Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Allah\'ın Güzel İsimleri » Esmâ-ül Hüsnâ 2
Allah'ın Güzel İsimleri

 

 YÂ VÂSİÜ
 
RIZKI, RAHMETİ VE İLMİ TÜKENMEYEN, ÇOK GENİŞ OLAN.
O’nun ilminin genişliğine, kereminin, cömertliğinin ve merhametinin çokluğuna sınır yoktur. Bu ismin tecellisindeki Kul, bütün makamları kaplamıştır. Her şeyi irfanının içine almıştır. Sahip olduğu her şeyin Allah’ın lûtfu olduğunu tam bilir ve gücünün yettiği kadar bunlara lâyık olmaya çalışır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ KERÎMU
 
ÇOK CÖMERT, HAYRI VE YARARI ÇOK OLAN.
O vaad ettiği zaman sözünü yerine getiren, verdiği zaman son derece çok veren, ne kadar verdiğine ve kime verdiğine aldırmayandır. Kendisine sığınan ve gönül vereni boş çevirmez, rahmetine gark eder.
Bu ismin tecellisindeki Kul, bilir ki, gerçekten Kulun sahip olduğu hiçbir şey yoktur. Hepsi Allah’ın vermesi ve lûtfudur. Kimsede hatâ ve noksan görmez. Gördüğünü örter. Kendisine kötü davranana güzel davranışlarla karşılık verir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MUKSİTÜ
 
MAZLUMA ACIYIP, ZÂLİMİN ELİNDEN KURTARAN. ADÂLETTEN AYRILMAYAN, TÜM İŞLERİNİ BİRBİRİNE UYGUN VE YERLİ YERİNDE YAPAN.
Bu İsm-i Şerîften nasîbi olan kişi, önce kendi yaptığı haksızlıklardan vazgeçer. Başkası tarafından yapılan haksızlıklara sabreder. Sonra, başkasına yapılan haksızlıkları gidermek için çalışır.
Bu ismin tecellisindeki Kul, İlâhi adâleti yayma ve tatbik etme bakımından en ölçülü olan Kuldur. Adâlet dağıtımında nurdan kürsî üzerindedir. Korunması icâbedeni hakkıyla korur. Elinden tutulması gerekenin elinden tutar. Yüceltilmesi gerekeni yüceltir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ BERRÜ
 
KULLARINA İHSAN EDEN VE İYİLİK YAPAN. HER İYİLİK VE İHSÂNIN KAYNAĞI ALLAH’TIR.
Kul, Allah’ın ona verdiği kabiliyet miktarınca iyilik yapabilir. İyilik yapanın, ihsân edenin sadece Allah olduğunu bilen kişi, hiç kimseyi kıskanmaz.
Bu İsm-i Şerîfin tecellisinde olan Kul, karşılıksız, hiçbir menfaat beklemeden başkalarına iyilik yapar. İhsânda bulunur. Ve bundan zevk alır. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Kötülük yapmak onu çok rahatsız eder. Kalp kıramaz, dedikodu edemez. Cimrilik yapamaz. İntikam hissi yoktur. Affedicidir. Hoşgörü sahibidir. Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerine karşı gafil değildir. Çok şükredicidir. Her nimetin farkındadır. Allah’a karşı çok şükredicidir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ HAMÎDÜ
 
EY ÖVÜLEN VE ÖVÜLMEYE KENDİSİNDEN BAŞKASININ HAKKI OLMAYAN.
Allah’a hamd etmek, O’nu en üstün sıfatlarla anmak demektir. Hamdin beden dili ile ifâdesi ibâdettir.
Fâtiha Sûresindeki; “ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN” “BÜTÜN ÂLEMLERİN VE EVRENDEKİ BÜTÜN VARLIKLARIN VE ZERRELERİN SÖZ VE HAREKETLERLE YAPTIKLARI BÜTÜN ÖVGÜ VE YÜCELTMELER SADECE ÂLEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH’A ÂİTTİR” demektir.
 “YEDİ GÖK VE YER VE İKİSİNİN İÇİNDEKİLER O’NU TESBİH VE TAKDİS EDERLER. HİÇBİR ŞEY YOKTUR Kİ, ONU HAMD VE TESBİH ETMESİN. FAKAT SİZ ONLARIN TESBİHLERİNİ ANLAYAMAZSINIZ. ALLAHÛ TEÂLÂ HALÎM’DİR, GAFUR’DUR.” (İsrâ Sûresi, Âyet: 44)
Hamd ve tesbih, “SÜBHANALLAHİ VE BİHAMDİHİ demektir. Bu ismin tecellisindeki Kulu, bütün insanlar överler. Çünkü o ahlâkı, davranışları ve yaptığı işlerle övülmeye lâyıktır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ REŞİDÜ
 
HER TÜRLÜ İŞLERİNDE HALKA YOL GÖSTEREREK İRŞÂD EDEN.
Bu İsm-i Şerîften nasîbi olan kendi davranışlarında, maddî-mânevî, doğru olanı bilir ve yapar. Akl-ı Selîm sahibi olur. Yanlışla doğruyu, açık bir şekilde ayırt edebilir. Himmetle irfan sahibi olur. Başkalarına yol gösterebilir. Nefsin karanlığında kalmaz. Nefsin ve şeytanın hile ve aldatmalarına karşı koyabilir. “EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL” ilâhi emrini, kendi nasibi ölçüsünde yerine getirebilir. Bu ismin tecellisindeki Kul, mürşidlik makamındadır. Kulları irşâd etme yetkisi verilmiştir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ KUDDÛSÜ
 
HER TÜRLÜ AYIPTAN VE NOKSANLIKTAN PAK VE UZAK OLAN.
Bu İsm-i Şerîf, Sübhan sıfatıyla beraberdir. Bizim kemâl sıfatları olarak düşündüğümüz ve hayâl ettiğimiz bütün sıfatların çok çok ötesindedir. Bu ismin tecellisinde olan Kulun kalbinde sadece Allahû Teâlâ sevgisi vardır. Başka şey kalbe giremez. Allah’la arasındaki bütün karanlık perdelerden arınmıştır. “BEN NE YERE NE DE GÖĞE SIĞARIM. ANCAK MÜMİN KULUMUN KALBİNE SIĞARIM” Hadîs-i Kudsî’si bu Kulda tecelli etmiştir.
Bu Kulun bütün hazzı, sevinci ve şevki Allah iledir. Bu Kul için cennet de gaye değildir. Gayesi sadece Allah’tır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ CEBBARÜ
 
HALKI DİLEDİĞİ HER ŞEYE ZORLAYAN, HALKIN HÂLİNİ ISLAH EDEN. HÜKMÜNÜ BÜTÜN VARLIKLAR ÜZERİNDE YÜRÜTEN.
Bu ismin tecellisinde olan Kula herkes tâbi olmak zorundadır. Herkese tesir eder. Ama kendisi kimsenin tesirinde kalmaz. Rütbe itibariyle herkesten yüksektir. Herkes Ondan faydalanmak zorundadır. Ama kendisinin başkalarından faydalanmaya ihtiyacı yoktur.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ VÂCİDU
 
ZENGİNLİĞİNDEN HİÇBİR ŞEY EKSİLMEYEN, VARLIKLI, İHTİYACI BULUNMAYAN, HİÇBİR ŞEY ZÂT’INA KAYIP VE GİZLİ OLMAYAN.
O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Kulları nerede olursa olsun, gece ve gündüz, hangi zaman olursa olsun, ihtiyaçlarını karşılamak üzere sevgi, merhamet, hikmet ve hazineleri ile bekleyen O’dur.
Bu ismin tecellisindeki Kul, her fazîlete erer ve her istediğine sahip olur. Çünkü yüce Allah’ın Vahdaniyet (Birlik olma) sıfatının belirişine sahiptir. Allah’tan başka kimseye muhtaç değildir. Yani, sebeplerle bağlı değildir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MÂCİDU
 
ŞAN VE ŞEREFİ ÇOK BÜYÜK, KEREM VE CÖMERTLİĞİ BOL OLAN.
Kullarına iyi huylar, yumuşaklıklar bağışlayan, hatâ ve kusurları örten, af dileyişlerini kabul eden, haklarını koruyan, zorluklarını kolaylaştıran, barış ve neşe kaynağı olan, ibâdetleri için kuvvet ve doğruluk ihsan eden, emirlerini zevketmeyi, aşk ve muhabbetle kulluk etmeyi öğreten O’dur.
Bu ismin tecellisindeki Kul, bütün güzel vasıflarla şereflenen ve yüce Allah tarafından bu şerefi taşımaya güçlü kılınan bir Kuldur.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ VÂHİDU
 
ULÛHİYET SIFATLARINDA TEK OLAN, ORTAĞI BENZERİ OLMAYAN.
Allah Tek’dir. Varlığında, fiillerinde, sıfatlarında, emirlerinde eşi, benzeri ve ortağı yoktur. İsim ve sıfatlarının çokluğu O’nun Zât’ının birliğine engel olmaz. O tek bir hakikattir.
“ALLAH’A VE PEYGAMBERLERİNE İNANIN DA, (ALLAH) ÜÇ(TÜR) DEMEYİN. SİZİN İÇİN HAYIRLI OLMAK ÜZERE BUNDAN VAZGEÇİN. ALLAH ZÂTI İTİBARI İLE TEK’DİR.”(Nisâ Sûresi, Âyet:171)
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın birlik sırrına erdirdiği kimsedir. Bu sırra eren Velîye Esmâ-i Hüsnâ’nın bütün sırları açılır. Anladığını ve yaptığını Esmâ-i Hüsnâ ile anlar ve yapar. Gördüğünü yine Esmâ-i Hüsnâ’nın içinde görür. Bu kimse zamanın ve vaktin sahibidir. Büyük Kutup (Kutbul Aktâb) bu Zât’tır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ KÂDİRU
 
SONSUZ KUDRET SAHİBİ, İSTEDİĞİ HER ŞEYİ İSTEDİĞİ GİBİ YAPMAYA GÜCÜ YETEN.
Kâdir-i Mutlak Allah’tır. Tüm kâinatı mutlak kuvvet ve kudretiyle, hiçbir şeye mecbur olmaksızın ve ihtiyaç duymaksızın, tek bir “Ol” emriyle yaratmıştır. İstediği sürece korur, kontrol eder ve istediği zaman helâk eder.
“GÖKLERİ VE YERİ YARATAN, ONLAR GİBİLERİNİ YARATMAYA KÂDİR DEĞİL Mİ? EVET, O YARATANDIR, İLİM SAHİBİDİR. O’NUN EMRİ, BİR ŞEYİ DİLEDİĞİ ZAMAN, ONA SADECE “OL” DEMEKTİR, O DA DERHAL OLUVERİR.”
(Yâsîn Sûresi, Âyet:81,82)
Bu ismin tecellisindeki Kulu, yüce Allah, kudret eli ile meydana getirdiği şeylere şâhit kılar. Bu sıfatın tecellisi, (yed) el olarak ifâde edilir. Bu Kuluna, her şeyi ve nefisleri nasıl yoktan var ettiğini, varlığın evvelinin nasıl bir yokluğa dayandığını gösterir. Ve kendi kudretini bu Kulunun şahsında tasarruf eder.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MUKTEDİRÜ
 
KADİR MÂNÂSINDADIR. O’DUR KADİR VE O’DUR YAPMAKTA DİLEDİĞİ HER ŞEYİ KUDRETİYLE UYGULAYAN.
O, tüm kuvvet ve kudreti elinde tutandır. Hiçbir şey O’nun karşısında duramaz. Zayıfa kuvvet verir, kuvvetliyi zayıf kılar. Şekil ve sûret perdelerine takılanlar, kuvvet ve kudretin yaratılmışlardan geldiğini zannederler. Hayır, dilediğini, dilediğine veren tek kuvvet ve kudret sahibi O’dur.
“ONLARA DÜNYA HAYATININ MİSÂLİNİ GETİR. O, GÖKTEN İNDİRDİĞİMİZ BİR SU GİBİDİR. O’NUN SAYESİNDE YERİN BİTKİLERİ BİRBİRİNE KARIŞTI; DERKEN RÜZGÂRLARIN SAVURDUĞU KURU BİR ÇÖP HÂLİNE GELDİ. ALLAH HER ŞEYİN ÜSTÜNDE BİR KUDRET SAHİBİDİR.” (Kehf Sûresi, Âyet:45)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MUKADDİMU
 
İSTEDİĞİNİ ÖNE GEÇİREN, İSTEDİĞİNİ İLERİ ALAN.
Peygamberleri ve Dostlarını kendisine yaklaştırarak öne geçirir. Hikmetiyle dilediğine hidâyet eder. Kim yaklaşırsa, O yaklaştırmıştır. Kul bilir ki; kendisinde hiçbir şey yoktur; ne ilim, ne kabiliyet, ne mevkiî, ne varlık. Hepsi Allah’tandır.
“KENDİLERİ İÇİN BİZDEN GÜZELLİK (CENNET VA’Dİ, SAADET) VERİLMİŞ OLANLAR, ONDAN (CEHENNEMDEN) UZAKLAŞTIRILMIŞLARDIR.”
(Enbiyâ Sûresi, Âyet:101)
Bu ismin tecellisindeki Kul, dâima, her şeyde ön safta olur. Önde olacakların ve öne alınacakların tasarrufu bu Zât’tadır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MUAHHİRÜ
 
HİKMET GEREĞİ, DİLEDİĞİNİ GERİ BIRAKAN.
Yüce Allah, düşmanlarını kendisinden uzaklaştırarak, kendisi ile onların arasını perdeleyerek, onları geri bırakır.
“EĞER BİZ DİLESEYDİK HERKESİ ELBETTE HİDÂYETE ERDİRİRDİK. FAKAT BENDEN SADIR OLAN ŞU: “ CEHENNEMİ BÜTÜN CİNLERDEN VE İNSANLARDAN MUHAKKAK DOLDURACAĞIM” SÖZÜ HAK OLMUŞTUR.”
(Secde Sûresi, Âyet:13)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ EVVELÜ
 
HER ŞEYDEN ÖNCE OLAN.
O, kendi Zât’ı ile mevcuttur. Varlığı kendindendir. Varlığından var ettiği varlıklar muhakkak ki sonradır. O; görülen, düşünülen ve hayâl edilen her şeyden önce vardır.
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın izni ile her şeyin evveline ve sonuna vakıftır. Hayırlı işlere koşmada ve her ibâdet ve taatta önde bulunur.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ ÂHİRÜ
 
SONU OLMAYAN, HER ŞEY YOK OLDUKTAN SONRA DA VARLIĞI HEP DEVAM EDEN.
Yüce Allah, başlangıç ve son izâfe edilmekten münezzehtir. Yaratılmışlar için bir “önce ve sonra” vardır. O’nun başlangıcı ve sonu birbirine bitişiktir, ayrılmaz.
“HER ŞEY FÂNİDİR. SADECE, CELÂL VE İKRÂM SAHİBİ RABBİNİN ZÂT’I BÂKÎDİR.” (Rahman Sûresi, Âyet:26,27)
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’tan başka her şeyin sonu bulunduğunu tam ve dâima hisseder. Böylece Allah’ta fâni olur. Bazı Velîler yüce Allah’ın Evvel ve Âhir isimlerinin birlikte tecellisinde olurlar.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ ZÂHİRU
 
SIFAT VE FİİLLERİ İLE GÖRÜNÜR OLAN.
Cümle âlemlerde fiil, sıfat ve eserleriyle sınırlanıp kayıtlanmaksızın tecelli eden O’dur. Zuhurunun şiddetinden gizlenmiş, nûru nûruna perde olmuştur. Nasıl ki, eğer gece olmasaydı, hep gündüz olsaydı, eşyadaki renklerin güneş ışığından olduğu anlaşılamazdı.
Bu ismin tecellisindeki Kul, işlediği bütün ibâdet ve taatların görünüşlerine dâir sır perdelerinin açıldığı kimsedir. İnsanları zâhir kemâlâta ve dış güzelliklere çağırır. Teşbihi (benzetmeyi), tenzihe (yüce Allah’ın yaratılmışlara hiçbir konuda benzemediğine) tercih eder.
 Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ BÂTINU
 
GİZLİ OLAN.
O’nun Zât’ının hakikati akıldan ve duygulardan örtülüdür. Yaratılmış olan için, yaratıcısını hakikatiyle bilmek mümkün değildir. Zât’ını, hakikatini yalnız O bilir. Allah bizi Zât’ını bilmekten korur. Çünkü orada ikilik yoktur. O’nun vechiyle karşı karşıya kalan helâk olur.
“EVVEL O, ÂHİR O, BÂTIN O’DUR. O HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLENDİR.”
(Hadid Sûresi, Âyet:3)
Bu ismin tecellisindeki Kul, kalbin sırlarına âit bilgilere sahip olur. Yüce Allah’ın hâlis kıldığı, iç dünyasını arıttığı ve sırrını kutsallaştırdığı kimsedir. Ruhâniyeti cismaniyetine galip gelmiştir. Gözükmeyen perdeler ona açılmıştır. Bir çok sırları bilir. Gayptan haber verir. Bu Velîler insanları kemâlâta, nurlanmaya, iç âlemini tertemiz yapmaya çağırır. Tenzihi teşbihe tercih eder. Hz. Âdem’in risâlet hizmeti, El Bâtın yüce isminin esrarına uygun bir şekilde olmuştur. Yüce Allah O’na isimlerinin tecellisini değil, mânâsını, hakikatini öğretmiştir. Melekler ise yüce Allah’ı isimlerinin tecellisi ile tanımışlardır. Hz. Âdem’in imânı ile meleklerin imânı arasındaki fark budur.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 

 

  Trio Yazılım