona bağlı olan kan ve su, beşer soyuna âittir. İnekler, keçiler, kuşlar ve balıklar gibi diğer varlıklar da aynı topraktan gelirler. Bu yüzden beşerle kan bağları vardır. Beşer için gıda, yiyecek olarak yaratılmışlardır. Bir yönden bunlar bedeni beslerler, güçlendirirler, ama başka bir yönden beşerle böyle bir kan bağları vardır, beşer sûreti ile böyle bir birliktelikleri vardır. Mahlûkatın beslenmesi böyledir.
 
Beşerin heva’i hevs’inin kaynağı, bu unsurlar âleminin ortaklığından kaynaklanır. Tümü gölgelik âlemlerdendir. Unsurlardan zuhûr eden tüm şeyler; beşer vehminin, aklının sahneleri ve beşerin rolünü oynadığı temsillerdir. Unsurlar örtüleri altında olanlar mahlûkat âleminin hayâlleridir. Bütün bunlar hayâl âlemlerinin cehennemidir. Unsurlar örtüleri altında (perdeler altında) herkes kendi yerini yapar. Buna göre mutlu da olabilir, sıkıntı, dert de çekebilir. Beşer belli bir ırka, bir dîne, bir gruba ya da hayvanlık âlemine veya şeytanlığa âid bir sûreti benimseyebilir. Beşer; başka mahlûkatı öldüren, onların etini yiyen bir sûreti alabilir. Önce beşer bir sûreti benimser, kabullenir, sonra da o sûreti besler. Ama işte benimseyip beslediği o sûret, sonra onu yer bitirir. İnsân İrfân Ehliyle birlikte, Allah’ın sıfatlarıyla tefekkür edecek olursa sadece gerçek insân olarak yaşayabileceğini fark eder. Kim olursa olsun bu şekilde düşünmeyenin durumu çok zor olur. Sonunun ne olacağını bile bilmez.
 
Hepİmİz bİr tek toplumuz, bİr soyuz, bİr dînİz, bİr gurubuz. Bir çok farklı dilleri konuşuyor olabiliriz, ama bebekler gibi dünyâdaki tüm dilleri, kuş dilini, Doğu’nun, Batı’nın, Kuzey’in, Güney’in dilini konuşuruz. Bebekler doğar doğmaz bir ses çıkarır. Bu ses her dilde aynıdır. Bir bebek tüm dilleri ve dîninin gerçeğini bilir. Ama biz onları yetiştirirken, onlara öğretirken kendi öğrendiklerimizi onlara aşılarız. Onlara “ABC” demesini veya Arapça ya da başka bir dili konuşmasını öğretiriz. Onlara bu şeyleri aşılarız ve “Biz bu gruba veya şu gruba âitiz.” deriz. Çocuk bunları alırken, Allah’la olan önceki bağları kopmaya başlar. Önceden bildiği tevhid duygusu kaybolmaya, bozulmaya başlar. Önceden bildiği sevginin birliği duygusu bozulmaya başlar. “Ben” duygusu ve kan bağları gelişmeye başlar, “Sen benim akrabâmsın!” farklılığı ortaya çıkar. Bu şeyler onda gelişmeye başlar, günâh işlemeye, hatta adam öldürmeye sebep olur. Ayrılık ve kötülük doğar ve bu karanlık sıfatları güçlendirir.
 
Gözümün nurları Hz.Allah, Resûlullah (S.A.V.) Efendimize sayısız Hadîs verdi. Kur’ân’ın 6666 Âyetini gönderdi ve daha önceki Peygamberlerin hayâtlarını, ibret olarak anlattı. Herkesin bir baba ve bir anne vesîlesiyle bu mülk âleminde zâhiren tecelli ettiğini gösterdi. ALLAHÛ TEÂLÂ ŞÖYLE DEDİ: “HER ŞEYİN ESAS KAYNAĞI BENİM. BENİM BAŞLANGICIM VE SONUM YOKTUR. HEPİNİZİ VAREDEN YARADAN BENİM. SİZİN EMRİNİZE TÜM BU ŞEYLERİ VEREN BENİM. SİZE RIZIK VERDİM. BEDEN VERDİM. RUH VERDİM. GÖRDÜKLERİNİZ, HİSSETTİKLERİNİZ VE NİYETLERİNİZ BENİMLE SİZİN ARANIZDA OLAN BAĞDIR, ÇOCUKLARIYLA BABALARININ ARASINDAKİ BAĞ GİBİDİR. BU BAĞ, BU ÂLEM İLE RUHLAR ÂLEMİ ARASINDAKİ İLİŞKİDİR. SİZE BU BAĞLARIN NASIL OLDUĞUNU ÖĞRETMEK İÇİN TÜM BUNLARI YAPAN BENİM.”
“BUNU FARK EDİN. ANLAYIN. SİZ DEĞERSİZ VARLIKLAR DEĞİLSİNİZ. BUNU FARK EDİP ANLADIĞINIZ ZAMAN SEN VE BEN AYRILIĞI KALMAZ. SEN BENDE OLURSUN. BEN SENDE OLURUM. SEN BENDEN KONUŞABİLİRSİN, BEN DE SENDEN. İHTİYÂCINI BENDEN İSTEYEBİLİRSİN, BEN DE SENDEN. TÜM ÂLEMLER SENDE VE BENDE OLUR. BU ÂLEM, RUHLAR ÂLEMİ, HERŞEY BİZDEDİR. BUNU ANLA EY İNSANOĞLU. BÖLÜNMELER, FARKLILIKLAR YOKTUR, HERŞEY BİZDEDİR.”İnsanı yani sıfatlarını göstererek Allah kuluna bunları söyledi. Bunları anlamalısınız.
 
Allah dedi ki: “YÂ RESÛL, BU KUR’ÂN’I SİZDEN AYRI YAPMADIM. RUHLAR ÂLEMİNDE EVVELİN EVVELİNDE KENDİMİ SANA ZUHÛR ETTİĞİMDE, KUR’ÂN’IN HER HARFİNİ BİR NUR, HER BİRİNİ PARILDAYAN BİR HAYÂT OLARAK VAR ETTİM. BU HARFLER BU HAYÂTLA PARILDARLAR. TÜM BUNLARI NURU MUHAMMEDİ’NİN NURUYLA DAĞITTIM, YAYDIM. ÂDEM’İN VE TÜM PEYGAMBERLERİN ALNINA KOYDUĞUM NUR BUDUR. TÜM MELEKLERE SORDUM: “BU NURU KİM KABUL EDECEK?” HİÇ BİRİ KABUL ETMEDİ, BU NURU YÜKLENMEDİ. BU NUR DİĞER BÜTÜN NURLARIN TEVHİDİDİR.”
                                                  
BUNDAN SONRA İNSÂN GÖRÜNDÜ VE “BU NURU BEN YÜKLENİRİM” DEDİ. İNSÂN BUNU KABUL ETTİĞİ İÇİN UNSURLAR ARASINDA BİR BİRLİK KURDUM. TOPRAK, SU, HAVA, ATEŞ VE BOŞLUK BİRBİRLERİNE DÜŞMAN İDİLER. DÜNYÂNIN UNSURLARININ VASIFLARI BİRBİRİNE ZITTIR. NURU MUHAMMEDİ’NİN NURUYLA BU BEŞİNİ BİR ARAYA GETİRDİM. KULLARIMIN, O NUR VESÎLESİ İLE ARALARINDAKİ ZITLIKLAR KALKARAK HEPSİ BİR OLDULAR VE KELİME-İ TEVHİDİ (LÂ İLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESÛLULLAH) KABUL ETTİLER. BU KELİMENİN İÇERDİĞİ RAHMET VE MERHAMET O KADAR BÜYÜKTÜR Kİ! ONLARA KELİME-İ TEVHİDİ ZİKRETMEYİ VE SABRI ÖĞRETTİK. BU BEŞ UNSURLA İNSANIN SÛRETİNİ AÇIKLIKLA YARATTIM. BU AÇIKLIK İNSANIN YÜCELİĞİDİR. BU HAYÂT OLMAZSA NE DÜNYÂDA, NE DE RUHLAR ÂLEMİNDE HİÇ BİRŞEY VAROLMAZ. BU HAYÂT OLMADAN NE BİR SU DAMLASI, NE BİR YAPRAK, NE DE BİR MEVYE, YANİ HİÇBİR ŞEY VAROLMAZ. HEPSİNDE BU RAHMET NURU VARDIR. HEPSİNDE BU NURUN BİR ÇEKİRDEĞİ BULUNUR. HÜCRELER, ZERRELER, VİRÜSLER, HİÇBİR ŞEY BU NURUN ÇEKİRDEĞİ OLMADAN BÜYÜYEMEZ. İSTER SU OLSUN, İSTER ATEŞ, İSTER HAREKET EDEBİLEN ŞEYLER OLSUN, İSTER KAYALAR GİBİ HAREKETSİZ ŞEYLER OLSUN, HER ŞEY KENDİNDE BULUNAN BU HAYÂT SAYESİNDE YETİŞİR.”
 
“KUR’ÂN, KULLARIN O NUR VESÎLESİYLE BUNLARLA ARALARINDAKİ İLİŞKİ VE ALÂKALARIN ESAS YAZGISI, DEĞİŞMEYEN ANAYASASIDIR. KUR’ÂN’I İNSANLA KORUDUM. HER ŞEYİ İNSANDA KORUDUM. NURLA O SÛRETİ KORUDUM VE O NURU HER YERE DAĞITTIM. HER ŞEYİN GERÇEĞİ İNSANIN ÖZÜNDE VARDIR. İNSAN O KADAR KIYMETLİ BİR VARLIKTIR Kİ ONSEKİZBİN ÂLEM, BU DÜNYÂ VE RUHLAR ÂLEMİ, HERŞEY ONDA VAR OLUR. ALLAH’IN RAHMETİ VE ZENGİNLİĞİ ONDADIR. ALLAH’IN NİMETLERİ ONDADIR. ÜÇLÜ AŞK ATEŞİ (HAK®NUR®KUTB) ONDADIR. ÜÇ ÂLEMİN ZENGİNLİĞİ ONDADIR. HERKESİN, HER İNSANIN GERÇEK İNSAN OLMA İMKÂNI YA DA BİR HAYVAN, BİR ŞEYTAN OLMA İMKÂNI VARDIR.
 
BU HÂLİ ANLAYAN VE YAŞAYAN KİMSE KÂBE’NİN KENDİ KALBİ OLDUĞUNU BİLİR. BEDENİ BU DÜNYÂNIN SÛRETİDİR. BU DÜNYÂYA İÇİNDEN FÂTİHA SÛRESİ İLE BAKTIĞINDA KALBİNİN KÂBE OLDUĞUNU GÖRÜR. BU KALB MÜMİNİN ARŞIDIR. BURASI CENNETTİR, İBÂDET YERİDİR, GÜNEŞ, AY VE BÜTÜN YILDIZLAR ORADA PARLAR.”
 
ALLAH, RESÛLULLUH (S.A.V.) EFENDİMİZE DEDİ Kİ: “YÂ MUHAMMED DAHA DÜNYÂDA İKEN BUNU ANLAYANIN, YAŞAYANIN KÂBE’SİNİ SÜSLERİM, BİR GELİN GİBİ KALBİNİ SÜSLERİM. ORAYI TAMAMEN SÜSLERİM, BANA ÂŞIKLARI, İBÂDET VE DUÂ EDENLERİ ORADA BİR ARAYA GETİRİRİM. GÜZELLİKLERİ VE NURLARIYLA TÜM ÂLEMİ CEZBEDECEK BİRER HİZMETLİ OLURLAR. HEM DÜNYÂDA HEM ÂLEMLERDE ONLARI BİR ARAYA GETİRİRİM. ONLARI FİRDEVS CENNETİNE SOKARIM.”  
 
ZÂHİRDE GÖRÜLEN KÂBE’NİN ASLI, GERÇEĞİ, ÂLEMİ MÂNÂDA SÛRETSİZ OLARAK MEVCUTTUR. TÜM BU HARFLER, 6666 ÂYET VE HADÎSLER İNSAN-I KÂMİL’DE YAŞAMAKTA VE YAŞANMAKTADIR.Bir avuç toprakta sayısız nur çekirdekleri bulunur. Bir kum zerresinde bile bunlar vardır. Tüm bu nurlar bu dünyâ bedenine, bu dünyâ sûretine nispetler hâlinde akseder. Kelime-i Tevhidin muhafazasında Allah, İnsanın tüm bedenini nurla süsler. Böyle bir kimsenin sûreti aydınlık olur, nurlu olur, sıfatları bir hizmetlinin sıfatları gibidir, kalbi Allah’ın tüm güzelliği, cemâli, sıfatları ve fiilleriyle süslenmiştir. Bu kimseler semâvî hizmetçiler erleridir. Bu kalpte tüm Peygamberler ve Allah Dostları bir araya gelir; herşey kalptedir. Melekler, Melekût, Kutuplar, Evliyalar, Âdem, Nuh, İbrahim, İsmâil, Musa, Dâvud, Îsâ, Muhammed Mustafa (S.A.V.), Eyüb, Yâkub, İdris, İshak, Yusuf, Süleyman, Sâlih (A.S.) ve diğer Peygamberler oradadır. Kâlb bu şekilde süslendikten sonra Hakk’ın âilesinin tüm fertleri artık o kalpte bir arada, diridirler.
 
Kalb böyle süslenmelidir. Dünyâ olan bu beden de böyle süslenmelidir. Taşıdığımız bu dünyâyı terketmeliyiz. İbâdetlerimizde tamamlamamız gereken şey budur. Her duâ bedenimizi nurlandırmalıdır. Her duâyı nura döndürmeliyiz. Her düşüncemizi her niyetimizi nura döndürmeliyiz. Her bakışımızı Allah’ın bakışıyla nurlandırmalıyız. Sıfatlarımızı ve hareketlerimizi Allah’ın ahlâkıyla ahlâklandırmak gerekir. İmân ve ihlâsla bedenimizi nur sûretine döndürmeli ve güzelleştirmeliyiz. Bu sûret parlamalıdır. Bazı insanlar “Bak bu sûret bu beden parıldıyor. Nuru ışığı görebilirsin!” derler. Bunu görebilirler. Binlerce insân bunu bana söyledi, bu bedeni nurla parıldarken görebilirler. İçeride her şey güzel bir şekilde süslenmiştir cennet budur.
 
Allah, dışarıdaki Kâbe’yi bir örnek olarak, bir sembol olarak onu Peygamberler yapmıştır diyerek korumuştur. İçeride de Peygamberler, Kutuplar, Allah’ın nurları bu bir avuç toprakta bunu inşâ etmek için bir araya gelmiştir. Kolay bir iş değil, ama biz de bu yeri hazırlamalıyız. Bu yeri güzelleştirmeliyiz. İçeride bu yeri süslemeliyiz ve bunu görebilmeliyiz. Hakk, Peygamberler, Kutuplar, Evliyalar ve Allah’ın nurları oradadır. Onlardan ayrı değiliz, birbirimizden ayrılığımız yok. “Benim ırkım, seninkinden farklı. Benim rengim senin renginden farklı. Benim âilem seninkinden farklı.” Böyle bir şey yok. Bu farklılıklar yok. ALLAH, PEYGAMBERLER, KUTUPLAR, EVLİYÂLAR, İNSANOĞLU, ÂDEM’İN TÜM ÇOCUKLARI BİR ÂİLEDENDİR. İKİ GÖREN CEHENNEMDEDİR, BİRLİĞİ GÖREN, BU BİR TEK SOYU GÖREN CENNETTEDİR. FARKLILIKLARI GÖREN CEHENNEMDE, BİRLİĞİ GÖREN CENNETTEDİR.      
 
Bir olarak parıldayan altı hayât vardır. Yedi bilinç hâli vardır, bunlar: hissetme, uyanıklık (farkında olma), akıl (muhakeme), zekâ (ince fikirlilik), İlâhi Tahlili İrfân ve İlâhi Nur İrfânıdır. Altıncı hâl olan İlâhi Tahlili İrfân Kutbiyyet İrfânıdır. YEDİNCİ HÂL, İLÂHİ NUR İRFÂNI, ALLAH’IN İRFÂNI OLARAK YANİ NUR OLARAK PARILDAR. ALTI HAYÂT BİR TEK HAYÂT OLUR YANİ, ALLAH’IN HAYÂTI NUR OLAN YEDİNCİ HAYÂT OLARAK ÇALIŞIR. BU İRFÂN; NUR, OLGUNLUK VE ALLAH’IN SIFATLARI OLARAK PARILDAR. BU SIFATLARLA HAZIRLANAN YER ALLAH’IN CENNETİDİR. VE BU CENNETTE YÜCE ALLAH’IN OTÂG-I HÜMÂYÛN’U KURULUR.  O’nun Zât’ının âlemi bu Otâg-ı Hümâyûn’da yani kalbte tecelli hâlindedir. İrfân âlemi kalbimizde nur olarak varolur. Peygamberler, Nebîler ve Kutuplar oradadır. Bu nur âlemidir, sonsuz hayâttır. Ruh Nur olarak varolur. Bu Allah’ın nurudur, âlemlere rahmettir, bu içimizdedir.
 
Hayâtımız boyunca cenneti, cehennemi, zevki ve acıyı deneyimleriz. Duâ ederiz, ibâdet ederiz, yüce Allah’a ibâdetlerimizde melekleri ve yüce ruhları müşâhede kapıları açılır. Aksine nefislerimizin arzuları yönünde ibâdetlerde bulunursak, bu defa şeytan, cin ve çeşitli mahlûkatlara âit müşâhedelerin kapıları açılır.
 
HAKK’IN NURLU GÜZELLİĞİ, SÛRETTEN MÜNEZZEHTİR. ANCAK KÂMİL İNSAN’IN NURDAN PERDESİ GERİSİNDEN ZUHÛR EDER, KONUŞUR. O’NUN (O NURDAN PERDENİN) HAKÎKATİ İSE FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZDİR. O’NUN NURUNA BAKTIĞINDA BİR AYNA OLDUĞUNU GÖRÜRSÜN. ÂLEMİ GÖRÜRSÜN. RUHLAR ÂLEMİNİ GÖRÜRSÜN, HERŞEYİ BU AYNADA PARILDIYOR GÖRÜRSÜN. BU NURA BAKTIĞINDA O NURUN HAKK OLDUĞUNU GÖRÜRSÜN. BU AYNAYA BAKTIĞINDA KENDİ ÖZÜNÜ GÖRÜRSÜN. GENÇLEŞİRSİN. GÖRDÜĞÜN GÜZELLİK GERÇEKTE SENİN GÖNÜL AYNANDA TECELLİ EDEN HAKK’IN KENDİ GÜZELLİĞİDİR. İŞTE BU GERÇEĞİ GÖREN VE BİLEN İRFÂN SAHİBİ KÂMİL İNSÂN’DIR. 
 
Bu bizde gelişmedikçe, bu hâle ulaşamadıkça, bu ibâdeti, bu yolu bilmedikçe, bu anmayı (zikri) ve bu sıfatları bilmediğimiz sürece hep Hakk’tan perdeliyiz. Kimden perdeliyiz? Allah’tan perdeliyiz. Kime düşman olduğumuzu biliyor musunuz? Tevhidin, yani Dîn’in düşmanları oluruz. Biz ne yaptık peki? İnsanlıktan hayvanlığa doğru değiştik. Doğru yolu bilmeden, güzelliğimizi ve sûretimizi daha aşağı bir hâle getirdik. Bunu düşünmeliyiz.
 
Değerli çocuklarım Kâbe budur. Gitmemiz gereken cennet Arş’ül Müminin’dir. Burası Allah’ın bizden konuştuğu yerdir. İnsan bu dünyânın değerini anladığında ve onu bir kenara attığında gerçek insan olur, nur sûretini alır. Hatta bu nur sûretinden de çıktığında tamamlanmış olur, kemâle ermiş olur. Bu olgunluk, bu tamamlanma nedir? Bu Allah’ın sırrıdır. Kemâle erişin azîm sırrı ise Hakk’tır. Sûretteyken neyin bir kenara atılması gerektiğini, neyin korunması gerektiğini fark etmeliyiz. Meyveyi kesmeden soymadan tadını nasıl bileceğiz? Bunun gibi her sıfatı soymalı, suyunu çıkarmalı, tatmalı ve ihtiyâcımız olmayanı, gerekli olmayanı atmalıyız. Öğrendiklerimizi, çalışmalarımızı, duâlarımızı, işlerimizi kesmeli, doğramalı, çiğnemeli, irfânımızla sıkıp suyunu çıkarmalı ve görmeliyiz. Bunu yapmadıkça hep acı çekeriz.
 
Bunları düşünmelisiniz. Allah bunları düşünelim diye bu hârikaları yarattı. Bunları güzel yarattı, süsledi ve sevgiyle korudu. TEVHİD HÂLİNDEYKEN SIRRI KUR’ÂN OLUNUR.Nur ve harfler sûretindeyiz. Bu sûret hep parıldar. Işıklar saçar. Bu tür şeyler olur. Ne gördüğümüz, ne zaman ve nereye baktığımıza bağlıdır. Elhamdülillah, Allah’a şükürler olsun! Bunları düşünmelisiniz.
 
Kardeşlerim, kızlarım, çocuklarım, torunlarım bu hâle gelmek için, âlemlerin Rabbi’ne ibâdet etmek için kendimizi hazırlamalıyız. Kendimizi bunun için hazırlamalıyız. İmânımızı güçlendirmeliyiz. Eğer kalbinizi incitirseniz, kırarsanız o zaman o kâlp kimi incitir, kime zarar verir? Tabîî ki size. Başkasını incittiğinizi sanırsınız. Ama hayır kendi kendinize acı verirsiniz. Bir akrep iğnesini bize batırdığında acı duyarız. Akrebi değil acıyı hissedersiniz. Bunun gibi şeytanda yolumuz üzerine her türlü vehmi, yanılsamayı çıkarır. Bizi soktuğunda da acı bizde olur, onda değil. Tüm acılar bize gelir. Bu yüzden ne gelirse gelsin, ne olursa olsun biz kendimizi düzeltmeliyiz. Teselli ve sabrımız olmalı, atılması gerekenleri kesip atmalıyız. Bu iyi olur. Bunu düşünün. BİR OLMAYA, BİR KALB OLARAK YAŞAMAYA ÇALIŞIN. FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN EŞSİZ HAZÎNELERİNİ TAŞIYAN O KÂLPTE ERİYİN, BU BİR KÂLPTEN AKAN BALI TADIN VE GÖRÜN. ÂMÎN.
 
Bugün bu kadar yeter. Allah’a şükürler olsun. Allah’ın Selâmı ve Rahmeti üzerinize olsun (Esselâmualeyküm ve Rahmetullah ve Berekatühü)
 
  Trio Yazılım