Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Allah\'ın Güzel İsimleri » Esmâ-ül Hüsnâ 3
Allah'ın Güzel İsimleri

 

 YÂ VÂLİ
 
BÜTÜN EŞYADA TASARRUF SAHİBİ OLAN, TEK BAŞINA İDÂRE EDEN.
Yaratılmışların işlerini yoluna koyan ve gereği gibi idâre eden ancak O’dur. Velâyet, tedbir, kudret ve fiil gibi hususların sahibi O’dur. Âdil, merhametli ve faydalar dağıtan O, Vâli, bu çetrefilli hayat yolunu, kullarına kolaylaştırır, teslim olan ve tevekkül edenleri en güzel şekilde kendine döndürür.
 
“O’NUN İÇİN ÖNÜNDEN VE ARKASINDAN TAKİP EDENLER VARDIR Kİ, ALLAH’IN EMRİYLE ONU KORURLAR VE ŞÜPHE YOK Kİ, ALLAH HERHANGİ BİR KAVİMDEKİ HÂLİ DEĞİŞTİRMEZ, ONLAR KENDİ NEFİSLERİNDEKİNİ DEĞİŞTİRMEDİKÇE. VE ALLAH BİR MİLLETE FENÂLIĞI (KÖTÜLÜK DİLEDİ Mİ) İRÂDE EDERSE ARTIK ONU GERİ ÇEVİRECEK YOKTUR. VE ONLAR İÇİN O’NDAN BAŞKA VÂLİ YOKTUR.”
(Râd Sûresi, Âyet:11)
Bu ismin tecellisindeki Kul, nefsini ve emrine girenleri Allah’ın siyâseti ile idâre eder. Adâletli hareket eder. Dâima hayra çağırır. Allah’ın emir ve yasaklarını gerçek mânâda yayar. Allah’ın arş gölgesinde gölgelendirdiği yedi sınıfın birincisidir. Âdil Sultan olan bu Velî, kâinatta Allah’ın gölgesi diye anılır. 
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MÜTEÂLÎ
 
HER ŞEYDEN ÜSTÜN, MAHLÛKAT SIFATLARINDAN YÜCE VE MÜNEZZEH OLAN.
El Müteâlî, El Aliyyu mânâsındadır. Fakat bunda mânâ fazlalığı vardır. Âlî olan Zât yüceliğinde sınır tanımaz. Halkının ihtiyaç ve talepleri nisbetinde O’nun yüceliğinin genişliği ve büyüklüğü, sınırsızlığının ne boyutlarda olduğu meydana çıkar. Ama hiç kimse bunu bilemez, hazinesinin sonunu göremez. Ancak fiillerde ve eserlerde görür. İzni dışında bir hardal tanesi dahi kimseye nasîb olmaz. Haklarında en doğru olanı O bilir.
“O GÖRÜNENİ DE GÖRÜNMEYENİ DE BİLENDİR. O, KEBÎR VE MÜTEÂLÎDİR.”
(Râd Sûresi, Âyet:9 )
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’a çok ibâdet ve taat eder. Her şeyi idrâk etmede yücelikten yüceliğe erer. Bulunduğu derecede kalmayıp dâima daha yükselip, daha yücelere erişir.
“DE Kİ: RABBİM İLMİMİ ARTIR.”
(Tâ-Hâ Sûresi, Âyet:114)
Bu Velînin de gayreti ve niyeti daha yüceliklere erişip, yüce Allah’ın daha kâmil bir Kulu olabilmektir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ TEVVÂBU
 
TÖVBELERİ KABUL EDEN.
Tövbe suç olan şeylerden pişman olup, Allah’a dönmektir. Tövbeleri kabul eden, tövbe kapılarını açan O’dur. Kulunun defalarca tövbe etmesi ve yalnız O’na sığınması için imkân ve sebepleri yaratandır. Kalplerin temizlenmesi, nur ile parlaması için, kullarının nefisleriyle yüzyüze kaldıkları zaman, tövbe etmeye koşmalarını kabul eder. Kalplerin karanlıklardan, isyândan ve küfürden aydınlığa, nura, dosdoğru yola ve sonunda O’na dönmesi, asıl tövbedir. Ancak O kullarının tövbesini kabul eder. Kabul edince cezâlandırmaz, bağışlar.
 
“BU ARADA ÂDEM, ALLAH’TAN BİR TAKIM İLHÂMLAR ALDI. ALLAH, ÂDEM’İN TÖVBESİNİ KABUL ETTİ. O, TEVVÂB VE RAHÎM’DİR.”
(Bakara Sûresi, Âyet:37)
Bu ismin tecellisindeki Kul, nefsinin isteklerinden ve bâtıl olan şeylerden Allah’a dönen kimsedir. Kul çok tövbe ettikten sonra hakiki birliğe kavuşur.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ AFÜVVÜ
 
GÜNAHKÂRLARI AFFEDİCİ OLAN.
El Gafûr, günahları örten demektir. El Afüvv ise günahları tamamen silen, kökünü kazıyan demektir. Kendisine kötülük yapanları affeden kullarını, Allah’da affeder. Sevgili Peygamberimizin (S.A.V.) Hz. Ayşe vâlidemize tavsiye ettiği duâ: “ALLAH’IM, SEN AFFEDİCİSİN, AFFETMEYİ SEVERSİN, BENİ DE AFFET.” (ALLAHÜMME İNNEKE AFÜVVÜN TUHİBBÜL AFVE FA’FU ANNÎ)
“ALLAHÛ TEÂLÂ’NIN ONLARI LÜTUF VE KEREMİYLE AF BUYURMASI UMULUR. ALLAH AFÜVV’DÜR, GAFÛR’DUR.”
(Nisâ Sûresi, Âyet:99)
Bu ismin tecellisindeki Kul, kendisine karşı en büyük kötülükleri yapanları bile affeder.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ RAÛFU
 
ÇOK MERHAMETLİ VE ŞEFKATİ BOL OLAN.
Yarattıklarına karşı sonu olmayan merhametiyle, şefkat ve yumuşaklıkla karşılık veren O’dur. Kullarının büyük küçük bütün hatâ ve günahlarına karşı, tüm güç ve kuvvet elinde iken, yine de ihsan ve ikrâmda bulunan O’dur.
“GERÇEKTEN BU, ALLAH’IN HİDÂYETE ERDİRDİKLERİNDEN BAŞKALARINA AĞIR GELİR. ALLAH İMÂNINIZI ZÂYÎ EDECEK DEĞİLDİR. ALLAH İNSANLARA KARŞI RAÛF VE RAHÎM’DİR.”
(Bakara Sûresi, Âyet:143)
Bu ismin tecellisindeki Kul, insanlar içinde en merhametli kişidir. Bu Velî Kullar, yüce Allah’ın şerîat hükümleri çerçevesinde verdiği cezâların, dış görünüşte ne kadar cezâ gibi görünse de, bâtınen Kuluna rahmetinden dolayı olduğunu yakînen bilirler.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MÂLİK-EL MÜLK
 
MÜLKÜN MUTLAK VE EBEDÎ SAHİBİ OLAN.
Varlık âleminin pâdişahı O’dur. O mülkünde dilediğini yapar, ister var eder, ister yok eder. Âhirette de mutlak hüküm O’nundur. Dîn gününün sahibi yalnız O’dur. O gün kulları, Hakk’tan başka mabud ve hiçbir kimse için, güç ve kuvvet olmadığına şehâdet ederek; mülkün mutlak sahibine “İbâdeti yalnız sana tahsis ederek, yardımı yalnız senden isteriz, seninle sana ibâdet ederiz” diye duâ ederek önünde secdeye kapanacaklardır.
“DÎN GÜNÜNÜN SAHİBİDİR. ANCAK SANA İBÂDET EDERİZ VE ANCAK SENDEN YARDIM DİLERİZ.”
(Fâtiha Sûresi, Âyet:4,5)
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın mülkündeki mâlikiyetine şâhid kıldığı kimsedir. Allah’a gereği gibi kulluk eder. Hiçbir şey onu ibâdetinden alıkoyamaz. Allah’tan başka bir şeye bağlanmaz. Hükmün gerçekte nefsinin değil, Allah’ın olduğunu bilir. Yüce Allah’ın izniyle tam tasarruf sahibidir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ CÂMİU
 
TOPLAYAN, BİR ARAYA GETİREN.
Yüce Allah birbirine benzeyen ve benzemeyen, aynı olan veya zıt olan her şeyi istediği zaman bir araya getirir. Âhirette de, bütün insanları bir araya toplayacaktır. Yüce Allah yeryüzünde yarattığı, hazinesinden saçtığı her şeyi, evvelini ve âhirini, Vahdet makamına ulaştırmaktan ibâret olan Cem kuvvetiyle toplar. İşte bu cem mahallindeki şehâdetlerinde, hiçbir şey ve hiçbir insanda, şek ve şüphe, benlik, senlik bırakmaz.
 
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ’sının bütün belirtilerini üzerinde toplayan ve bu Esmâsının sırlarına ulaşan kimsedir. Bu Velî Kul aynı zamanda, hem kendi şahsında, hem de dışında bulunan bütün dağınıklık ve perişanlıkları, vâsıl olduğu esmânın kudsiyyeti ile toplama ve birleştirme iktidarına sahip bulunan bir kimsedir.
 “GÖKLERİ VE YERİ VE BUNLARIN İÇİNE YAYDIĞI CANLILARI YARATMASI DA O’NUN ÂYETLERİNDENDİR. O, DİLEDİĞİ ZAMAN ONLARI TOPLAMAYA KÂDİRDİR.”
(Şûra Sûresi, Âyet:29)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ GANİYYU
 
CÜMLENİN MUHTAÇ OLDUĞU TEK ZENGİN.
Hakiki zengin, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan yalnız ve yalnız Allah’tır. Cümle varlık mutlak olarak O’na muhtaçtır. Kâmil Kul ise sadece fakrı ile övünendir.
“ALLAH GANÎ’DİR, SİZ DE FAKİRLERSİNİZ.”
(Muhammed Sûresi, Âyet:38)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MUGNÎ
 
ZENGİN EDEN.
Mutlak zengin O’dur. Başkasında ne varlık, ne mülk, ne tasarruf vardır. O ev sahibidir, kirâcısı O’nun mülkünde aslâ ev sahibi olamaz. O hiçbir şeye benzemez. Zenginliğin karşılığı olan her şeyi, malı, mülkü, ziyneti, ilmi, irfanı, temizliği, tasarrufu, sağlığı, eşi, çocukları, huzuru, imânı, İslâm Dînini, Kitab-ı Kerîm’i, Resûlünü (S.A.V.), Ehl-i Beyt’ini, Ashâbını, ümmetini yaratan, ihsan eden, gözeten, koruyan Hz. Allah’tır. Kuluna bu ismiyle tecelli ettiğinde, o Kul emsâllerine muhtaç olmayabilir, ama yine her şeyde her zaman mutlak olan Allah’a muhtaçtır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MÂNİU
 
DİLEDİĞİ KİMSEYİ, DİLEDİĞİ ŞEYDEN MEN EDEN.
Yarattıklarını, kullarını helâke sürükleyen sebeplerden men eden, onları önleyen, koruyan O’dur. Bu durumlarda El Mâni ismi, El Hafîz ismi mânâsındadır. Bütün helâk sebeplerini önceden bilen, bu felâketlerden kullarını uyaran, yardımcılar gönderen O’dur. O kalblerdeki gaflet karanlığını değiştirip, yerine güzel sıfatlar ve İlâhi aşk ihsan edendir.
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın kendisini fesat olan şeylerden koruduğu kuldur. O şeyler, isterse o kulun kendilerinde hayır bulunduğunu sandığı ve sevdiği servet, mevki, sıhhat ve afiyet ve bunlara benzer şeyler olsun.
 “EY KULLARIM, BELKİ DE SEVMEDİĞİNİZ ŞEY SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLI, SEVDİĞİNİZ ŞEY DE SİZİN İÇİN DAHA ŞERLİ OLABİLİR. ALLAH BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ.”(Bakara Sûresi, Âyet:216)
 “KULLARIMDAN BAZILARINI FAKİR YAPTIM. EĞER ZENGİN YAPSAYDIM, BU KENDİLERİ İÇİN DAHA FENÂ OLURDU. BAZILARINI DA HASTA YAPTIM. EĞER HEP AFİYETTE KILSAYDIM, BUNLAR İÇİN DAHA FENA OLURDU. BEN KULLARIMIN İHTİYAÇLARINI DAHA İYİ BİLİRİM. ONA GÖRE DE TEDBİR ALIRIM.”
(HADÎS-İ KUDSÎ)
Bu Velî Kul çevresini zararlı ve fena olan şeylerden korur, fitne ve fesâdı önler.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ DARRU
 
HİKMETİ GEREĞİ HALKTAN DİLEDİĞİNİ ZARARA UĞRATAN.
Allah Dîn Günü’nde, gafletten meydana gelen sapkınlıkla yapılmış işlere ve sahiplerine büyük zorluklar verendir. Cezâ ve zorluğun, iyi ve kötünün, hayır ve şerrin yaratıcısı O’dur. Zehir öldürmez, yemek doyurmaz, kan yaşatmaz; öldüren, doyuran, yaşatan O’dur. Melek, şeytan, felekler, yıldızlar hayra veya şerre, fayda veya zarara muktedir değillerdir.
 
Kötüyü yaratır; iyiyi seçelim ve O’na kaçalım diye.
Şerri yaratır; görüp hayra yönelelim diye.
O’ndan kimseye mutlak şer erişmez; arkası hayırdır, görelim, bilelim ve gaflet uykusundan uyanıp O’na kaçalım diye. 
 
Ed Dar ve Nâfî yüce isimlerinin tecellisi altındaki Kul, istediğini, istediği zaman yapanın yüce Allah olduğuna şâhit olan, Tevhid’i Ef’al sırrına vâkıf olan kimsedir. Hayır, şer, faydalı ve zararlı olan her şeyi, doğrudan doğruya Allah’tan bilir. Bu Velî Kullar, yüce Allah’ın izni ile kullardan istediklerine faydalı olabilirler. Yüce Allah, bazı kullarına bu isimlerden yalnız birinin tecellisini nasîb eder.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ NÂFİU
 
YARARLI ŞEYLERİ YARATAN VE YARARLANDIRAN.
Allah hayrın yaratıcısıdır. Haramı gösterip, ondan uzaklaştıran sebepleri yaratan da O’dur. Rahmetini, tecellilerini yağmur gibi her an yaratılış üzerine indirir. Bütün nimetlerine, fiil ve sıfatlarına mahzar kılmıştır. Onlara en güzel barış menzilleri hazırlamıştır. Gönderdiği Peygamberler ve kitaplarla kullarını bu menzillere dâvet etmiştir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ NÛRU
 
İMÂN VE MARİFETLE GÖNÜLLERİ; IŞIKLA GÖKYÜZÜNÜ, GÜNEŞİ, AYI AYDINLATAN.
O öyle bir zâhirdir ki, bütün zuhur O’nunladır. Bütün eşyâyı yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran O’dur. Allah, inâyetiyle feyz ve saadet bulmasını dilediği kullarını tevfik ve hidâyetiyle nûruna erdirir.
 
Bu ismin tecellisindeki Kul, Nûr Sûresinin 35. Âyet-i Kerîme’si olan “ALLAHÛ NÛRUSSEMÂVÂTİ VEL ARD” Âyetinin sırrına eren Kuldur. Kâinattaki bütün oluşlar ve bütün bilgiler yüce Allah’ın nûrundan başka bir şey değildir.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bir Hadîs-i Şerîf’lerinde: “EY BENİM ALLAH’IM, BENİ NUR KIL” buyurmuşlardır.
 
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ HÂDÎ
 
DOĞRU YOLA İLETEN.
Her yarattığını, neye ihtiyacı varsa, ne yapması lâzım gelirse, ona hidâyet etmiştir. Çocuğa doğar doğmaz meme emme ilhâmını veren, arıya petek yapmayı ve bal yapmayı öğreten O’dur. Kullarından dileyip seçtiklerini Zât’ına vâsıl olmaya hidâyet eder. İnsanlara Peygamberleri, Kitap ve Suhufları vasıtasıyla, özlü sohbetler ederek hidâyet eden Allah’tır.
“ALLAH DİLEDİĞİNİ DOĞRU YOLA İLETİR.”(Bakara Sûresi, Âyet:213)
“DEDİ: RABBİMİZ HER ŞEYE YARATILIŞINI VEREN, SONRA DA (ONLARA) DOĞRU YOLUNU GÖSTERENDİR.” (Tâ-Hâ Sûresi, Âyet:50)
“O Kİ, (YARATTIĞI HER ŞEYİN ÖZELLİKLERİNİ) TAKDİR EDİP, YOLUNU GÖSTERDİ.” (El Â’lâ Sûresi, Âyet:3)
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın kendisini insanlara kurtuluş sebebi kıldığı, konuştuğu zaman hakkı ve doğruyu konuşturduğu, emir ve yasaklarının bildirilmesi ile görevlendirdiği, kendisine keşif ve ilhâm verdiği kimsedir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 

 

  Trio Yazılım