Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 
 
  Anasayfa » Allah\'ın Güzel İsimleri » Esmâ-ül Hüsnâ 4
Allah'ın Güzel İsimleri

 

 YÂ BEDÎU
 
BENZERİ OLMAYAN, HAYRET VERİCİ ŞEYLERİ YARATAN, ÎCAT EDEN.
Mubdî mânâsındadır. Bütün eşyâyı ilk kez maddesiz, örneksiz yaratandır. O’nun Zât’ında sıfatlarında ve fiillerinde benzeri görülmemiştir. Bedî-i Mutlak ancak ve ancak O’dur. Hiçbir tecellisi iki defa tekrar etmez. Müşâhade lûtfu ihsan olunan kulları, hayret ve huşû ile O’nun fiil, sıfat ve eserlerinin zenginliğini, güzelliğini seyre dalarlar, namaz ile dâim olarak, kulluk nimetine şükredici olurlar.
“GÖKLERİ VE YERİ BENZERSİZ YARATAN O’DUR.”
(En’am Sûresi, Âyet:101)
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın Zât’ında, sıfatlarında ve işlerinde her şeyin bizzat vücut vereni olduğuna şâhit kıldığı ve kendilerine bu ismin tecellisi ile îcat kabiliyeti verdiği, başkalarının âciz kaldığı şeyi yapmaya ehil kıldığı kimsedir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ BÂKÎ
 
SONU OLMAYAN DÂİMİ VARLIK.
O varlığı kendinden olandır. Gelecek düşünüldüğünde Bâkî denir, geçmiş düşünüldüğünde Kadîm denir. O mutlak Bâkî’dir, sonsuzdur, ebedîdir, Ahîr’dir. Mutlak Kadîm’dir, ezelîdir, evveldir. Geçmiş ve gelecek yaratılmışlar içindir. Çünkü onlar için zaman kavramı vardır. Ve zaman içinde değişirler. Halbuki, yüce Allah için değişme yoktur. Zamanı yaratan da O’dur. Geçmiş ve gelecek O’nda birdir.
Bu ismin tecellisindeki Kul, yüce Allah’ın Bekâ sırrını âşinâ eylediği, Bekâsı ile bâkî eylediği ve Bekâbillah sırrına erdirdiği kimsedir. Bu makamda kulun ibâdeti yalnız Kulluktan başka bir şey değildir. Bu makamda âbidle ma’bûd birleşir. Allahû Zül Celâl, El Bâkî yüce ismi ile tecelli edince, kul da ne sûret kalır ne de eser. Nitekim bir Hadîs-i Kudsî de, Cenâb-ı Hakk; “KİMİ KENDİM İÇİN ÖLDÜRÜRSEM, ONUN DİYETİNİ ÖDEMEK BANA DÜŞER. DİYETİNİ ÖDEMEM GEREKENE İSE, DİYET OLARAK KENDİMİ VERİRİM.” buyurmaktadır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ VÂRİSU
 
VARLIĞI DEVAM EDEN, CÜMLENİN FENÂSINDAN SONRA HER ŞEYİN SAHİBİ OLAN.
El Vâris yüce ismi, El Bâkî yüce isminin ayrılmaz bir parçası gibidir. Her zaman Hayy ve Bâkî olan Allah âlemlerin fenâsından, yokluğundan sonra da cümle mülkün tek vârisi sahibi olarak kalandır. Her şeyin dönüşü tek, benzeri ve ortağı olmayan Allah’adır. Hakikatte her zaman O vâristir. Bu açıklama yalnızca kendini mülk sahibi, varlık sahibi sananlar için bir uyarı ve hakikate dâvettir. İmân ve basîret sahipleri ise, yaratan yüce Allah’ın “Bugün mülk kimindir?” sorusuna, yine kendisinin verdiği “Vahid ve Kahhâr olan Allah’ındır” cevabını işitmişler ve huşû içerisinde boyun eğmişlerdir. İşte fenâlarından sonra bekâda, kullukta kıyâm eden onlardır. Onların vârisi muhakkak Allah’tır.
“MUHAKKAK Kİ ANCAK BİZ DİRİLTİRİZ, BİZ ÖLDÜRÜRÜZ. HEPSİNİN VÂRİSİ DE BİZİZ.”
(Hicr Sûresi, Âyet:23)
Bu ismin tecellisindeki Kul, fenâfillahdan sonra bekâbillaha erişince, ilâhi saltanattan ve ilimden gereken nasîbini alır. Büyük Peygamberlerin saltanat makamı olan bu makamın Velîleri, Peygamberlerin gerçek vârisi olarak ilimde, marifete ve hidâyete vesile olmakta onlarla birleşirler, ebedîleşirler ve Hakk’ın birlik ve bekâsına ererler.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ SABÛRU
 
ÇOK SABIRLI OLAN, GÜNAH İŞLEYENLERE CEZÂ VERMEK İÇİN ACELE ETMEYEN.
Allah her şeyi mükemmel bir ölçü dâhilinde ve en uygun zamanda yapar. O, ne takdir ettiyse onu tam bir hürriyet, irâde ve tasarrufla tecelli ettirir. Vereceklerini vermekte acele etmekten uzaktır. Acele, gaflet içindeki kulların vasfıdır. İnkârcılara ve günahkârlara belirli bir zamana kadar mühlet verdiyse hikmetiyle vermiştir. Kullarının kalbine kötülüklerden sakınmak için ve iyi, güzel şeyler yapabilmek için sabır veren O’dur.
“SABIRLA, NAMAZLA ALLAH’TAN YARDIM İSTEYİN. ŞÜPHESİZ O, ALLAH’A SAYGI GÖSTERENLERİN DIŞINDAKİLERE AĞIR GELİR.”
(Bakara Sûresi, Âyet:45)
Bu ismin tecellisindeki Kul, her işte ölçülü hareket eder. Gerek şahsına, gerekse umûma âit yapılan kötülükleri cezâlandırmada aceleci olmaz. Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmede ve yasaklarından sakınmada her türlü sıkıntıya karşı sabır gösterir.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ RABB
 
TERBİYE EDEN.
Yaratan, yoktan var eden ve düzelten, haber veren ve ta’lîm eden, ihyâ eden, uzaklaştıran ve yaklaştıran yüce Rabbimiz O’dur. İnsan şerefli yaratılmış ve yüce emâneti yüklenmiş olunca, varlık kademelerinin tamamını kapsamına alarak, yaradılışı cem etmiştir. Ve işte onu îcat eden Rabbi, onu Allah’a götüren ve irşâd edendir. Lûtuf, kahır, Cemâl ve Celâl gibi iki karşılıklı sıfatla zuhur edendir. O mutlak olarak ibâdet edilen, kulluk edilendir. Rabb sıfatların tamamını cem eden Zât’tır. Rububiyet ismi içinde Âlim, Semî, Basîr, Kayyum, Melik, Kahhar gibi isimleri çevreler. Tıpkı mürid isminin murad olunan bir şeyi talep etmesi gibi, varlıkların istedikleri isimlerin gerektirdiği mertebe için bir isimdir. Bu isimle, Allah ile kulları arasında sağlam ve edebe dayanan bir bağlantı vardır. Kul edeple bu bağa bakar ki, firavunluk dâvâsına düşmekten korunsun. Muhakkak Allah Rububiyet dâvâsında bulunanları kahreder.
“AZAMET, SALTANAT VE İKRÂM SAHİBİ RABB’İNİN ADI ÇOK YÜCEDİR, MÜNEZZEHTİR.” (Rahman Sûresi, Âyet:78)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MÜNÎM
 
NİMET VEREN.
Bütün nimetleri yaratan ve veren O’dur. Gerek zâhiri rızıklar gerek bâtîni rızıklar cümlesi O’ndandır. O rızıkların iniş mahalli olan toprağı yaratan da O’dur. Karşılıksız dağıtandır. Nimetlerinden faydalananlara sonsuz ve kayıtsız sürekli ihsanlar verendir. Kullarının nimetler perdesine takılmayıp, şükür ile nimetten geçip, nimeti verene bakması için onları cehâlet karanlığından Cemâl nûruna döndüren nimetleri dağıtan O’dur.
 
“GÖKLERDE VE YERDE KİM VARSA O’NDAN İSTER. O, HER GÜN (AYRI) BİR DURUMDADIR. ARTIK RABBİNİZİN HANGİ NİMETLERİNİ YALANLARSINIZ.”
(Rahman Sûresi, Âyet:29,30)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ SADIK
 
VA’DİNDE DURAN, SÖZÜNÜ YERİNE GETİREN.
O her şeyin ve mülkün sahibidir, yapılan ahde vefâ gösterir, kullarına karşı çok merhametli ve affedicidir. Nefis karanlığının temizlenmesinde sabır veren ve takvâ üzere olan kullarına yardım eden O’dur. Hakk’a yönelme sözünde birleşen, Resûle (S.A.V.) bağlı ve nefislerini terbiye eden kullarına yardım ve kuvvet ihsan eder.
“MÜMİNLER DÜŞMAN BİRLİKLERİNİ GÖRDÜKLERİ ZAMAN; ‘ALLAHÛ TEÂLÂ VE RESÛLÜNÜN BİZE VA’D ETTİĞİ BUDUR. ALLAH VA’DİNDE GERÇEKTİR’ DEDİLER. BU İMÂNLARINI, TESLİMİYETLERİNİ ARTIRMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPMADI.”
(Ahzab Sûresi, Âyet:22)
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ SETTAR
 
AYIPLARI ÖRTEN.
O kullarının ayıp ve kusurlarını, günah ve şirklerini örtendir. Nizamının mükemmelliği dâiresinde sûretleri örttüğü gibi, siretlerdeki, iç âlemlerdeki kötülük, azgınlık ve taşkınlıkları da örten O’dur. Gaflet ve dalâlet içinde olanlara güzelliğini örtendir. Nûrunun şiddeti ile karanlıklarda olan isyankârlara mevcûdiyetini yakın hasıl etmeyi örtendir. Emâneti yüklediği Âdemoğlu’na attığı tohumu, beden perdesi ile örtendir. O hikmeti ile merhamet eden Sübhan ve yüce olan Allah’tır.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
 
YÂ MU’TÎ
 
HEDİYE VEREN.
Allah yoktan var ettiği kullarına sonsuz hazinelerinden dağıtandır. Her şey O’na muhtaçtır, atîye o muhtaçlara verilir. Hediye ise yalnız sevgililere verilir. Resûl (S.A.V.) Hakk’tan, kullarına hediye olarak ihsan edilmiştir. Nebîler ve Mürseller ümmetlerine atîyedir. Resûl Efendimiz (S.A.V.) ise ümmetine Cenâb-ı Allah’tan hediyedir. Resûl Hazretlerine (S.A.V.) Hediyetullah denilmiştir, ümmeti içinde Mahbub-u Hüdâ diye meth edilir. Sevgiliden hediye alan, o hediyeyi baş tâcı eder, gönlünün içinde taşır. Hediyesi hep ve dâima Sevgiliyi hatırlatır, O’na yakın kılar, sıkıntıları açar, gurbette yoldaş olur, Resûlullah’ta (S.A.V.) ümmetine böyledir, hattâ çok daha yakın.
Gönülden zikreden Allah’ın rahmetine erer.
          
YÂ HÛ
 
O.
Hû, Allah isminin sırrıdır, açık belirli olan varlığın ta kendisidir. Bütün yaratılış O’nunla görünür, lâkin O görünmez. O, kendisini tam idrâk yolu, kapalı olduğu için, gaybdır. Kendisi gayb olduğu için değil. Hayât, ilim, irâde, kudret, Semî, Basar, Kelâm gibi sıfatların her birini kuşatan sıfatların anası O’dur. Bu sıfatlar ve isimlerle O’nun Zât’ına çokluk gelmez. Çokluk O’nun tevhidine karşı veya zıt değildir. Varlıkta O’ndan başka vücut bulmuş yoktur ki, ona ibâdet olunsun. O’nun gayrı mutlak yokluktur. Gayrına kulluk eden ancak kendi boş zanlarına cehâletten ötürü yönelir.
İYİ BİL Kİ, GÖKLERDE VE YERDE KİM VARSA HEPSİ ALLAH’INDIR. ALLAH’DAN BAŞKASINA TAPANLAR DAHİ, GERÇEKTE KOŞTUKLARI ORTAKLARA UYMUYORLAR, ONLAR SADECE ZANNA UYUYORLAR VE ONLAR SADECE SAÇMALIYORLAR.” (Yunus Sûresi, Âyet:66)
“ALLAHÛ LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ LEHUL ESMÂ ÜL HÜSNÂ.”
“(ALLAH), O’NDAN BAŞKA İLÂH YOKTUR. EN GÜZEL İSİMLER O’NUNDUR.”
(Tâ-Hâ Sûresi, Âyet:8)
 YÂ HAFÎZ
 
O, GERÇEKTEN KORUYUCUDUR. HALKI HER TÜRLÜ KÖTÜLÜKTEN KORUR. ALLAHÛ TEÂLÂ GÖKLERİN, YERLERİN, BÜTÜN YARATTIKLARININ VE İNSANLARIN BELLİ BİR ÖMRE KADAR VARLIKLARINI KORUR.
 
Birbirine zıt olan şeylerin birbirlerini yok etmesinden onları korur. Su ve ateş gibi. Vücudumuzda su ve ısı bir arada dengeli bir şekilde korunur. Tabîatta da böyledir. Vücut sıcaklığı yükselince ter ile vücuttaki su azalır. Hemen su içme ihtiyacı hissederiz ve azalan suyu tekrar yerine koyarız. İlaçların yaratılması da bu ismin tecellisi iledir, sağlığımızı korumak için.
Tehlikelerden korunmak için göz, kulak, el, ayak, akıl vermiştir. Güle korunması için diken vermiştir. Tohumu korumak için kabuk içine saklamıştır. Bize ihsan ettiği aklı, imânı, bilgiyi, güzel huyları, yetenekleri, emânetlerini hep bu isimle “O” korur, muhafaza eder.
Bu ismin tecellisindeki Kul tam bir edep hâlindedir. Bütün organlarını, kalbini, dînini, ahlâkını, öfke, şehvet vs. gibi nefsin ve şeytanın şerrinden korur. Allah’ta onun zâhir ve bâtınını (içini ve dışını) kötülüklerden korur. Öyle ki; onun yanında bulunan kimseler bile bu koruma altına girerler.
Rivâyete göre; Ebu Süleyman Dârânî Hz.’leri tam otuz yıl gönlüne hiçbir kötü düşünce gelmeden dostları ile bir arada kalmıştır. Hiç kimse O’na bu süre içinde edep dışı davranamamıştır.
 
Ey yolcu,
Gönül hoşluğu ile zikret!
 
YÂ FETTÂH
 
KULLARINA RAHMET VE RIZIK KAPILARINI AÇAN, HER MÜŞKÜLLERİNDEN KURTARAN.
 
“İNN FETAHN LEKE FETHAN MÜBÎN”, “BİZ MUHAKKAK Kİ SANA APÂŞİKÂR BİR FETİH NASÎB ETTİK.” (FETİH SÛRESİ, 1.ÂYET)
VELÎLERİN KALBLERİNDEN PERDEYİ KALDIRIP ONLARA SEMÂNIN MELEKÛTUNE, BÜYÜKLÜĞÜNE, GÜZELLİĞİNE GİDEN KAPILARI AÇAR.
 
 “ALLAH’IN İNSANLARA AÇACAĞI HERHANGİ BİR RAHMETİ TUTACAK YOKTUR.”(El Fâtır Sûresi, Âyet:2)
 
El Fettâh isminden hissesi olan Kulun yaptığı güzel nasihatlerle, insanların müşkülleri hallolur, dînî ve dünyevî meseleler açıklığa kavuşur, çözüm yolu bulunur.
Bu ismin tecellisindeki büyük Velîlere yüce Allah bütün esrarlı ilimlerin anahtarlarını verir. Bu Kul çok zor meselelerin çözümünü bulur. Bilinmeyen sırlara vâkıf olur.
Sabah namazını bitirdikten sonra elini göğsüne koyup 15 defa “YÂ FETTÂH” diyenin kalbi nûrla dolar, rızkı bol, işleri kolay olur.
 
Fâtiha (Anahtar) Sûresi her derde devâdır. Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında 41 kere Fâtiha okumaya devam eden kimse ne muradı varsa erişir.
Eğer 40 gün ara vermeden devam ederse, Allah’ın, muradını ihsan edeceği, büyükler tarafından söylenmiştir.
 
YÂ VEKİL
 
O, İŞLER KENDİNE HAVÂLE EDİLENDİR. HİÇBİR İŞİ TAMAMLAMADAN BIRAKMAYANDIR.
ALLAH VEKİL-İ MUTLAK’TIR.
1-KENDİNE HAVÂLE EDİLEN İŞİN TAMAMINI EKSİKSİZ BİLEN,
2-O, İŞİ EN GÜZEL VE TAM OLARAK YAPMAYA İLMİ, KUDRETİ YETENDİR.
 
Kul bir işte kendi kabiliyeti, ilmi, gücü kuvveti ölçüsünde başkasına vekil olabilir. BİR KUL MUTLAK VEKİL’İN YALNIZ ALLAH OLDUĞUNU KUVVETLE HİSSEDİP, YAŞAMAYA BAŞLARSA MÛTÎ BİR KUL OLUR. HER İŞİNDE ALLAH’IN VEKİLLİĞİNE GÜVENİR VE DAYANIR. SEBEPLER ONUN GÖZÜNE PERDE OLMAZ.
 
 “FEİN TEVELLEV FEKUL, HASBİYALLÂHÜ LÂ İLÂHE İLLAHÛ, ALEYHÎ TEVEKKELTÜ VE HÜVE RABBÜL ARŞİL AZÎM.”
“EĞER SANA İMÂN ETMEKTEN YÜZ ÇEVİRİRLERSE DE Kİ: ALLAH BANA YETER. ONDAN BAŞKA İLÂH YOKTUR. BEN O’NA DAYANDIM. O BÜYÜK ARŞIN SAHİBİDİR.” (Tövbe Sûresi, Âyet: 129)
 
Gönülce zikredersen eğer,
Emin olanlardan olursun elbet!
 
YÂ MÜ’MİN
 
BÜTÜN EMNİYET, GÜVENLİK VE KORUMANIN SAHİBİ.
Kör görmez, her an tehlikededir. Gören ise bütün bu tehlikelerden korunmuştur. O halde bu tehlikelerden korunmak için Allah O’na göz vermiştir. Eli olmayan, el ile korunulacak tehlikelerden korunamaz. Allah ona bu tehlikelerden korunabilmesi için el vermiştir. Bütün bu uzuvlar ve duyular böyledir.
Aç bir insana yemek verdiğiniz zaman siz, Mü’min ismi ile hareket etmiş oluyorsunuz. Çünkü onu helâk olmaktan kurtardınız.
 
En büyük tehlike âhirette cezâ görmek tehlikesidir. Bu tehlikeden bizi kurtaracak olan ise Kelime-i Tevhid’dir. Bunu söyleyen Mü’min olur. İnsanları kendi şerrinden emin eden, Mü’min sıfatına lâyık olur.
 
“EN İYİNİZ İNSANLARIN ELİNDEN, DİLİNDEN EMİN OLDUĞU KİŞİDİR.”
Hadîs-i Şerîf
 
İNSANLARI ÂHİRET AZÂBINDAN KURTARMAK İÇİN ONLARA GEREKLİ ŞEYLERİ ÖĞRETEN KİŞİLER DE “ÂLİMLER, VELÎLER” MÜ’MİN SIFATINA HAK KAZANIRLAR. BU YÜZDEN EN KÂMİL MÜ’MİN PEYGAMBERİMİZDİR. ÂDEM DÂHİL BÜTÜN PEYGAMBERLER, NEBÎ VE VELÎ KULLAR DERECE DERECE O YÜCE PEYGAMBERLER PEYGAMBERİNDEN FEYİZYÂB OLMUŞLARDIR!
 
  Trio Yazılım